Advert
Advert

Sol Medya

Advert https://www.tcnethaber.com//files/uploads/advert/0944b191af.jpg

Resim-Heykel Yasağı İslam’a Hıristiyanlık’tan Geçti

Resim-Heykel Yasağı İslam’a Hıristiyanlık’tan Geçti
Köksal ÇİFTÇİ( kkslciftci@gmail.com )
326
14 Şubat 2021 - 22:10
Köksal ÇİFTÇİ

Giriş

Biz, bu ülkenin solcuları, Marksistleri din meselesine burun kıvırırız ve bu konuya girmiyor olmaktan kendimize özel bir övünç çıkarırız. Oysa din / dinler konusunu çözümlemeden ve bağlamına oturtmadan toplumların önüne aklı başında bir program koymak olanaksızdır. Marks ve Engels de kuramlarını oluştururken konuya bu duyarlılıkla yaklaşmışlardır. En çarpıcı örnek “Alman İdeolojisi”dir.[1] Herkes bilir, “Komünist Manifesto” aynı zamanda bir parti tüzüğüdür,[2] “Alman İdeolojisi” ise Marksist kuramın omurgasını oluşturur. Yalnızca içindekiler bölümüne bakmak bile bu eserin yarıdan fazlasının dinsel konuların çözümlemesine ayrılmış oluştuğunu görmek için yeterlidir. Dinsel sorunları tarihsel veriler ışığında bilimsel olgunlukla ve yeterlilikle çözümleyememiş hiçbir hareket başarıya ulaşamaz.

Konumuz bağlamında soruyoruz, ülkesinde, inandığı dinin resim-heykel sanatını yasakladığını sanan milyonlarca insan yaşarken ve toplumu derinden etkilerken bunu umursamadan üretim yapan bir sanatçıyı sanatını hakkıyla yapmış sayabilir miyiz?

Şunu bilmeliyiz: Din konusu, din adamlarına bırakılamayacak kadar önemli bir konudur.

Dilerseniz lafı uzatmayalım, semavi dinlerin resim-heykelle ilişkisine geçelim.

Müslüman ülke inanlıları ve bazı sanat tarihçileri, İslam’da resim ve heykel yasağının Kur’an’dan kaynaklandığını sanırlar.[3] Bu doğru değildir. Çünkü Kur’an, resim ve heykel yasağını emreden tek bir ayet bile içermez. Tersine, Süleyman ve İsa’nın resim ve heykel yapmış olmasını över; dahası, söz konusu peygamberlere ait resim ve heykeller için şükür[4] edilmesini ister.

Peki Kur’an yasaklamıyorsa, İslam’da resim ve heykeli kim yasaklıyor?

Yaklaşık 661 ile 750 yılları arasında Emeviler iktidardaydı. Abbasiler ise 750’ye dek muhalefette kaldılar ve Peygamber akrabası olduklarından iktidardaki Emeviler tarafından dışlandılar. Onlara güçlü ve etkili bir muhalefet programı gerekiyordu. İmdatlarına yeni Müslüman olmuş ve Tevrat uzmanı olan iki eski Yahudi mümini Ka’bul Ahbar ile Abdullah İbni Sebe yetişti. Bu ikili, Emevi Hanedanı karşısında muhalefete düşmüş Haşimi liderleri Abbas ve Peygamber’in yakın arkadaşı Ebu Hureyre gibi rivayet aktarabilecek kaynakları etkilediler; hadis, özellikle de uydurma hadis kanalını devreye sokarak İslam’da resim ve heykel üretimini yasaklı hale getirmeyi başardılar. Çünkü onlar hâlâ Tevrat, özellikle de Tora etkisindeydiler ve Tevrat’ın ‘Kendin için oyma put, yukarıda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmıyacaksın’[5] ayet emrine sadıktılar. Bu anlamda yasak önerilerinin kaynağı tanrısaldı. Özellikle Abbas -ki Abbasiler onun adına devlet kurdu- bunu zamanla bir muhalefet programı haline getirdi. Abbas, Peygamber’in amcasıydı ve ölmüş yeğeninden sürekli hadis aktarıyordu. Muhalefet sokağa indi, Emevi iktidarının, Peygamber’in resim ve heykel yasağı emrini yok saydığının propagandasını yaptı. Amcanın bu atağı, yandaşlarını mutlu etmişti.
Ayrıca sanatçılar üstünde de uydurma hadisler aracılığıyla baskı kurdular.

Bütün bunlara karşın Emevi halifeleri, resim ve heykel yapımına Peygamber döneminde olduğu gibi altın çağını yaşattılar. Hem de yanı başlarındaki Bizans’ta 730 yılında başlayan ve yüz yıldan fazla sürecek olan sanat kırıcılığına karşın.

Daha ilginci, Anadolu’da Bizans, sanat kırıcılığının (İkonaklazm) yanında sanatçı kovuşturmasını da başlatmıştı. Yakaladıkları sanatçıları ya öldürüyor ya da kilise mahzenlerine hapsediyorlardı. Bu kıyımdan kaçmayı başaranlar ise Emevi topraklarına sığınıyor, İslam halifesi saraylarında resim ve heykel dalında iş alıp mesleklerini kaldıkları yerden sürdürme olanağı buluyorlardı. Bu bakımdan 730 ile 750 yılları arasındaki 20 yılda Emevi halife saraylarında yapılan resim ve heykellerin pek çoğu Bizans kökenli sanatçıların elinden çıkmış yapıtlardır.[6] Sonra, eskiden beri kuramsal olarak hazırlık yapan Abbasiler ikitidarı devraldılar ve Bizans yöntemlerini kullanarak resim ve heykel kırmaya başladılar.

İyi de bu sanat kırma işi Bizans’ta nasıl başladı?

A

HIRİSTİYAN CEPHESİ

Din Şehidi ve kutsal emanet

Tarsuslu Paulus (Pavlus), Grek kökenli, Roma yurttaşı katı bir Yahudi idi. İsa’nın peygamberlik savıyla ortaya çıkıp Filistin’deki Roma yönetimine muhalefet ettiğini duyunca çok sinirlendi, bölgenin Yahudi yönetiminden resmi görev isteyerek İsa’ya ve ardıllarına haddini bildirmek için Kudüs’e gitti. İsa kısa süre önce öldürülmüştü. Karşısında İsa’nın öğrencilerini savunmakta kararlı Zealot militanlarını buldu. Şam üzerinden Tarsus’a geri dönerken yolda fikir değiştirdi, kendini havari ilan ederek İsa öğretisini yaymaya karar verdi. Bu, Roma çıkarlarını egemen tutmak için daha uygun bir davranış olacaktı. Ne var ki öğreti, katı Tevrat hükümleri içeriyordu. Bu haliyle geniş halk kitlelerince kabul edilmesi olanaksızdı. Onun için bazı kuralları yumuşattı, sünnet olmak gibi temel ama korkutucu olanlardan vazgeçti. Bu haliyle halk kitleleri öğretiye sorunsuz yöneldi ve taraftarların sayısı beklenenin üstünde arttı. Dönemin antik din inançlı tutucu Roma yöneticileri, Paulus’un bu önerisinden hoşlanmadılar. Tutukladılar, sorgulamak için başkent Roma’ya götürüp idamla yargıladılar. Serbest kaldığında ise Roma’da baş gösteren ve taraf olmadığı bir iç isyanda kim vurduya gidip öldü.

Yöneticilerin pek çoğu algılayamasa da Antik Yunan inancı, artık yeni Roma için ölümcül hastalıklı konumundaydı. Ülkenin yeni bir dine gereksinimi vardı. Bu nedenle, güncellenmiş bu Yahudi dini Roma topraklarında hızla yayılmaya başladı. Paulus takipçisi pek çok önder yetişti ama bunların çoğu isyancı sayıldı, öngörüsüz Roma yöneticileri emriyle katledildi.

Halk, ölen bu önderleri din şehidi saydı ve onlara ait eşyaları toplayarak saklamaya başladı. Dinsel öneme sahip bu eşyalara ‘kutsal emanet’ dendi.

Yeraltı kutsal emanet şehirleri

Kutsal emanet toplama işi, bir tür kutsal yeraltı kentleri olan “katakomplar” zamanında gündeme geldi. O yıllarda henüz kendilerini Yahudi olarak görüyor, onların ritüeliyle ibadet ediyorlardı. Fakat açıkta olmak tehlikeliydi, bir ihbarla Roma askerleri gelip genç yaşlı herkesi öldürebilirdi. Bu nedenle söz konusu mezarlıkların uygun bölgelerinde yeraltına ev şeklinde “din şehidi” mezarları yaptılar. Böylece hem kutsal emanetleri güvence altına almış hem de ibadet ederken görülmekten kurtulmuş oldular. Şunu da bilelim ki katakomp resimlerinin ilk örnekleri MS 2. yüzyılda yapılmaya başlandı.[7] Bu yıllar, Hıristiyanlar’ın yaklaşık iki yüzyıl süren resim-heykel perhizinin bozulduğu yıllardır. Gizlilik ise ancak yüz yıl sürmüştür ve katakomp resimlerine devam edilmiş olsa da 312 yılında Hıristiyanlık, devletin resmi dini haline getirildiğinden yasak, dolayısıyla gizlilik kalkmış, sanatçılar özgür bırakılmıştır.

Konstantin öncesi Roma devlet yöneticilerinin görüş alanından olabildiğince uzak bölgelerde oluşturulmuştu bu yapılar. İnsanlar hâlâ ölüm korkusu içindeydiler ve yoksul halktan oluşan müminler, bir kenti andıracak kadar geniş olan kent merkezlerinden uzaktaki bu mezarlıklarda toplanmaktan vazgeçmemişlerdi.

Bu yerleşimler, Roma içinde ikinci bir Roma gibiydi.

Belli bir süre sonra bu mezar-kentler özellikle eşitlikçilik yönüyle halkın ilgisini fazlasıyla çekmeye başladı.

Sınıf ayrımı kalkıyor

“Ayin alayları ve ziyaretler Akdeniz dinsel tarihindeki benzersiz bir buluşu temsil eder. Nitekim Hıristiyanlık kamusal törenlerde kadınlara ve yoksullara da yer açmıştı. Ritüel niteliğindeki geçitler ve ayin alayları cinsel ve toplumsal ayrımların ortadan kalkmasını yansıtıyordu; erkekleri ve kadınları, aristokratları ve köleleri, zenginleri ve yoksulları, yerlileri ve yabancıları bir araya getiriyorlardı. Kutsal emanetler resmi olarak bir kente sokulurken, imparator için düzenlenen türden selamlanma törenleriyle karşılanıyordu.”[8]

Bu, hem İsa’nın “Tanrı’nın Krallığı” tasarımına uyuyor, hem de sanat açısından çok şey ifade ediyordu. Burayı dolduranlar bu nitelikteki insanlardı ve “din şehitleri”nin anısını yaşatmak için sanat üretmek istiyorlardı. Çok geçmeden harekete geçtiler ve bu katakompların, aziz mezarlarının iç duvarlarını fresklerle doldurdular.

Bu arada katakomp müminleri, kutsal emanet toplama işini sürdürmeyi asla savsaklamadı, tersine hızlandırdılar.

Kutsal emanet güç sembolü

Hıristiyanlık alenileştikten yaklaşık 50 yıl sonra (MS 380 civarı) kiliseler kurulmaya, kutsal emanetler, farklı bölgeler ve ülkelerde kurulan bu kiliseler arasında güç aracı olmaya başladı.

Olguyu Eliade şöyle anlatır:

“Konstantinopolis Konsili’nde (381) Doğu Kilisesi dört yetkili bölgeden oluştuğunu ve bunların her birinin kendi patriklik merkezine sahip olduğunu duyurur. Kimi zaman Konstantinopolis (İstanbul) veya dolaylı olarak imparator ile Roma arasındaki gerilim tehlikeli bir noktaya gelir. “İlk çağların” (dolayısıyla Aziz Petrus’a karşı bir önceliği olan) aziz andreas’ın kutsal emanetlerine sahip Konstantinopolis, Roma ile en azından eşit konumda bulunduğu iddiasındadır. Sonraki yüzyıllarda Hıristiyan teolojisine Hıristolojik veya kilise örgütlenmesine ilişkin kavgalar iki kiliseyi birçok kez karşı karşıya getirmiştir.”[9]

İkona kültürü Doğuyor

Kutsal emanetler sınırlıydı ve bir süre sonra bulunamaz oldular. Talebin doruğa çıktığı bir anda insanların beklentilerinin karşılanamayışı büyük hayal kırıklığı yarattı. Bu açığı kapatmak için din önderleri ikona yapımına yöneldi ve bu eylem kısa sürede yaygınlık kazandı. Başlarda katakomp duvarlarına fresk tekniği ile uygulanan bu eserler, zamanla sıradan eğitimsiz halk kolay edinebilsin diye düzgün ve geniş tahta parçaları üzerlerine yapılmaya başlandı. Konuları azizlerin öykülerini ve portrelerini içeriyordu.

Bu etkinlik ve uygulama halk tarafından benimsendi ve ikonalar da kutsal emanetler kadar ilgi gördü, zaman içinde kutsal emanetlere eş değer sayıldı.

Roma-Bizans ayrışması

Biraz geriden alarak anlatalım:

300’lü yıllarda oluşan Kavimler Göçü nedeniyle kentleri ve toprakları işgal edilen Roma ülkesi, biçimsel olarak ikiye ayrılmıştı. Konstantin, devlet örgütlenmesini Doğu’ya, Helen topraklarına taşımış, Roma’nın İmparatorluk olarak ayakta kalmasını sağlamış ve bu üstünlükle de yeni adıyla Bizans Kilisesini kurmuştu.

Öte yandan Kavimler Göçü’nün ayakları altında kalan eski Roma topraklarında daha önce yeşermiş olan Batı Kilisesi de yaşama şansı elde etmişti. Bu kilise, askeri kimliği olmadığı için zararsız görülmüş, dini olarak devlet örgütlenmesinde serbest bırakılmıştı. Bugünkü Vatikan devletinin çekirdeğini bu örgütlenme oluşturmaktdır. İlginç olan, böylesi biçimsel ayrılıklarına karşın Doğu ve Batı devletleri, aralarındaki bağı koparmış değillerdi. Batı kilise devleti, Doğu’nun İmparatorluk devletini tanıyor, onun himayesine sığınıyor, öte yandan kendi kilisesini kurmuş olmasına karşın Doğu da Batı’nın ruhani üstünlüğünü -gönülsüz de olsa- kabul ediyordu. Herkes halinden memnundu.

Ta ki III. Leo 700’lu yıllarda Doğu devleti olan Bizans’ın başına geçene dek.

Kiliseler, resim ve heykel

Bazı tarihçiler pek dillendirmez ama kilisenin Doğu ve Batı diye ayrılmasının tek ve en önemli nedeni resim ve heykel sorunudur. Yani, Hıristiyan müminlerin iki düşman kardeş haline gelmesi, kiliselerinin resim ve heykel konusunda ayrılığa düşmesindendir.

Böylesi gerçek olabilir mi?

Belgeler ve konunun önemli uzmanları bunun böyle olduğunu söylüyor.

III. Leo ve Gregorius Çatışması

Hıristiyanlık Tarihi yazarlarından Harry Rosenberg, Doğu Roma İmparatoru III. Leo ile Batı Roma kilisesinin başı Papa II. Gregorius arasındaki anlaşmazlıkları şöyle anlatıyor:

“İmparator III. Leo ikonaları (İsa Mesih, Bakire Meryem ve kutsalların figürleri) 726’da yasaklayınca Doğu’da ‘ikonalardan kaynaklanan karışıklıklar’ (ikonakırıcılık, ikonaklasmus) hakim oldu. İkonaları destekleyenler yaklaşık 125 yıl süren sert ve yıkıcı karışıklıklar sonucunda galip geldiler. Bu arada Papa II. Gregorius sadece ikonaları yasaklayan emri reddetmekle kalmadı, İmparator’un Batı’daki yetkisini de açıkça kabul etmediğini bildirdi. Gregorius’un sert mektubu çoğunlukla blöf niteliğindeydi. Ancak aynı zamanda devlet yöneticilerinin her zaman kilisede etkin bir rol oynadığı Ortodoks Doğu’nun devlet kilisesiyle, papalığın etkilerinden arınmaya çalıştığı Batı kilisesi arasındaki farkı açıkça ortaya koyan ciddi bir bildiriydi. Gregorius şöyle yazdı: Dinleyin! Dogmalar imparatorların değil, piskoposların işidir.”[10]

Bu bildiri Batı kilisesinin Doğu devletine ve kilisesine restidir.

İyi de kimdir bu III. Leo?

III. Leo’nun teolojik kökeni

III. Leo önderliğindeki Hıristiyan müminlerini resim ve heykel kırıcı yapan Tevrat’taki 10 Emir’in 4. ayeti şöyledir:

“Kendin için oyma put, yukarıda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında sularda olanın hiç sure- tini yapmıyacaksın.”[11]

Hıristiyan.net adresli sitede Kent Hinkson’un hazırladığı “Kilise Tarihi” adlı metin, konuyla ilgili şu bilgilere yer vermektedir:

“İmparator III. Leo’ya kadar kilisede zaman zaman putperestliği çağrıştıran bu resim ve heykellere karşı sesler yükselmişti, ama ikonalara karşı kimse Leo gibi bir kampanya başlatmamıştı. Aslında Leo’nun da bu kampanyayı başlatmasının farklı sebepleri vardı. kendisi doğudan olmasına karşın Grek değildi. … Genelde İkonoklastlar yani ikona karşıtları Grek olmayan ırk ve kültürlerdendi.”[12]

Yahudi kökenli oluşu nedeniyle Hıristiyanlığa geçmiş olsa da III. Leo, İsa öğretilerine göre değil, Tora (sonraki yüzyıllarda yeniden yazılmış Tevrat metinleri) öğretisine göre davranmaktan kendini alamıyor, mümin Hıristiyanları da bu tasarıma uymaya zorluyordu.[13]

III. Leo eyleme geçiyor

Hinkson anlatımını şöyle sürdürüyor:

“III. Leo’nun ikonalara savaş açması tahta geçtikten kısa bir süre sonra 725’te, çok popüler bir Mesih suretinin parçalanmasıyla başlamıştır. Hatta bu olay bir ayaklanmaya neden olmuştur. Bunun üzerine Leo 730’da küçük bir konsey toplatmış ve ikonalara karşı daha sert adımlar atılmaya başlanmıştır. İstanbul patriği alınan bu karara karşı sesini yükselttiği için de görevinden alınmıştır. Bizans imparatoru tarafından göreve atanan son papa II. Gregor da, hükümetin siyasetini protesto etmek için düzenlediği bir konseyde ikona karşıtlarını kiliseden aforoz etmiştir.

‘İmparator da papa Gregor’un bu küstahlığı üzerine Sicilya ile İtalya’da Papa’nın yönetiminde olan Grek episkoposluklarını İstanbul patriğinin yönetimine aktartmıştır. İmparator Leo’nun oğlu V. Konstantin babasından bile daha kararlı bir ikona karşıtı olarak tarihe geçmiştir. V. Konstantin bir konsey toplamış ve ikonaları lanetlemiştir. Ama bu karara ne Roma’daki papa, ne de Antakya, İskenderiye ve Yeruşalim patrikleri uydular.”[14]

Artık ipler kopmuş, kılıçlar çekilmiştir. Papa II. Gregorius ve Şamlı Yuhanna gibi liderler sanat kırıcılığına karşı direnme kaleleri oluşturmuşlardır.

Şam’ın Tarihsel karşı Duruşu

Şamlı Yuhanna ve Studiuslu Theodore, Roma Kilisesi’nin başı olan Papa II. Gregorius’un izinden gittiklerini açıklamış ve III. Leo’nun resim-heykel kıyımına net tavır almışlardı. Şunu da söyleyelim, Şam, İsa ve Pavlus’tan günümüze dek hem Hıristiyanlık döneminde, hem de İslam döneminde asla resim-heykel karşıtı olmadı ve bu tür girişimi olanlara da izin vermedi. Harlie Kay Gallatin, Hıristiyanlık Tarihi’ndeki inceleme yazısında Şamlı Yuhanna’nın, ikonaları put olmakla suçlayan İmparator III. Leo karşısındaki dik duruşunu şu ayrıntılarla özetliyor:

“İoannes (Şamlı Yuhanna), bir figürün asla özgün nesneyle aynı özden olamayacağını, yalnızca onun taklidi olabileceğini açıkladı. Bir ikonanın yegane önemi, aslının kopyası ve çağrıştırıcısı olmasıydı. İkona karşıtlarının yaptığı gibi, herhangi bir gerçek ikonanın İsa Mesih’i resmedebileceğini reddetmek, aslında beden alma olanağını reddetmekti. Bir ikonaya tapınmak yanlış olmakla birlikte, bir Mesih ikonasının varlığı inanlıyı gerçek Mesih inancı doğrultusunda tapınmaya yönlendirebilir ve yardım edebilir. İkonalara da aynen Kutsal Kitap veya haç kadar değer verilmeli ve saygı gösterilmeliydi.”[15]

B

İSLAM CEPHESİ

Halife Şam kilisesi’ni koruyor

Bir de İmparator III. Leo’nun, dönemin İslam devletiyle ilişkileri var. İmparator’un kolunun Şamlı Yuhanna ve Studiuslu Theodore’ye kadar uzanamayışının nedeni de bu ilişkide gizlidir. Teoman Törün, “Orta Doğuda En Büyük Kültür Kaynaşması” adlı makalesinde bu konuya yer vermiş. Diyor ki:

“Sekizinci asırda, Bizans’ta İkonoklazm hareket kesin bir egemenlik kazanınca, ikonaların kutsallığına inanan Şamlı Yohanna, Halifeliğin (resim-heykel üretimi yanlısı Emevi halifeliği) himayesinde düşüncelerini özgürce anlatıyordu. Halife II. Yezid’in dostça geçindiği İmparator Leo III.’ün (717-741), (Tüm Bizans topraklarındaki) Hıristiyan tebaasının devam ettiği kiliselerde bütün resim ve suretlerin taHıribi emrini vermesine karşın, bu bilginin edebî faaliyeti asla engellenmedi. Şamlı Yohanna, dogma, polemik, tarih, felsefe, belâgat, şiir üzerine sayısız yazıları arasında, “Kutsal İmgeleri Küçük Görenlere Karşı” adında üç bölümlük bir dizi inceleme eserini de Halifeliğin yarattığı engin özgürlük ortamında kaleme almış; bu eser, Bizanslı “İkona” savunucularının en güçlü silâhı olmuştur.”[16]

Fakat Emevi iktidarı da kısa süre sonra çöktü, muhalefet programları gereği resim ve heykel düşmanı olan Abbas torunları iktidara geldiler.

Abbasiler ve resim-heykel

Abbasiler 750’de Emevi devletini yıktılar ve yerine imparatorluk kurmaya giriştiler. Bu, İslam’da ilk kez görülüyordu. İmparatorluk kurumlarını oluştururken ilk olmanın sıkıntısını yaşadılar. Sorunu aşmak için de dönemin en büyük imparatorluğu olan Bizans’ın Hukuk, bürokrasi ve iktisat gibi temel öğreti ve uygulamalarını kopya ettiler, yürürlüğe soktular.

Biçimsel bazı devralmalar da oldu. Bunların başında kılık kıyafet ve sanata yaklaşım geliyordu. Kılık kıyafetin en görünen yönü, papaz ve rahibelerin giysilerini rengine varana dek taklit etmekti. Zaten Ka’bul Ahbar’la başlayıp yaklaşık 200 yıl süren ve kendilerini iktidara taşımakta önemli rol oynayan sanat karşıtlığı, ideolojik olarak hazırda duruyordu. Devreye sokabilmek için uygulama örneğine gereksinimleri vardı. Bunu da III. Leo’nun başlattığı, “heykellerin başını koparma” uygulamasını taklit ederek çözdüler.

Dönemin İslam müminlerine bunu anlatabilmek için kutsal emirlere gereksinimleri vardı. Bunu aşmak için de bol bol hadis uydurdular.

Giyim için uydurulan hadislerden birini Yaşar Kandemir şöyle özetliyor:

‘..Uydurmaya göre Cebra’il (as), üzerinde siyah bir kaftan ve başında da siyah bir sarık olduğu halde Hz. Peygamber’in yanına gelir. Hz. Peygamber, şimdiye kadar giyindiğini görmediği bu kıyafetin ne olduğunu sorduğu zaman, ondan şu cevabı alır: Bu, amcan Abbas’ın oğullarından gelecek olan meliklerin kıyafetidir. Onların hak ve adaletten ayrılmayacaklarını öğrenen Hz. Peygamber, amcası Abbas (ra)’a ve oğullarına dua edecektir.’[17]

Hadiste tarif edilen, rahip giysisidir.

Resim ve heykel kırıcılığı kurumu için de pek çok hadis uydurmuşlardır. Buhari’nin ve Müslim’in Sahih eserlerinin “Kitab’ül Libas” bölümünde yer alan bir hadis şöyledir:

“Ebu Hüreyre (r) den. Dedi ki: Bir kere Cibril aleyhisselam Resulüllah’ın yanına girmek için izin istemiştir. Resulüllah (s) ona “gir” diyerek izin vermiştir. Fakat cibril: Şimdi ben senin evine nasıl girebilirim? Çünkü senin evinde bir takım at ve insan misallerini ihtiva eden bir perde asılıdır. Ya bu resimlerin başlarını koparmalısın, yahut bu perdeyi indirip onu yere yayılan bir yaygı yapmalısın.”[18]

Dikkat edilirse, uydurma olduğu pek çok ilahiyatçı tarafından tespit edilmiş olan bu hadis de III. Leo’nun yöntemini aynen tarif etmekte, heykel ve resimlerin başlarının Bizans’ta olduğu gibi koparılmasını önermektedir. Bu ve benzeri hadisler tanık gösterilerek iş görülmüş ve yüzyıllar boyu İslam egemenliğindeki topraklarda bulunan hemen her heykelin ve resmin baş bölümü tahrip edilmiştir.

Sonuç olarak

750 yılında Bizans’ın etkisiyle İslam’da böyle başlayan resim-heykel yasağı, günümüze dek aralıksız sürdürülmektedir. Afganistan’daki Taliban gerillalarının dinamitlediği Buda heykeli de, Saddam’ın vinçlerle devrilen meydan heykeli de bu sürecin devamıdır.

Kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkan, Luther ile Calvin’in önderi olduğu Protestan Reform hareketi, merhamet ve yardımlaşma duygusunu diri tutup körükleyerek tüketici pazarını bozduğu için, geçmişin insanı merkeze alan sanat eserlerini vandallık düzeyinde yaklaşık 1523’ten 1566’a kadar çekiçle balyozla kırdırarak Avrupa kiliselerinde ikinci ikonakırıcılık eylemi gerçekleştirdi. Bu eylemin İslam’ı etkilemesi söz konusu değildir. Bu nedenle yazımızın kapsamı dışında kalmıştır.

[1] Marx – Engels, Alman İdeolojisi, Kor Kitap, 2018

[2] “Komünistler Birliği … 1847 Kasım ayında Londra’da yapılan bir kongresinde Marx ve Engels’e, yayınlamak üzere, tam bir teorik ve pratik parti programı hazırlama görevi verdi.” Komünist Manifesto, 1888 Tarihli İngilizce Baskıya Önsöz, s 90, Yordam, 2014

[3] Bazin, Germain; Sanat Tarihi, s137, Sosyal Yayınları,1998

[4] Sebe Suresi, ayet 13: “Onlar (cinler) Süleyman’a, isteğine göre yüksek ve görkemli binalar, heykeller, havuz gibi leğenler, yerinden kalkmaz kazanlar imal ederlerdi. Ey Davud ailesi! Şükür için çaba gösterin.”

[5] Kitabı Mukaddes, Çıkış, Bap 20, Ayet 4, s73, Kitabı Mukaddes Şirketi, 1981

[6] Tansuğ, Sezer; Resim Sanatının Tarihi, s 130, Remzi Kitabevi, 2004

[7] Tansuğ, Sezer; Resim Sanatının Tarihi, s 54, Remzi Kitabevi, 2004

[8] Eliade, Mircea; Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi 3, Kabalcı Yayınevi, s 66

[9] Eliade, Mircea; Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi 3, Kabalcı Yayınevi, s 67

[10] Rosenberg, Harry; Hıristiyanlık Tarihi, Yeni Yaşam Yayınları, s 241

[11] Kitabı Mukaddes, Çıkış, Bap 20, Ayet 4, s73, Kitabı Mukaddes Şirketi, 1981

[12] www.hıristiyan.net

[13] www.hıristiyan.net

[14] www.hıristiyan.net

[15] Gallatin, Harlie Kay; Hıristiyanlık Tarihi, Yeni Yaşam Yayınları, s 260

[16] www.kenthaber.com

[17] Kandemir, Yaşar; Mevzu Hadisler, s 41, Diyanet Yayınları, 1991

[18] Sahih-i Müslim ve Tercemesi, Kitabu’l-Libas Ve’z-Ziyhet, c 6, s 370, hadis 99, dipnot 51, İrfan

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
Advert
POPÜLER FOTO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.