Advert
Advert

Sol Medya

Advert https://www.tcnethaber.com//files/uploads/advert/0944b191af.jpg

İki Olasılık

Türkiye’yi yöneten veya yönetmeye soyunan kadrolar, belirli niteliklerden, yeteneklerden yoksun oldukları için
sorunlar çözülemiyor, sorunlar ağırlaşıyor veya yeni sorunlar yaratılıyor.

İki Olasılık
Mert KURTAR( mertkurtar011@gmail.com )
113
29 Nisan 2021 - 2:56

Türkiye’yi yöneten veya yönetmeye soyunan kadrolar, belirli niteliklerden, yeteneklerden yoksun oldukları için
sorunlar çözülemiyor, sorunlar ağırlaşıyor veya yeni sorunlar yaratılıyor.

Türkiye’yi yarım yüzyılı aşkın bir süredir, kısa aralıklar dışında sağcı partiler, sağcı yönetimler yönetiyor. Bugün
ortada bir başarısızlık varsa, ağırlaşmış sorunlar varsa, çözülememiş sorunlar varsa, bunlara yol açan sağcı partilerin kadroları, yöneticileridir. Bizde sağcı partiler, bu partileri yönetenler, genellikle kendilerini, inançlı, demokrat, halka hizmet aşkı ile yanan, muhafazakâr, mukaddesatçı, milliyetçi olarak yaftalarlar. Yalnız bu nitelikleri, kendilerinden aktarmadır. Gerçekte yaptıkları, bazı büyülü kavramlar ardına saklanıp veya sinip, çıkar kollamaktır.

Halk dalkavukluğu yaparak halksever, halktan yana gözükerek, oy devşirmişlerdir. Halkı sevmek, kötü kişi olmayı da göze alarak, halka bir şeyler vermeye çalışmak, özveride bulunmak, onun maddi yaşam düzeyi ile birlikte eğitim, kültür düzeyini yükseltmeye çalışmaktır; yoksa halkı kandırarak, onun elinden bir şeyler kapmak değildir.

Demokrat gözükmelerine karşın, demokrasiyi özümsememiş, benimsememişlerdir. Demokrasiyi yalnız kendilerini iktidara getirecek bir düzenek olarak görürler. “İmam Hatip” mezunu olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başında olan iktidar partisi “AKP”nin lideri Recep Tayyip Erdoğan, “Demokrasi bizim için bir amaç değil, araçtır. Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız… ” “Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz” demiştir, İstanbul Belediye başkanı olduğu dönemde.

Bu bağlamda demokrasiye bağlılıkları, iktidar olmaları ile sınırlıdır. Türkiye’de demokratik düzen öğesi sayılabilecek
ne varsa, hepsi o beğenilmeyen tek parti döneminden ve kısa aralıklı -sağcı olmayan- yönetimlerden kalmıştır. Sağcı partiler döneminde demokrasinin tek bir kurumu dahi oluşturulmamış, var olan kurumlar da budanmıştır.
Mukaddesatçı oldukları yaftalanmalarına karşın, kutsadıkları yalnız paradır, maddi çıkardır. Nitekim kirli mal varlıkları açıklandıkça tek kutsadıkları şeyin para olduğu anlaşılmaktadır. Cumhuriyet döneminin en büyük soygunları bunların döneminde olmuş, devlet eliyle kişi zengin etme politikası en etkin bir şekilde, kendilerini mukaddesatçı ilan eden kişi ve partilerin eliyle yürütülmüştür.

Muhafazakâr olma belirli nitelikleri, etik kurallara uymayı gerektirir.

Muhafazakârlık, iyiyi, güzeli, değerleri, gelenekleri korumak anlamındadır. Muhafazakârlık, doğayı, çevreyi, tarihi mirası, insanlığın ortak değerlerini, varlıklarını korumayı da içerir.

Muhafazakârız diye övünmelerine karşın, bir muhafazakârın niteliklerine sahip oldukları da çok kuşkuludur.

Mılliyetçiliklerini anlamak mümkün değildir. Nasıl milliyetçilik? Kimin milliyetçileri? Çoğu amaç saptırmak için
düzmece milliyetçi. Türkiye’nin hangi çıkarlarını korumuşlardır? Davranışları ile daha çok ABD’nin, kapitalist
düzenin çıkarlarını koruma peşindedirler.

Bu saptamalardan sonra şu soruyu tartışmak gerekiyor. Bu politikacılar, bürokratlar, toplumu mu yansıtıyorlar, yoksa ülkemizde tersine işleyen bir ayrım, seleksiyon mu var?

Toplum belli niteliklerden yoksunsa, doğal olarak onun temsilcisi olan politikacılar da bazı niteliklerden, erdemlerden yoksun olacaklardır. Bu bağlamda başka bir olasılık, toplumun önemli bir bölümünün moral açıdan sağlıklı olmasına karşın, tersine bir ayrım (seleksiyon) ile ağzı kalabalıkların, fırsatçıların, ayak oyuncularının, şarlatanların ortada kalması, iyilerin, dürüstlerin ise geri planlara
itilmesidir.

İki olasılık da bir ölçüde geçerlidir. Toplum olarak bazı eksikliklerimiz, hastalıklarımız, ayıplarımız var, kendimize benzer politikacılara oy verdiğimizden seçtiğimiz politikacılara da bu eksikliklerimiz yansıyor. Öte yandan tersine ayrım (seleksiyon) düzeneği de işliyor. Yeni kuşak mütareke medyasının da katkısı ile daha çok olumsuz olanlar ortada kalıyor, yalan-kof ünlü (kazip şöhret) olarak politik hayatımızda, devlet yönetiminde, iş hayatında yerlerini alıyorlar. Toplumumuzun irdeleme alışkanlığının olmaması, kolay etki altında kalması, tersine ayrımın (seleksiyonun) işlemesini kolaylaştırıyor.

İster toplumumuzun eksiklikleri, politikacılara, bizi yönetenlere, yönetmeye soyunanlara yansıyor diye düşünelim, ister tersine ayrımın (seçilimin) geçerli olduğunu kabul edelim, her iki olasılığın da verdiği sonuç ortada. Türkiye’de doğrultuları ne olursa olsun, partilerin dürüst, bilgili, insana değer veren, özverili yöneticilere gereksinimi var. Partilerin ne yazık ki bugünkü kadroları ve yöneticileri gelecek için de umut vermiyor.

21.03.2021

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
Advert
POPÜLER FOTO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.