Advert
Advert

Sol Medya

Advert https://www.tcnethaber.com//files/uploads/advert/0944b191af.jpg

Çarşamba yalnızlığı..!

Çarşamba yalnızlığı..!
Melek CAN( mlkcan@hotmail.com )
13.158
12 Haziran 2021 - 22:52

 

Çarşamba yalnızlığı diye bir şey var , nedir bilir misin..? Bazı şairlerin şiirlerine bile konu olmuştur hani…Google amca da arama yaptım ((: Ama beni kesmedi , istediğimi bulamadım doğaçlama devam edeceğim (:

 

Epey zamandır yada hatırladığımdan daha uzun bir süredir , özellikle Facebook ‘ ta haftanın tamı da ortasında temalı paylaşımlar yaptım…Her paylaşımım da birer sevgi pıtırcığı edasında tebessüm ettirici durum güncellemeleri idi…Aslen bir tebessümün ardına saklanmış üzüntünün teselli edici hali…Kimse fark etmedi :(( Yapılan yorumlarla eğlendik , tebessüm ettik o kadar…

 

Hani bazen bişeyler anlatırken sevdiğiniz insanın gözlerinin içine bakarak bir anda aslında sizi dinlemediğinin farkına varırsınız ya öyle bir his işte 🙁

 

Haftanın tamıda ortasıdır Çarşamba !

Haftanın stresinden uzaklaşmış , işleri ,

hayat düzenini yarılamış ve haftasonuna yaklaşmışsınızdır…Bir rahatlama günü gibi…

Çarşamba gününe Eski Türkçe’de “törtünç” (dördüncü) denirmiş…

 

Bu haftanın tamda ortasında gündem yeterince meşgulken bizi haftasonu babalar günü bekliyor…Günün konusuna binaen aslında bambaşka bir yazı vardı aklımda , kaytarıyor muyum acaba .? (: Benim için herkes kadar önemi asla değişmeyecek ,

her ne kadar tanıyarak büyüyemesem de kendisi ile gurur duyduğum ve bir yerlerde beni izlediğine , benimle olduğuna inandığım bir babam var… Vardı :(( Çok istediğim halde ondan koparılan ve sonrasında babasına gösterilmeyen bir kız çocuğuydum ben…

Bazı kalplerin yaraları vardır , asla kabuk bağlamaz… 🙁 Hayatta ki hiç ama hiç bir şey o yarama merhem olamadı 🙁 Oysa ben sevgiye inandım , samimiyete , merhametin gücüne ve şefkatin o hoş huzuruna…

Yaşanmış 40 yılı anlatmayacağım , söylemiştim sadece kalp kırıklıklarımı anlatsam roman olur diye…

Tonla anlatacak hikaye var aslında lakin kimseyi yermek niyetinde değilim…

Yaşanan yaşanmış , geçip gitmiş…

Ölen ölmüş , kalan kalmış misali 🙁

O kalanlar da bir gram dahi olsa sevgi kırıntısı bıraka bildi isem bu bana yeter…

 

Babam Mehmet CAN…1957 doğumlu , Bolu’lu…Eli bol , titiz , insan seven , insana kıymet veren , çalışmaktan gocunmayan , motoruna ve kızlarına aşık bir adamdı…

Ayrica da karizmatik ve de yakışıklı (;

Bende Babama aşıktım küçükken…

Ve çok sonradan öğrendim Beşiktaş’lı olduğunu ((:

 

Hâlâ İzmirime köye gittiğim de “Sen Mehmet’in kızı mısın…?” diye sorduklarında , bir yandan içim burkulur diğer yandan onure olurum…Herkes tarafından çok sevilen biriydi benim babam…

 

2000 yılı…Hayata 43 yaşında veda etti :((

O 43 yıla neler sığdırdı , Annemden ,

benden önce ve benden sonra neler yaşadı…? Keşke öğrenme şansım olsaydı :((

Ama olmadı…Minicikken , kocaman bir sınavdan geçip sonuçlarını yıllar sonra öğreneceğimi bilemezdim…Çünkü benim seçim hakkım yoktu , olsaydı BABAMI seçerdim…Dervişin dedigi gibi “kendi hikayesidir istediği gibi doldurur defterini…!”

Benim hikayem de herkes kendi defterini bile isteye öyle güzel doldurdu ki..! Hepsi de bedellerini bir şekilde ödeyecek ; ama bu dünya da ama ahirette…

O yüzden kimseyi yargılamaya gerek yok…

Allah her şeyi biliyor…

Benimse Vicdanım çok rahat…Vicdan önemlidir…Kimilerinde bulunur kimisinde bulunmaz…! Rabbim hepimizi vicdan sahibi insanlarla bir araya getirsin insaAllah Aminnn…

Benim vicdanımın rahat olmasını ,

babamdan helallik alabilmeyi sağlayan

Leyla Abla (Leyla Anne)…İki cihanda da Rabbim razı olsun senden inşaAllah…Amin…

Buradan bu vesile ile bir kez daha teşekkür ediyorum , son nefesime dek minnettar kalacağım sana…

 

Hakkı ile baba olanların , baba ola bilenlerin , baba kala bilenlerin , tüm baba adaylarının ve tüm babaların günü kutlu olsun…

 

Hayatım da olan yeri baki manevi babaların da gününü kutlarım , iyi ki varsınız…

 

Ahiret alemine göçen başta babam ve dedem olmak üzere tanıdığım veyahut tanımadığım ve tanıyamadığım tüm Babalara Allah rahmet eylesin , mekanları cennet olsun inşallah…

Amin…

 

Ben göçmen kızıyım , babasının kızı , sevgisizler ülkesinde yaşayan sevgi yoksunu bir insan Melek CAN’ım…

 

Yazılacak bi dolu şey , anlatılacak bi sürüü olay var lakin günü ve anlamı niteliğinde ,

her kelimesine imza atarım diyebileceğim bir alıntı paylaşmak istiyorum müsaadenizle…

 

Twitburç Zeynep TURAN’a sevgilerimizle…

 

Babalar ve Kızları…

Babasız kadın yaralı bir kadındır…

Bir şekilde babasını kaybetmiş , tanımamış , hele ki gittiğini gözlemlemiş ise artık yüreğindeki o kapı hiç açılmaz…

Belki sever , inanır , teslim olur , ama yüreğinde açılmayan hatta anahtarını asla bulamayacağı bir kapı vardır…

Baba , bir kadının , hayatında köklerinden beslendiği bir çınardır…

Ulu bir çınar…!

Gölgesinde huzur bulduğu , hayatın mıcırlı yollarında yürürken dizlerine aldığı yaralarını, ona yaslanıp sardığı çınardır…

Geçmişe dönüp bakmak adeta yorgunluk…

O yüzden böyle kadınlar için geçmiş , bir ağacın dalına takılmış bir bez parçaası gibi ölene kadar yüreklerinde yaşar…

Kilitsiz , anahtarsız ve kapıların ardında…

Babasız kadın olmak , erken yaşta anneye hayat arkadaşı olmayı öğrenmektir aslında…

Babasız büyüyen kadınların yürekleri kocamandır…

Belki başlarında esen kavak yelleri ve gençlik ateşi ile bir düzine tecrübe yaşarlar…

Ama intikam almazlar , çünkü onlar ,

acıtmanın hiç kimseye bir faydası olmayacağını bilirler…

Hayata dair büyük kasırgalardan geçerler…

En sevdikleri insanlar tarafından ,

hep daha fazlasını vermenin önemi öğretilmiştir onlara…

Çünkü o zaten gölgesi olmayan bir ağacın yavrusudur…

Ve sahiplenmek ruhuna nakış gibi işlenmiştir…

Belki en önemli yanları eksiktir ama babasız büyüyen kız çocuklarının gözle görülür faydaları vardır…

Onların kıymetini bilin…

Çünkü onlar büyük yürekli , küçük beklentileri olan , baba ruhlu kadınlardır…!

Böyle kadınlar yüreklerinizde büyük kapılar açar ; Kendi yüreklerinde ki ıssız , kuytu , karanlık kapılara inat…!

Belki de sahiplenmeyi , elindekinin kıymetini bilmeyi , insanları küçük nedenlerle üzmenin ne kadar da gereksiz olduğunu herkesten daha iyi anlarlar…

Seviyorum dediklerini gerçekten severler…

“Yalnızdım ; ama bir kente yürüyen ordu gibiydim…” der Jean -Paul Sartre’in 1938 yılında yayınlanan edebiyat alanındaki ilk eserinde…

Birine sarıldığımızda bir kente yürüyen ordu gibi olmak…Ne kiymetli bir duygu değil mi..?

Belki bütün kavusmalarda kabuk bağlamayan yaralarımıza merhem arıyoruzdur…! Ben iliklerime kadar yaşıyorum bu duyguyu , ya sen…?

Hep iyi gelelim bir birimize , samimiyetle….

Sevgiyle…

 

 

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
Advert
POPÜLER FOTO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.