Advert
Advert

Sol Medya

Advert https://www.tcnethaber.com//files/uploads/advert/0944b191af.jpg

Ne Olursa Olsun, Bazen Gitmek Gerekir…

Ne Olursa Olsun, Bazen Gitmek Gerekir…
Özden İLHAN( ilhan@gmail.com )
61
12 Haziran 2021 - 22:13

SON BÖLÜM
GÜLÜMSÜYORUM. ÇÜNKÜ SENİNLE KANATLANMAYA HAZIRIM.

Bir gün Özlem Hanım kızı hasta olduğu için eve erken gelir. Kızının ateşi düşmüştür. Cemile kendine çay, Özlem Hanım kahvesini yapar. Birlikte bir şeyler atıştırırken koyu bir sohbette dalarlar.
İnsanoğlunun rahatlamak için, içinde iyi kötü, doğru yanlış ne varsa boşaltmak ister ve zaman zaman dertleşip, hafiflemek ister. Omuzlarımızda taşıdığımız yükten kurtulmak ve anlatınca rahatlamak isteriz.
Bu hikâyenin kahramanı anlatmaya başladı. Cemile annesinden bahseder. Babasından bahseder, annesinin tekrar evlendiğini ve üvey babasının kendisini okuldan almasından bahsederken, birden durakladı.
Cemile ; “Çok özür dilerim. Bana ne olduğunu ben de bilmiyorum… içimi dökecek bir şeye ihtiyacım vardı sanırım. Sizinle konuşmak iyi geldi. Konuyu kendime getirip dertlerimle sizi sıkmak istemem.
Özlem Hanım ”Oğuz Atayın ”belki de anlatmaya çalıştın birilerine. Kim bilir belki de anlatamadın. Belki de insanın yüzüne bakar bakmaz anlatmanın yararsızlığını gördün.” Yazısı aklına geldi. Demek dertleşmek istiyor. Yıllardır içinde birikimleri kimseye söyleyememişti.
Cemile tekrarladı.
-Sizin de başınızı ağrıttım. Özür dilerim.
Özlem;
-Yo, mesele sensin, ben seni dinlemekten mutluluk duyuyorum. Rahat ol lütfen. Sen anlattıkça seninle gurur duyuyorum. Bende karşılıklı dertleşmeyi severim. İnsanlar dertleşirken birbirinden birçok hayat dersi çıkarır. Seni anlıyorum. Kimse kimsenin derdini dinlemek istemiyor. Bu da bana çok bencilce geliyor. Kendisinin dinlenildiğini gören birey, önce kendisine değer ve önem verildiğini, kabul edildiğini ve sevildiğini düşünür. Karşıyı yargılamadan, önyargı oluşturmadan dinlememiz gerekiyor.
Cemile;
– Kısık sesle sağ olun. Bunu fark ettim. Görünüşünüzden dolay sizden çekiniyordum. Ama zamanla sizi çok sevdim. O kadar cana yakımsınız ki, tanıdıktan sonra sizi sevmemek imkânsız.
Özlem Hanım gülmeye başladı. “Lütfen rahat ol! Bunu ilk senden duymuyorum. Senin bu sözlerini, birçok kişiden dinledim.” Diyerek, Cemile’nin elini tuttu. Bizim ülke diploma cennetidir. Sağ-sol diye birbirlerini vuran adamlar, kardeş kardeş üç ay notlara çalışıp imtihanı geçip, diploma aldı. Şimdi de ilkokul, ortaokul, lise, hatta teknik okul diploması veriliyor. Bir yığın insan sözde imtihanlarla diploma alıyor. Araştırayım sana da bir yerden, diploma alalım ne dersin?
Cemile’nin gözleri parlar.
-Bana değil ama eşim akşam ortaokulu bitirdi. Akşam lisesine gidiyor. Ona alsak, çok iyi olur.
Özlem;
-Önce sen Cemile. Hayatın sana ne getireceğini bilemezsin.
Cemile biraz duraksayıp:
-Çok haklısınız. Hayatın ne getireceği belli olmuyor. Komşumuzun oğlu, taksi şoförüydü. Kız kardeşi ara sıra bana geliyordu. İlk kez Akın’ı kapının önünü süpürürken gördüm. Kız arkadaşım benimle konuşurken, Akın’ın, bakışlarını üstümde hissettim. İlk kez içimde tanımadığım, farklı bir duyguyla karşı karşıya kaldım. Çok garip olan bu duyguya anlamaya çalışıyordum. Âşık olanlar söyler ya “karnında kelebekler uçuşuyor. “ diye, sanırım öyle bir şey yaşadım. O gün bir türlü bana bakışını aklımdan çıkaramadım. İlk kez okuduğun kitabım sayfası, defalarca okumak zorunda kaldım.
Bir hafta geçmişti. Kız arkadaşım, Hanife bana geldi:
-Abim seninle evlenmek istiyor. Babam, babanla konuşmuş. Hafta sonu seni istemeye geleceğiz.
-Belli etmemeye çalıştım. Ama ayaklarımın yerden kesildiğini hissediyordum. İstemeye geldiler, yaşım tutmadığı için kendi aramızda nişan takıldı. 18 yaşına basınca düğün yaptılar ve evlendik. Eski eşim çok yakışıklıydı. Derin ve keskin mavi gözleri vardı. Son model arabasına taksi plakası almış, taksicilik yapıyordu. Mutluyduk, herhangi bir sorunumuz yoktu. Zaten evden sabah erken çıkıyor, geç vakit eve geliyordu. Oğlumuz Mete doğdu. Böylece benim de evde işim artmıştı.
Cemile, derin bir iç geçirdi:
-Kolay değil, yaşadıklarım.
Yüzüne hüzün çökmüştü.
Özlem Hanım:
– Bu senin özelin Cemile, istersen benimle paylaşmayabilirsin.
Cemile:
– Sizi üzmezsem devam etmek isterim.
Cemile yeniden derinden iç geçirdi:

YAŞAM OLUMSUZ YÜZÜNÜ GÖSTERDİĞİNDE, SAKIN VAZGEÇME!
-Bir gün annem ve kız kardeşim geldi. Annem, kız kardeşimin serpildiğini ve iki genç yetişkin evde üvey erkek kardeşi olmasından rahatsızlık duyduğunu söyledi. “Bir an önce Nermin ’i de gelin edersen, babanızın yanına gönül rahatlığıyla giderim.” dedi. Kız kardeşime o gün bende kalmasını söyledim. Bende iki ay kaldı. Bir gün baktım; kusuyor. Doktora aldım götürdüm. Hamileydi.
Henüz kız kardeşim yaşı küçüktü, bu konuda bilinçli değildi. Eşim, beni ne zaman pazara bıraksa, beni beklemiyordu. Tekrar pazardan almaya geliyordu. Bazen beklediğim zamanlar çok oluyordu. Hep trafik nedeniyle geciktiğini vurguluyordu.
Meğer kız kardeşime tecavüz etmiş. Beni pazara bıraktığı günler eve dönerek, kız kardeşimle birlikte oluyormuş. Ablana söylersen “ senin bana asıldığını söylerim” diye tehdit etmiş ve kızcağızı korkutmuş. Her pazar alışverişe gittiğimde ısrarla “ben pazara gideyim abla, sen evde Mete ile kal’’ demesini ben , “pazarda gezmek istiyor” diye algılıyordum.
Akın ‘’Seni seviyorum, oldu işte” gibi, saçma sapan savunma getiriyordu. “Çocuğu aldırırız, evlenince gereğini yaparız” diye, kendince çareler üretiyordu. Çok pişman, çok üzgün tavırlar sergiliyor ve durmadan özür diliyordu. Daha yetmiyordu. Birlikte yaşamamızı istiyordu.
Öyle ya nereye gidecektim. Ya onun, bana sunduğu hayatı yaşayacağım ve kabul edecektim ya da kendi yaşamımı yeniden kuracaktım. Ben de hemen boşanmasını istedim ve kız kardeşime nikah kıymasını ve kimsenin bunu duymadan bitirmesini önerdim. İmam nikâhına izin vermedim. Yaşını büyütmesini istedim. Mahkeme, boşanma ve nikâh, avukatımızın sayesinde altı ayda bitmişti.
Babamın yakın arkadaşı Davut Amca’nın telefonunu annemden aldım. O’ndan iş istedim ama o bana “gel kızım seni evlendireyim “dedi.
Çaresiz yola çıkmaya karar verdim. Akın işe çıkar çıkmaz, oğlum ve kendim için bavula bir şeyler tıktım. Anneme uğrayıp vedalaşmak istedim. Kısaca olup biteni anlattım ve kız kardeşime sahip çıkması istedim.
Ama beni anlaması zordu. Cahildi, anlamasa bile, kızının arkasında durmak zorundaydı. Bağırıp çağırmaya, Hanife’ye beddua etmeye başladı.
-Anne lütfen şimdi komşular evi basacak, ne oldu? Diye soracaklar, sakin olur musun? Dedim.
Beni dinlemiyordu.
-Anne, daha Hanife’nin yaşı küçük ve hayatı tanımadan bir kızın başına gelebilecek en büyük travmayı yaşadı. Sakın onu kimseye ezdirme, olur mu? Arkasında dur. Sen arkasında durmazsan, el alem, onun yerin dibine gömer. Maalesef toplumsal cinsiyet eşitliğine sahip olmayan bir ülkede yaşıyoruz. Ben gereğini yaptığımı düşünüyorum. Sen de yapmalısın. Türkiye’de her 4 saatte bir kadın tecavüze uğruyor. Sen okumuyorsun, kaba saba bir adamın kölesi olmuşsun, hayatı bu sanıyorsun ve hala babamı sayıklıyorsun. İki erkek arasındaki farkı gören biri olarak, kızına nasıl saldırırsın, buna hakkın olmadığını bilmeni istiyorum. Birine saldırmak istiyorsan, saldıracağın biri varsa o da benim sapkın kocamdır.
Hanife gibi veya benim gibi kadınların, nelerle boğuştuğunu, nelerle savaştığını gören bir kadın duygudaşlık yapamaz da sesini çıkarmayıp, senin gibi, hemcinsini suçlarsa, kendine erkek diyen yaratıkların ekmeğine yağ sürmüş olur. Zaten şiddet ve tecavüz olaylarını bırak, kadın cinayetlerinde bile” iyi hal” uygulayıp, ceza indirimi alıyorlar. Bu yaratıklar, daha da azgınlaşıyor ve benim kardeşim gibi masum kızlar suçlanırken, onlar daha da özgürleşiyor.
Sen bana gizli gizli roman olan bir kadınsın. Kendime güvenim senin sayende oluştu. Sana yalvarıyorum, artık onların evli olması, bu adamın kişiliğini değiştirmeyecektir. Hem eski eşime, hem de insanlara karşı kızını savunacaksın.
Sıra üvey babama gelmişti. Annemi “Şimdi ben ona ne diyeceğim’’ korkusu, sarmıştı.
-Kocamın adiliğinden dem vurursun. Sonuç olarak nikâhları yapıldı. Hiçbir şey demeye hakkı olmadığı söylersin.
İşte benim hayat hikâyem bundan ibaret. Çok şükür Adem çok iyi bir insan. Çalışma isteğime bile “ sen ne istiyorsan, onu yapmakta serbestsin “ dedi.
Sizin sayenizde ilk kez kendi paramı kazandım. Benden mutlusu yok, daha da özgürleştiğimi hissediyorum.
Özlem Hanım, Cemile’yi imtihana sokarak ortaokul diploması aldı. Lise diploması için Adem’e teklif etti. Ama Adem kabul etmedi. Lise sonda olduğu ve çok çalışması gerektiğini, üniversite sınavına girerek, avukat olmak istediği söyledi. Özlem Hanım, bu cevap karşısında çok mutlu olmuştu. Cemile’ye dönerek ‘’çok şanslısın cemile, gerçekten Adem mükemmel biri, umarım günün birinde avukat cübbesiyle, kendisini görürüz.’’
Özlem Hanım, Cemile’nin, yeni açılan bir hastahaneye, müracaatını yaptırdı. İşe kabul edilen Cemile, Özlem Hanım’dan ayrılmak istemedi.” Bana sigorta yaparsanız, sizde çalışmayı çok isterim’’ dedi.
Özlem Hanım “ Cemile, biz ölümlüyüz ama devlet ölümsüzdür’’ diyerek yerine bir kadın bulmasını istedi.
Cemile bir süre sonra işe başladı. Adem avukat oldu. Asla kibirlenip şımarmadı. Aksine, imkanları arttıkça daha da alçak gönüllü oldu. Ve iyi aile babası oldu. Davut Amca ile her pazar günü buluştular. Davut amca, Cemile ve Adem’in babası, oğlu Mete ve kızları Merve’nin dedeleri olmuştu…

 

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
Advert
POPÜLER FOTO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.