Advert

Sol Medya

Advert

sperrmüll abholung berlin

Karın Sessizliği-1

Ayşen sabah uyandı, penceresini açtı. Gece yağan kar her tarafı kaplamıştı. Pencereyi hafif araladığı zaman, karın kendine has kokusuyla birlikte soğuk hava, içeriye dolmuştu. Hemen pencereyi kapadı. Yüzü ta burnuna kadar atkısına gömülü, kasketinin kulakları inik bir bey dikkatli adımlarla evine sıcak ekmek götürüyordu. “Demek ki hava bu kadar soğuk” diye düşündü. Karşı kaldırımda bir çocuk köpeğini gezdiriyordu. Bir elini cebine sokmuş, beresiyle kulaklarını kapatmıştı.

Karın Sessizliği-1
Özden İLHAN( ilhan@gmail.com )
30
03 Ekim 2021 - 0:12

Etraf çok sessizdi. Kar yağışı devam ediyordu. Kar yağarken gürültüye neden olan insan kaynaklı gürültüler yoktu. Karın sessizliği hâkimdi. Bir gün babasıyla sohbet ederken, sessizliğe kar yağışının da etkili olduğunu öğrendi. Hayretle yüzüne bakakalmıştı. Babası anlatıma devam etti. “Ses, havada basınç dalgaları oluşturarak ilerler. Bu dalgalar enerjinin çarpışmalar yoluyla molekülden moleküle aktarılması sayesinde çok uzak mesafelere ulaşabilir. Gözenekli yapıya sahip malzemelerde ise enerjinin bir kısmı yansımak yerine malzemenin katı bölümleriyle etkileşerek soğutuyor.” Demişti. Yani, yeni yağmış kar tanelerinin yüzeyinin gözenekli yapısı nedeniyle ortamın sessizliğini sağlıyordu. Yerde donduktan sonra da ses daha iyi duyulmasını sağlıyordu.

“Karın sessizliği “, birden uğultuya dönüşmüştü hızlanmıştı, rüzgâr birlikte görünen her şeyin üstü karla örtülüyordu ve bu örtü giderek büyüyordu. Aylin gözünü büyülü ortamdan alamıyordu. Bir an fırtına durdu, fakat daha sonra karşı konulamaz gibi görünen dalgalar halinde, kar tekrar yağmaya başlamıştı. Göz gözü görmüyordu. Dışarıyı seçebilmek oldukça zorlaşmıştı.

Mutfağa doğru yürüdü. Kahvesini yaptı. Bir an önce camın önüne giderek, bu manzara her saniyesine tanıklık yapmak istiyordu. Birden yüzü asıldı. Acaba dışarda olmak zorunda olan, sığınacak bir yeri olup, odunu kömürü olmayan insanlar ne yapıyordu. Ya hayvanlar, bu beyaz örtünün altından yiyeceğini nasıl bulacaktı.

Yıllardır tutkuyla aradığı çocukluk masumiyetiyle, insani duyguları anlamaya çalışıyordu. Dünya herkesi barındıracak ve doyuracak kadar büyükken, neden bazı çocuklar ve insanlar aç ve evsizdi.? Bu dünya da herkes kendi evinde gibi hissedebilmeliydi. Bütün kalbiyle buna inanıyordu.

Saflık duygularıyla arınmaya devam edemediğini gördü ve yıllar geçtikçe bu rüyadan uyanmıştı. İnsanlar çok ama çok iyi yaşam şartlarını sahip olmak uğruna, diğer insanları maalesef görmemezlikten geliyordu.

Kar yağarken, doğa tüm sessizliğiyle onu dinliyordu. Keşke insanlarda zaman zaman susup, doğayı ve zor durumda olan insanların sesini duysaydı, ne güzel olurdu. Evden bazı nedenlerle ayrılmış, kimsesiz, yalnız, evi sokaklar olan çocukları düşündü. Şu soğukta diğer çocuklar gibi kartopu veya kızak kayacaklar mıydı?

Dünyamızı paylaştığımız yaban canlılar ve kuş türlerimizin aç kalmaması için, yaban hayatına yiyecek bırakmış olmasını, içinden umut etti. Zaman zaman duyduğu yaban hayvanların açlık nedeniyle yerleşim bölgelerine inerek, insanlara sıkıntılı bir durum yaşatması üzücü sonuçlar doğuruyordu.

Kuşları beslemek, normal günde son derece yanlış bir davranış biçimi olduğunu biliyordu. Çünkü doğal yoldan yaşamasını ve yemek bulmasını unutuyorlar ve insanlardan yemek vermesini bekler hale geliyorlardı. Bu nedenle bazı ülkelerde kuş beslemek yasaktır ve beslerken görüldükleri zaman ceza yediklerini biliyordu. Normal zamanda çok ama çok haklılardı. Bugün çok özel bir gündü. Hemen çekmecesini çekti. Bu günler için aldığı kuşyemini eline aldı. Penceresinin açarak, pencere kenarındaki karları eliyle biraz ileriye iterek yer açıp, kuşyemini serpiştirdi.
, yetişkinler sıklıkla büyük resmi görürler, boş arsalar ve sokaklar gibi henüz yapılandırılmamış oyun alanlarını kendilerine göre düzenlerlerdi. Kendilerine apartmanın arkasındaki boş araziye voleybol sahası yapmışlardı. Çocuklar, bu mekânları birer oyun fırsatı olarak görür ve boş Artık ödevlerini yapmalıydı. Yarın okul vardı. O zamanlar, kar ne kadar yağarsa yağsın okul tatil yapılmazdı.
Zaman ne kadar geçti fark etmemişti. Dışarda çocuk sesleri ve neşeli çığlıkları duyuluyordu. Pencereye doğru yürüdü.

Çocuklar, etkili kar yağış sonrası, kayak pistine çevirdikleri yokuştan, kendi yaptıkları kızaklarla, lastikle, poşetlerle arka arkaya kayarak, mevsimin ilk kızak keyfini çıkarıyorlardı. Çok eğleniyorlardı. Birden gözü poşetle kayan bir kıza takıldı. Bugüne kadar hiç görmemişti.

Mahallede herkesi tanıyordu.

Başında, altın sarısı renginde, omuzlarına doğru düşen atkısı altında siyah dalgalı saçları, gözüküyordu. Nerdeyse erkek çocuklardan daha iyi kayıyor ve eğleniyordu.

Geçmişte oyun malzemelerinin çocuklar tarafından doğal malzemeler kullanılarak temin edilirdi ve yapılırdı. Çoğu çocuk, mucitti.

Günümüzde daha çok hazır oyuncakların kullanıldığı gibi çocukların oyun oynayabilmeleri için yeterince güvenli açık alanlar çok fazla bulunmuyor. Geçmişte anne ve babalar, çocukları için endişe duymazlardı. Şimdilerde ebeveynler, çocuklarına gözcülük yapmak zorunda kalıyorlar.

Sarı atkılı kız, kaymayı bırakmış, kar yuvarlıyordu. Sanırım kardan adam yapacaktı. Aylin, sıkı giyinip aşağıya inerek, yanında olmayı çok arzu etti.

Biraz daha ilerde sevinç çığlıklarıyla kartopu oynayan çocukları gördü. İki yıl önce sokakta sadece önüne bakarak yavaş yavaş yürürken kafasına taş sertliğinde bir kartopu isabet etmişti. Tam kulağını üstüne denk gelmişti. Biraz önceki düşme tedirginliği bitmiş, ağrıyan kulağını tutmuştu.

Hesap sormak için etrafına bakındı. “Sen delirdin mi arkadaş, bu nasıl kartopu “deme fırsatı bile yoktu. Ortada kimse gözükmüyordu.

Belli ki bir yerde gizlenmiş, kendine başka kurbanlar arıyordu. Bir an önce ikincisi kendini bulmadan oradan uzaklaşmalıydı. Uzunca süre kulağının şiddetli ağrısı çekmişti. Kulağının ağrısının hafiflemesi bir haftayı bulmuştu.

Bırakın sadist insanları, tanımadıkları kişilere kartopu atanları anlamakta zorlanıyordu. Her kar yağışında bu olumsuz kartopunu hatırlıyor ve inmekten vazgeçiyordu. Babası onun güvencesiydi. Birlikte karda yürüyüşe çıkar, köşedeki pastanene de boza içer, geriye dönerlerdi.

Sarı bereli kız kardan adamı, bitirdi. Küçücüktü ama sevimli olmuştu. Havuçtan burun da yapılmıştı. Beresini ve atkısını çıkartıp, kardan adama takmıştı. Şimdi onu daha iyi görebiliyordu. Boyu ortalama olarak 1,60 civarında olmalıydı. Uzun ve kumral hafif dalgalı saçları beline kadar uzanıyordu. Rüzgârın esmesiyle birlikte uçmaması için sarı beresini tuttu ve tekrar başına geçirdi.

Sonunda okullar tatil olmuştu.

Çocuklar her zaman, her ortamda oyun oynayabilirler ancak büyüklerin potansiyellerini tamamen kullanabilmeleri için zengin bir çevreye gereksinimleri vardır. Uygun bir yer bulup, kendilerine voleybol sahası yapmışlardı. Voleybol sahasını boş bulduklarında fırsat kaçırmaz, oyun oynarlardı.

Aylin’in kışın gördüğü bu güzel kızla ile karşılaşması, voleybol sahasında oldu. Nermin, Oya, Nur ile ip atlarken, yanlarına gelerek, hiçbir söz söylemeden, ipi Oya’nın elinde alarak,

Haydi, sende sıraya gir dedi.

Neşe içinde ip sallamaya ve atlamaya başladık. Oyuna ara verdiğimizde birden ortadan kayboldu. Elimde dört adet gazozla geri döndü. Biz şaşkın gazozları yudumlarken, o cıvıl cıvıl konuşarak, bizi güldürüyordu.

Aylin:

Ben seni tanıyorum. Sen sarı bereli ve atkılı kızsınız, seni “kardan adam”, yaparken gördüm.

Tanımış olmanın verdiği yüz ifadesiyle ile, eliyle oturdukları apartmanı gösterdi.

Biz en üstteki katı aldık ve taşındık. Evimize her zaman gelebilirsiniz. Annem arkadaşlarımla evde oynamama kızmaz.

Sonunda isminin Filiz olduğunu öğrendikleri bu hoş kızla arkadaşlıkları böyle başladı. Harika iri gözlere sahip, samimimi ve içten sımsıcak bir kızdı. Aylin’in, medeni cesaretine hayran kalmıştı. Özgüvenine ve bağımsız tavırlarına hayran kalmamak elde değildi. Hiç tanımadığı kişilerin yanına gelerek, oyuna girmişti sanki uzun süre arkadaşlarmış gibi, hiç yabancılık çekmeden oynamıştı.

Kendisini olsa, bu davranışı yapamazdı. Hayatında yeni insanlara yer vermesi için karşı tarafın samimiyetine kesinlikle güvenmeliydi.

Birileriyle tanışırken onları etkileme amacıyla kendilerini komik durumlara sokan insanların, sahtelikten ve yapmacık tavır almalarını hissettiği zamanlar olmuştu.

Düşünsenize, daha önce hiç görmediğiniz biriyle tanışıyorsunuz ve bazı hareketleri yüzünden onun çok samimi olmadığı yargısına varıyorsunuz. Bir daha onunla görüşmek ister miydiniz? Ama Filiz çok farklıydı. Çok samimi ve içtendi.

Biz yarım saat içinde babasının taksisi olduğunu ve kendi taksisiyle çalıştığını, yazın ise babasının Mardin’e gittiğini, büyük babasıyla birlikte 30 dönüm araziyi ekip, biçtiklerini anlattı. Bir hafta geçmişti.

Filiz ile ikinci karşılaşmamız yazlık sinemada oldu.

Apartmanımız da bir alt katta oturan banka müdürü olan komşumuzun kızı Oya, Aylin’lerin kapı zillerini çalarak,

Akşam yazlık sinemaya gideceğiz, sizde uygunsanız birlikte gitmek istiyoruz.

Teklifini Aylin’in annesi ve babası olumlu cevap verince, birlikte sinemanın yolunun tuttular. Pırıl pırıl bir gökyüzü, vardı. Yaklaşık iki durak yürümeleri gerekiyordu. Aylin, sohbet ederken yolun nasıl bittiğini anlamıyordu ama geri dönerken, uyku o kadar ağır basıyordu ki, eve kendimi zor atıyordu.

Yazlık sinemanın önünde çekirdekçinin önünde durdular. Çekirdekçi, kare şekline getirdiği gazete parçalarını gayet seri ve şık bir hareketle bir saniye içinde külah haline getirdi. Külahın uç kısmını açılmasın diye iyice büktü ve çay bardağı ölçüsüyle çekirdekleri içini doldurduktan sonra da üst içeriye katlayarak külahın ağzını kapattı. Çekirdek ölçü birimi olarak çay bardağının kullanıldığı zamanlardı.

Aylin, çekirdek çitlerken, gazete kağıdının üstünde yazıları okumayı çok severdi. Okuyamadıklarına tahmin yürütmek hoşuna giderdi.
Yazlık sinema çevresi, dikdörtgen şeklinde beyaz badanalı duvarla çevriliydi. Kapının giriş tarafına koydukları eğriltti yapılmış gişeden, babaları bilet satın aldılar ve hep beraber filmin oynatılacağı bahçe tarafına geçtiler. Etrafına, çepeçevre renkli ampuller ve floresanlar yanıyordu.

İçeriye girildiklerinde akşam rüzgarının eşliğinde serin açık havada, kendilerine uygun bir yer buldular. Aylin ve Oya anne ve babaların önündeki sıradaki, tahta iskemlelere annelerinin uzattığı minderi üstüne koyarak, oturdular.

Çekirdek elde beyaz gazoz içerek, Türk filmlerinin izlendiği yazlık sinemalar, artık tarihe karışsa da bizim kuşağın anılarında hep var olacaklar.

Birden çocuk neşesiyle Filiz yanıma oturdu. Elinde ay çekirdeği dolu torba vardı. Aylin’in elindeki çekirdek külahını üstünü kapadı. Torbayı uzatarak,

-Burada çok var. Buradan al” diye, elindeki torbayı uzattı, daha sonra da Oya’ya uzattı.

Filminin kısa süreli sessizlik anlarında, yoğun bir “çıtırtı sesi” duyuluyordu. Film kesilmeden ilk yarıyı bitirmişlerdi. Film kopmaları genelde kaçınılmazdı.

10 dakika ara verildiğinde aralarda “Frigo buz “diye bağıran gençler, o yılların en gözde yiyeceği satarlardı. Metalik kaplaması içinde, dondurmaya benzeyen, o yılların gözde tatlısıydı.

Filiz yine durmamış, soruyordu.

Alaska’mı? Frigo’mu? Erkek kardeşi “Frigo “der, demez yine 4 adet alıp, bizlere de dağıtmıştı.

Aylin; “Filiz ‘çiğim, bu son olsun olur mu? Paralarını kendine harca; bizi mahcup ediyorsun “diyerek, sitem etti.

Filiz’le üç kız arkadaşın dostluğu böyle başlamıştı. Her gün birlikte görüşüyor. Birlikte oynuyorlardı.

DEVAM EDECEKTİR…

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
POPÜLER FOTO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.