1. Haberler
  2. Öykü
  3. Emine Aydoğdu; Laika’ya Barış Getirecekler Miş!

Emine Aydoğdu; Laika’ya Barış Getirecekler Miş!

Duydunuz mu? Laika’ya barış getireceklermiş! Barış istiyorlarmış.

Advert
featured
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

Duydunuz mu? Laika’ya barış getireceklermiş! Barış istiyorlarmış. Söylesenize! Barış, isteyerek elde edilecek bir şey mi? Siz buna inanıyor musunuz? Aslında sizin neye inanıp inanmadığınızın bir önemi yok, çoğunluk inanıyor ya da inanmış görünüyor. Laika’da sergilenen barış oyunu; içleri geçmiş, beyinleri küflenmiş bir yığın işbirlikçinin bilinçli olarak ortaya attığı düpedüz kandırmaca, tamamen uydurulmuş kötü bir senaryodan başka bir şey değil.

Barış olacaksa silahları kime satacaklar? Altın aramak için dağları nasıl delik deşik edecekler? Nükleer santralleri nasıl kuracaklar? Suları nasıl zehirleyecekler? Ormanları yok edip ağaçları nasıl kesecekler? Sağlıksız besinleri nasıl pazarlayacaklar? Hayvanları nasıl katledecekler? Rüşvet ağını nasıl kontrol edecekler? Hırsızlığı, yolsuzluğu nasıl yasal kılıfa büründürecekler? İnsan öldürmek, asmak, işkence etmek, haksız yere tutuklamak, sivil halkı bombalamak, mayın döşemek, faili meçhullere yenisini eklemek, bir gecede zengin olmak, hukuku rafa kaldırmak, yağma yapmak, uyuşturucu sevkiyatı yapmak, hapishane, karakol, yeni adalet evleri yapmak, kara para aklamak için hangi bahaneleri ileri sürecekler?

Ayrıca Laika’da şimdiye değin barış olmamış da şimdi mi olacakmış? İnsanların saygınlıklarının malına ve mevkisine göre belirlendiği Laika’da tuvaleti temizletenlerle temizleyenler arasında nerede duracağını netleştirmediğin sürece barıştan yana olsan ne olur, olmasan ne olur? Yönetenlerin basmakalıp sözcüklerini, sürekli parlatan ve koşullara göre kullanışlı hale getiren paralı akademisyenler, din görevlileri, gazeteciler ve tarihçilerin çöplük gibi büyüdüğü bu süreçte bir kısım toplulukların güç ve ahret düşkünlüğünü de ortaya serersek al takke ver külah hileleriyle gücü elden bırakmamak ve ellerindeki güçle kahraman olmak isteyen hevesliler barış barış diyerek, dem üstüne dem vuruyorlar.

Öyle bir heves ki gerçeğin ırzına geçip tamamen utanç içinde bırakıyorlar. Bu noktada iktidarın kendisi çeteci ve vurguncu bir siyasi anlam kazanarak sürekli ürettikleri yalanı meşrulaştırmak için yönettiklerinin barışa gönülden inanmasını sağlamak için her yolu mubah görüyor. Sergilenen bu oyunda her ne pahasına olursa olsun paranın, gücün ve iktidarın kontrolünü ellerinde tutup, daha fazla güç, daha fazla para, daha fazla kontrol ve daha fazla yönetme hırsını bileyerek olmayan itibarlarını yeşertmek istiyorlar.

Bu korkunç senaryonun hayat bulması için gerçeği öldürmek kâfidir. Gerçeği öldürmek için, yeni düşman, yeni kan, yeni güç, yeni sömürü ve yeni zulüm yollarını yaratmak zorundalar. Bir yandan barış derken, diğer yandan hapishane inşa etmekteler. Suçlu sayısı çığ gibi büyümekte ve her iki kişiden biri suçlu konumunda düşmüş durumda. Zaten Laika’ya şöyle bir bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.

Laika öyle bir noktaya geldi ki; bu süreçte kafası bulanık felsefe grupları kuran şairler ve sanatçılar kum gibi çoğaldı. Bunların sanat adına savunulacak bir tarafları yok. Onlar da Laika devletinin ağzıyla konuşuyorlar. Sanat devlettin ağzının altında yaratılıyorsa bunun adı sanat değil, çöplüktür. Bu kesimin sanat adına üretimi çeşitli platformlarda devamlı pohpohlanmak ve görünür olmaktan öte bir şey değil; ancak böyle varlıklarını sürdürebiliyorlar. Gerçeği koklamak için sosyal medyada birazcık gezinmeniz yeterlidir. Bu kesim, yaşanan bu korkunç sürecin inandırıcılığını pekiştirmek adına yazık ki yönetenlerin el feneri olmuş durumdalar.

İşçilerin hak mücadelesine bakarsak; ancak günün birinde kendileri patron oluncaya değin süren mücadeleden öte bir anlam taşımıyor. Paranın gücü her kesimi öylesine kirletti ki; köylüler için bile yumurtayı ve kaymağı kimin satın aldığı değil, parayı kazanmanın daha önemli olduğunu söyleyebiliriz. Din adamları yalancı, doktorlar bilgisiz ve paragöz, avukatlar için ise suçluyu veya mağduru savunmak arasında hiçbir fark yok. Müteahhit ve mühendisler ölüm tacirleri, hesaplarını daha işin başında yapıyorlar, tuğladan, çimentodan, demirden, tasarruf ederek yıkılan yok olan hayatlar üzerinden kendilerine devasa mali kaynak sağlamaktadırlar.

Zalimlerin kendi aşağılık niyetlerinden başka bir şeyle ilgilenmedikleri Laika doğum sancıları içinde debelenirken, kirli ve on yıllar boyunca koca bir ulusun güvenini çaldıkları için barışın hırsızlarınkinden bile rezil faşist ellere teslim edilmesine engel olamayan bir kısım yurtsever, halkın gücünü savunan Robespierre gibi olmanın artık hayal olduğunu inanmış görünüyor. Büyük değişikliklerin gerçekleştiği dönemlerde herkes vaaz veriyor, vaazın yeri kiliseler ve camilerdir. Aptalca söylevlerle beyinlerin ırzına geçilirken, iktidarda bulunanlar sürekli buyuruyorlar. Buyuranlar hangi siyasetin bayrağı altında yer alırsa alsınlar hepsi de birbirinin tıpatıp aynı olan zorbalar. Laika’da iki tür insan var; yönetenler ve yönetilenler. Siyah ve beyaz gibi. Renk, dil, din, ırk, cinsiyet, mezhep, siyasi görüş ve inanış v.s. bunlar insan olmanın temel kriterleri değil. Bunlar önemsiz ayrıntılar. Asıl önemli olan yöneten misin, yönetilen mi? Sana uygun gördükleri asgari ücreti sorgusuz sualsiz alıyor musun, almıyor musun? Önümüze içi asgari ücret dolu kemiği attıklarında elimizi kalbimizin üzerine koyup hizmet etmeye devam ediyor muyuz, etmiyor muyuz?  İşte her şey bu noktada düğümleniyor.

Ulusal bayramların hangi sloganla hangi bayrak altında kutlandığının da hiçbir önemi yok. Tanrı, papa, imam, noter, parti militanı, parti başkanı, sendika başkanı, başbakan, reis, diktatör, cellât, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri v.s. kim olursa olsun hepsi ortak bir paydada buluşuyor; para güç ve iktidar.

Özgürlüğü için kaygılanan binlerce insanın bulunduğu Laika’da gerçeği görmek isteyenler bu puslu havada ancak bulutların üstüne sıçrayarak hakikati görebilir.

Yönetenlerin saldırgan duruşlarından, korku salan çatık kaşlarından, köpüren ağızlarından saçtıkları güç, sadece saray tiyatrolarında fiyaka yapmaktan ibarettir. Yalanın yankısını kitlelere yaymak, ateşi körüklemekten daha dehşet vericidir. Bu dehşeti durdurmak için itaatsiz, asi ruhlu, iblis, isyancı olmaktan başka bir yol gözükmüyor.

Laika’da yaşayan herkesin yaşamı savaş içinde yol aldı ve almaya devam ediyor. Ne yazık ki Laika halkı barış yapacağız yalanlarına inanarak bütün ömür mevsimlerini korku içinde geçirdiler. Riskini ve bedelini ödemeyi göze alıp irademizi on yıllardır savaşı yaratıp, ölümü kutsayanlara, sonra da barış istiyoruz diye ciyak ciyak bağıranlara çevirmediğimiz sürece aldatılmaya devam edeceğiz.

Faşist orospu çocuğu zengin mülk sahiplerine itaat etmeyi kabul ettiğimiz ve onların tuvaletlerini temizlediğimiz sürece ezilenler için barış nedir ki? Yönetenlerin tanrılarını alt etmek için bir arada ve uyanık olmalıyız. Faşistlerin tanrısının suretini yerle bir etmedikten sonra barıştan söz etmek aptallıktan başka ne olabilir ki?

Görmüyor musunuz her yanda kötü bir atmosfer hüküm sürüyor. Kapatıldıkları hapishanede ömürleri çürüyen, sağlıksız koşullarda ter döken yüzlerce siyasi tutuklunun yaşamıyla, paranın sahibi birinci mevki yolcuları okyanusların ılık esintilerini ciğerlerine çekerek barış için Laika’nın arka güvertesinde keyiflerine keyif katarak barıştan söz edebiliyorlar.

Onca kaygı, onca korku, onca büyük değişiklikten sonra gerçekten barış olabilir mi? Ekmeğe muhtaç hale gelmiş bir toplum, gerçekten barışa inanabilir mi? Barış olabilmesi için Laika’da faşist yönetim hiyerarşisi tümüyle yerle yeksan olması gerekir, yoksa gerisi aldatmacadır.

Silahlı savaşı “Cihat” olarak meşru kılan bir gelenekten gelen iktidardan barış beklemek tamamen aklını yitirmektir. Her koşulda emperyalizmin ayakları ucunda kıbleye duran bu zorbalar ve işbirlikçiler barış getirebilir mi?

Barışa inanmış Laika’nın fazla uzamış sükûneti, sadece yeni doğmuş bir bebeğin her şeyden habersiz ağlayışının kırmaya cüret edebildiği bu korku atmosferi içinden özgürlüğe tutunarak çıkmaktır. Ve hayatı her zamanki dinginliğine, teslim etmek için bugüne kadar oluk oluk akıttıkları kanın hesabını vermeyenlerin getireceği barışı kökten reddetmek ise vicdani bir sorumluluktur.

Laika’da bugüne değin kanla yıkanan yaşam mevsimi, her geçen saat, barışı bekleyerek solmaya devam edecektir.

Rüzgâra bile tehditler yağdıran bu zorbalar mı barışı getirecek? Zamanın içinde akıp gidiyoruz. Bu süreç öyle tehlikeli ki, Laika kapkara bir yangın ormanına dönüşmüş ve içten içe yanıyor. İnsanın kimin için eziyet çekip, kime ümit bağlayacağını asla bilemeyeceği bir karanlık kuyunun içinde gittikçe dibe çökerken hâlâ barışı bekliyoruz.

Emine Aydoğdu; Laika’ya Barış Getirecekler Miş!
+ - 0
Advert

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin