Haber: Atilla YÜCEAK
Türkiye’de milyonlarca emeklinin yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi verdiği bir dönemde,
halk ozanı Mürsel Sinan sazını eline aldı, sözü yüreğine dayadı ve suskun kalabalıkların sesi oldu.
“Maaşlar vekile gitti” dizeleriyle başlayan şiiri, yalnızca bir sanat metni değil; geçim derdiyle kıvranan emeklilerin haykırışı, kırgınlığı ve öfkesidir.
“Bu nice düzendir bu nice ahlak
Milletin hakları vekile gitti…”
Ozanın sözleri bir meydan okuma niteliğinde.
“Asıl biz vekiliz” diyen milyonların iradesine rağmen bütçeden pay alamayan, her zam döneminde biraz daha ezilen emeklilerin dramını ironik ama sert bir dille anlatıyor.
“Gariban emekli yine yedin gol” derken hayat pahalılığına, “Bütçenin tamamı vekile gitti” derken adaletsiz gelir dağılımına dikkat çekiyor.
Hastane koridorlarından çayıra uzanan bir hüzün!
Şiirde geçen “Emekli şok oldu gitti acilden” dizesi,
ekonomik baskının yalnızca cüzdanı değil sağlığı da vurduğunu anlatıyor.
Çarşıda, pazarda, hastane kuyruğunda; her yerde aynı tablo:
Artan faturalar
Yetişmeyen maaşlar
Bitmeyen zamlar
“Varımız yoğumuz vekile gitti” diyen Sinan, yalnız ekonomik değil, ahlaki bir sorgulama da yapıyor.
İroninin en sert hali: “Emeklinin kilosu”
Ozanın ikinci şiiri ise acı tebessümle okunan bir taşlama:
“Ey emeklim sakın kilo almayın”
Sanki maaşlar kiloya göre belirlenecekmiş gibi bir ironi kurarak, emeklinin sofrasındaki eksilmeyi gözler önüne seriyor:
“Bir ekmeği on dilime bölelim
Son maaşı alamadan ölelim…”
Bu dizeler gülümsetmiyor; Boğazı düğümlüyor.
Satır aralarında açlık, yoksunluk ve çaresizlik var.
Ünlülük değil, sanatçılık
Mürsel Sinan’ın metinleri, “Ünlü” olma kaygısıyla değil, “Sanatçı” sorumluluğuyla yazılmış eserler.
Ünlülük vitrindir;
Sanatçılık duruştur.
Sinan, rüzgara göre konuşmuyor;
Rüzgara karşı saz çalıyor.
Toplumsal yaraya parmak basan her dize,
bir vicdan çağrısı niteliğinde.
Bugün çok isim unutulabilir; Halkın acısını dillendiren gerçek sanatçılar, hafızalarda yer eder.
“Hey canım emeklim bağır ha bağır…”
Şiirin son bölümü adeta bir ağıt ve çağrı:
“Hey canım emeklim bağır ha bağır,
seni kim duyar ki kulaklar sağır…”
Bu sözler, milyonların sessiz çığlığına dönüşüyor.
Türkiye’de emekliler yalnızca geçim sıkıntısıyla değil, duyulmama duygusuyla da mücadele ediyor. Ve bir halk ozanı, onların yerine konuşuyor.
Mürsel Sinan’ın dizeleri gösteriyor ki; bazen bir saz, bir meclisten daha güçlü olabilir.
Bazen bir türkü,
bin rapordan daha fazla gerçeği anlatır.
Ve bazen bir şiir,
bir ülkenin yürek yangınının aynası olur.






