SOLMEDYA – Pakistan ile Afganistan arasında uzun süredir gerilim hattı olan Durand Sınırı’nda çatışmalar yeni bir aşamaya geçti. Pakistan yönetimi, Afganistan ile “açık savaş” halinde olduklarını ilan etti.
Pakistan Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar, Kabil, Paktia ve Kandahar’da bazı hedeflerin vurulduğunu öne sürerek, Afgan tarafında 72 kişinin öldüğünü, 120’den fazla kişinin yaralandığını iddia etti. Tarar, 27 mevzinin imha edildiğini, 9 askeri noktanın ele geçirildiğini savundu. İki kolordu ve üç tugay karargâhı dahil birçok askeri hedefin vurulduğunu, 80’den fazla araç ve silahın kullanılamaz hale getirildiğini ileri sürdü.
Pakistan Savunma Bakanı Khawaja M. Asif ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Afganistan’a karşı sabırlarının tükendiğini belirterek “Şimdi sizinle açık bir savaşa gireceğiz” ifadelerini kullandı. Açıklamasında Taliban yönetimini hedef alan Asif, Afganistan’ın bölgesel istikrarı bozduğunu ve Pakistan’a yönelik tehdit oluşturduğunu savundu.
Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi de Afganistan’ın saldırılarını kınadıklarını açıkladı.
Afganistan yönetimi ise Pakistan’ın iddialarını reddetti. Tolo News’ün aktardığına göre Afganistan yönetimi Sözcü Yardımcısı Hamdullah Fıtrat, misilleme operasyonlarında 55 Pakistan askerinin öldürüldüğünü, 23 askerin cesedi ile çok sayıda silahın ele geçirildiğini iddia etti. Fıtrat ayrıca Pakistan ordusuna ait bir karargâh ile 19 kontrol noktasının ele geçirildiğini öne sürdü.
Karşılıklı açıklamalar bağımsız kaynaklarca doğrulanmazken, iki tarafın da ağır kayıplar verdiğini ileri sürmesi çatışmanın boyutuna ilişkin kaygıları artırdı. Bölgedeki askeri hareketlilik ve sertleşen siyasi dil, gerilimin daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşme riskini gündeme taşıdı.
EDİTÖR NOTU
Pakistan ile Afganistan arasında tırmanan gerilim, yalnızca iki ülke arasındaki sınır sorunu değil; Güney Asya’da güç dengelerini etkileyebilecek bir jeopolitik kırılma potansiyeli taşıyor. NATO’nun Afganistan’dan çekilmesinin ardından oluşan güç boşluğu, bölgesel rekabeti ve güvenlik risklerini artırmış durumda.
Savaş söyleminin sertleşmesi, diplomatik kanalların zayıfladığına işaret ediyor. Olası bir geniş çaplı çatışma, yalnızca askeri kayıplar değil; göç dalgaları, ekonomik istikrarsızlık ve insani kriz riskini de beraberinde getirebilir.
Bölgesel krizlerin derinleştiği bir dönemde, kalıcı çözümün askeri yöntemlerden değil; şeffaf diplomasi ve uluslararası hukuk zemininden geçeceği gerçeği bir kez daha hatırlatılıyor.






