Naim Kandemir
– Mahir Çayan ve tezleriyle ilgili çıkartılan son kitap* vesilesiyle tartışmalarda konu çeşitli yönleriyle yorumlandı solda. Burada, karşılıklı olarak iki tarafın söylediklerini, eleştirilerini tekrarlayacak değiliz.
Kızıldere katliamı ve üç fidanın idamlarından bir süre sonra bizim mahalledeki hanelerde tekrar lambalar yanmaya başlayınca bilinen sol çocukluk hastalığının semptomlarıyla bir nevi yakın arkadaş örgütleri kurulup, bilahâre de teorik farklılıklar icât etme marifetleri sergilenmişti.
Tabii bu sırada Oğuzhan Müftüoğlu ve yakın arkadaşları, yenilerek ölümsüzleşen THKP-C’nin önde gelenlerini ve tezlerini başta Mahir Çayan olmak üzere tekellerine almışlardı. Kimse çıkıp da bu işin tapusunun, noter tasdikinin veya bir vasiyetin olup olmadığını sormadıysa da bari asgari bir mahcubiyet duyularak hiç olmazsa THKP-C’nin tekel altına alınan tezlerinden Sun’i Denge, PASS, Halk Savaşı, Silahlı Propaganda gibi temel görüşlerini bir nebze realize ederek zevahiri de kurtarmadılar!
1977 yılında çıkartılan broşür hacmindeki Bildirge’ye ek olarak derginin orta sayfa teorisyenliğiyle ’80 darbesine dek, diğer sol örgütlerin çalışma tarzlarına benzer eylemlilik içinde oldular ama THKP-C tekelini ve Mahir Çayan’ı kimselere yâr etmemekte çok kararlı oldu Oğuzhan Müftüoğlu ve grubun üst düzey yönetici takımı. Bu hâl, ülkede siyaseten bir hastalık, yani sadece sola ait bir durum değil. İnsanın karşı çıktığına benzemesi gurur duyulacak bir şey değil oysa ki; iktidar ortakları da İslamcılığı, milliyetçiliği kaç yıldır kimselere bırakmıyorlar ama ülkenin ve partilerinin hâlleri de herkesin malumu.
Oğuzhan Müftüoğlu, 78 Kuşağının diğer şefleri gibi başarı gösteremeyenler tarihsel kategorisinde yerini almış ama şu da bir gerçek; her seferinde danesiz hasat yapsa da sürekli kendi meşrebince denemiş bir şef olarak ayrışıyor diğerlerinden. Devrimci Yol hareketinin ’80 darbesinde büyük yenilgisi sonrası ÖDP deneyimi, o da tutmayınca bu kez Sol Parti’yle yeni bir denemenin içinde oldu. Bu ülkede birileri erkenden dükkân kapatırken o, hiç olmazsa boşa çalışsa da boş durmamış gözüküyor.
’72 yenilgisi sonrası Mahir Çayan ve THKP-C’yi tekeli altına alanların yanı sıra, o çizgiyi derin bir şekilde eleştirip de orta sahadan uzaklaşmamak için teorik eksikliklerin ve eylemlerindeki yanlışlıkların eleştirisinden bilinçli olarak uzak duran bazı örgütler de oldu ve geriye kahramanlık menkıbeleri kaldı.
Birlikte yaptığımız beş kitaplık Diyaloglar** serimizde Mahir Çayan’ın mektepdaşı Cengiz Türüdü, Mahir Çayan’ın teorisindeki kavramların kolajını kaynaklarıyla tane tane anlatıp belgelemişti. Okuyanlar hatırlar.
Oğuzhan Müftüoğlu Kızıldere’nin tozlu defterini ÖDP’de Ertuğrul Kürkçü’yle çalışırken açmayı unutup, bugün açma ihtiyacını niye duyduğunu kendisi elbet bir gün açıklar. Bu cânı istediği zaman defter karıştırma işi bilinir ki müflis tüccarlara has bir hâldir.
***
Öte yandan biliyoruz ki; periyodik yayınların yer aldığı kütüphanelere gitsek ve Kızıldere katliamı ve sonrası zamanın gazetelerinin ilk sayfalarını, manşetlerini bile incelesek Kürkçü’nün katliamın travmasının ve belki de yirmili yaşlarının toyluğuyla, muhtemelen emniyet güçlerini memnun edecek şekilde katliamın faturasını Mahir Çayan’a kestiğini görürüz. Tamam, Oğuzhan Müftüoğlu’nun müflis tüccar gibi eski defterleri karıştırması hoş değil de Kürkçü’nün de çıkıp, geç de olsa; evet, şu sebeplerden şunları şunları söyledim ama bu söylediklerim yanlıştı, deyip özeleştiri yapması gerekmez mi?
İki taraf için de, işin doğrusu budur. 78 Kuşağı mensuplarının politik holiganlık çağları geçmiştir. İki tarafın kişileri sosyalist hareketin hayrına doğru dürüst bir icraat yapmamışken, onların kendi aralarındaki bu tür sol çocukluk oyununda taraf olmak akıllıca bir iş değildir.
Oğuzhan Müftüoğlu’nun yenilse de sürekli denemeler yaptığını yazmıştım. Kürkçü de THKP-C’nin önder kadroları içinde yer alıp da Mahir Çayan’ın arkadaşlığına yaraşır bir hat üzerinde durabilmiş midir? Kastettiğimiz manada cevap hayır’dır.
Kürkçü, liderlik anlamında bir iz bırakmadıysa da Kürt Hareketine intisap ederek kendisi için en hayırlısını yapmış olabilir. Bu noktada şunu tahmin etmemiz mümkündür: Kürkçü, Kürt Hareketi içinde yer almamış olsaydı, bu tartışmada şimdikinden çok yalnız kalacak ve Kürt Hareketi de Kürkçü kendi yörüngelerinde olmasaydı, Kürkçü’nün arkasında bu derece cansiperane durmayacaklardı.
***
Öte yandan insan merak da ediyor: 1978’de kuruluşundan beri büyüyerek var olmuş ve ülke sınırları yetmemiş, Ortadoğuda bile bölgeyi düzenleyici devletlerin olduğu bir zamanda kalkıp da son barış sürecinin evrildiği durakta ne oldu da Mahir Çayan ve THKP-C savunuculuğuna soyundu Kürt Hareketinin önderliği ve legal yapıları? Mahir Çayan ve THKP-C onurlarıyla 1972’nin 30 Mart’ındaki yerlerinde duruyorlar. Kantonlar kurdurmuş, Ortadoğudaki baba-oğul emperyalist güçler ABD ve İsrail’le teşrik-i mesai yapılmışken, tarihte yerini almış önder ve yapıdan hangi yıldız tozu düşer ki bu örgütün ve liderinin üstüne?
Yapılmak istenen şu mudur: kapitalizmin Che ve diğer bazı sosyalist önderlerde yaptığı gibi, Mahir Çayan ve THKP-C de sol pop özne hâline mi getirilmek isteniyor? Yanaktan makas almalar, derin şifreli kilim göndermeler ve altın kakmalı tabanca armağan edilmesi dairesi içinde yeni benzer bir deformasyon taşaronluğuna mı talip olunmuştur?
80’de yenilen sosyalist yapıların bazılarının şeflerinin inisiyatifiyle yenik kadrolardan bazıları Kürt legal partilerinde bileşen adı altında kendi partileriyle yer alıp, bir kısmı da Kürt Hareketi üzerinden vekil olmuşlardı. Bu, bir yönüyle dayanışma başlığı altında görülse de öte yandan sosyalist hareketin bakiye omurgasını tek masadan kontrol kolaylığı da sağlamış mıdır ilgili mercilere? İşte, Mahir Çayan ve THKP-C de onun yolunda gittiğini söyleyen Türkiye soluna bırakılmayacak kadar değerli bir hâl mi arz etmektedir?
Son barış süreciyle görüldü ki Kürt Hareketi askeri alandan başlayarak sönümlendirilmeye tabi tutulmuş ve legal parti de bir nevi mahcup ve renk vermeyen, iktidarın oyun alanında yerini alma sinyalini vermiştir. (Erken seçime dair bir eş başkanın açıklamasını hatırlayalım.)
Bu meyanda son seçimlerde TİP’in Kürt Hareketinin legal partisinin seçim şemsiyesi altından çıkması nedeniyle Kürt Hareketinin uzantıları ve gölgesindekiler tarafından bariz hakaretamiz söylemlere maruz kaldığını da biliyoruz.
Ayrıca bildiğimiz üzre, Marks’ı aştığını söyleyen biri Mahir Çayan’ı da haydi haydi aşmıştır! O zaman aslında olan nedir diye sormak gerekmez mi? Barış süreciyle devlet açısından işler yoluna girmişken, mecalsiz düşmüş de olsa Türkiye sosyalistlerinin bir kısmının tekrar bağımsız hatçılığa tornistan etmesi, dünyanın ve ülkenin şu dağılan pazar yerleri vasfındaki hâlinde hiç yokken yeni sıkıntılar çıkmasının önüne erkenden geçmek devlet aklı açısından makul ve doğrudur elbette! Peki, aracılara ne oluyor? Soru: Askeri ve siyasi olarak ufalanmakta olan Kürt Hareketi ve önderleri bunca yıldan sonra Mahir Çayan yorumculuğuna neden soyunuyorlar? Barış sürecinin geldiği perişan hâlde, Mahir Çayan üzerinden Türkiye solunda bir sempati mi devşirilmeye çalışılıyor?
Bunca yıl sonra bir zorlama benzerlik kurulmaya çalışılsa da, Mahir ve arkadaşlarının devrimcilerin ve halkın kalplerine giriş biçimleri onların ateşinin yüreklerde 54 yıl sönmemesini sağlamıştır. Bu alanda örnek çoktur, iki örnek yazacağım:
-Kızıldere köyünde muhtarın evinde kuşatıldıklarında Mahir’in Erleri çekin, rütbeliler gelsin, deyişi,
-Kaçırılan Sibel Erkan’ın daha sonra Hüseyin Cevahir için söylediği olumlu sözleri gazetelerden hatırlarız.
Öte yandan Kürt Hareketinde yapılmış olan birkaç hatayı da yazayım:
-1978’de Siverek’te başlatılıp da tüm Kürt illerine teşmil edilerek, kendileri (Apocular) dışında hiçbir sosyalist hareketin buralarda çalışma yapamaması ve yapmaya yeltenenlerin öldürülmesi…
–Taş altı denilen uygulamayla yüzlerce Kürt gerillanın örgüt içi infazlarla öldürülmesi,
-Yüksekova eski belediye başkanı Nejdet Buldan’ın (Pervin Buldan’ın merhum eşinin kardeşi) yazıp 2004 yılında Doz Yayınları’ndan çıkan PKK’de Kadın Olmak kitabında takma isimlerle on gerilla kadının anlattıklarıyla sabit olan, örgütün üst düzeydeki kadrolarının kadınlara yaptıkları hayasız uygulamalar…
Halkın ve devrimcilerin kalbinde nasıl taht kurulacağının yolu bellidir. Bunu Mahir ve arkadaşları kısacık ömürlerinde kalplere, zihinlere ve tarihe nakşetmişlerdir.
Herkes kendine yakışanı yapar. Mahir Çayan, yolunu şaşırıp emperyalizmle iş birliği yapsaydı bugün de yaşıyor olurdu belki ama, gönüllerde değil de fiziken yaşardı.
*Mahir Çayan Kitabı, Dipnot Yayınları, 2026
** Cengiz Türüdü ve Naim Kandemir tarafından hazırlanan ve 2017- 2024 arasında beş ayrı kitap olarak Notabene Yayınları’nca yayınlanan kitaplar.
Kaynak: sonhaber.ch






