1 Ocak 1929 tarihinde, henüz otuz beş yaşında yaşama veda eden ve ölümüyle Gazi Mustafa Kemal’i ağlatan Maarif Vekili Mustafa Necati’nin adı, Cumhuriyet kurucusu devrimci kadronun kültürel ve toplumsal kimliğinin anlaşılabilmesi açısından çok önemlidir.
Mustafa Necati, Horasan’dan Darende’ye göç etmiş kandaş toplum gelenekli Darendeliler soyundan Halit Bey’in oğludur. Bir Cumhuriyet, yurt, özgürlük ve halk savaşçısıdır. Dört yüz atlıyla girdiği Anadolu topraklarında yozlaşmış Bizans medeniyetinin kanını emdiği yoksul halklara, diline ve dinine bakmaksızın işlediği toprağı kullanma hakkı vererek “Beytülmal” kılan, boyuyla birlikte kıl çadırda yatıp kalkan, seçimle başa geçmiş Gâzi Ertuğrul’dan; işgal altındaki yurt topraklarını kurtarabilmek için halkıyla birlikte dişle tırnakla savaşmış, onurlu bir Cumhuriyet kurmuş Gâzi Mustafa Kemal Paşa’ya uzanan “Gâziler” geleneğinin bir büyük adıdır.
Mustafa Necati, Yunan ordusu İzmir’e çıktıktan sonra adı ilk arananlardandı. Bir kurtuluş savaşı önderi, işgale karşı bir direniş örgütçüsüydü. Maşatlık’taki direnişten ötürü aranınca önce İstanbul’a kaçmış, sonra Balıkesir Müdafaa-Hukuk çalışmalarına katılmış, Batı Anadolu kongrelerinin toplanmasına öncülük etmişti. Balıkesir’deki hizmetlerinden bir diğeri ise, Milli Mücadele basını içerisinde önemli yeri olan ve halkı Kuvayı milliye konusunda aydınlatan İzmir’e Doğru gazetesini arkadaşları ile birlikte çıkarmak olmuştu. İzmir’e Doğru gazetesinde yazılarını yayınladığı sırada, Soma ve Bergama cephelerinde Darendeli Bulgurcu Mehmet Efe ile birlikte düşmana karşı çete muharebelerine de katılmıştı. Mustafa Kemal’in çok sevdiği, çok inandığı ateş yürekli bir gazi olarak, 1923’te İskân Bakanı, 1924’te Adalet Bakanı, 1925’te Milli Eğitim Bakanı görevlerini üstlendi.
Mustafa Necati, İstiklal Mahkemesi savcısı ve başkanlığı da yapmış, okul programlarının Cumhuriyet’in temel ilkelerine göre düzenlenmesini sağlamış, iktidardan özerk bir kültür ve eğitim programının, laik, karma ve bilimsel eğitimin, köy öğretmen okullarının temellerini atmıştı. Mustafa Necati’nin el attığı çok önemli alanlardan birisi de halkbilim çalışmalarıdır. Türkiye folklorunun, halkbiliminin ulu çınarı İlhan Başgöz yazmıştı: “Türkiye’de tümden folklor araştırmalarına adanan ilk kuruluş Halk Bilgisi Derneği’dir. Bu dernek 1927 yılında Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin onursal başkanlığında kurulmuştur; ama bir devlet kuruluşu değil, özerk bir dernektir. Böyle olduğu halde devletten büyük destek görmüştür. Derneğin bütün resmi kağıtları Büyük Millet Meclisi’nin matbaasında, ücretsiz basılmış ve derneğin ilk yayanının tamamı Milli Eğitim Bakanlığı’nca satın alınmış, bütün okullara ve dernek üyelerine parasız gönderilmişti.
Halk Bilgisi Derneği, memleket çapında bir üye yazma kampanyasına girişti ve üyelerini alan araştırmaları konusunda bilgilendirdi. Derneğin ilk yayını Van Gennep’ten bir çeviriyi de içine alan bir rehberdi. Halk Bilgisi Rehberi, 1920lere kadar folklorun ne olduğunu bilmeyen Türkiye için pek gerekli idi.” (İlhan Başgöz, Berfin Bahar, Sayı 276, Şubat 2021)
Devşirmeler, cariyeler, Arapça ve Farsça’nın egemen olduğu bir kültürle ülkeyi emperyalizme peşkeş çekmekten geri durmamış yoz Osmanlı sarayı takipçilerinin, Cumhuriyet’i “Batı taklitçisi” ve kendi kültüründen kopuk bulan şaşkınların boyları devrilsin!
Talim ve Terbiye Kurulu’nun kurulması, eğitime ilkokuldan üniversiteye kadar bütün kademelerde özgün, karma, kamusal ve laik eğitime işlerlik kazandırılması, Cumhuriyet ilkelerinin köylere kadar yaygınlaştırılması (ilk Köy Öğretmen Okulları’nın açılması), öğretmenlik mesleğinin ve öğretmenlerin önemsenmesi, müzelerle ilgili düzenlemelerin, arkeolojik kazıların başlatılması, Anadolu’da Selçuklu, Oğuz Beylikleri ve Osmanlı dönemi kitabelerinin derlenmesi gibi çalışmalar Mustafa Necati’nin Milli Eğitim Bakanlığı dönemi uygulamalarından bir kısmını oluşturur. Mustafa Necati büyük emek verdiği, babam Dursun’un da köyünde okuryazar olduğu Millet Mektepleri’nin açıldığı gün olan 1 Ocak 1929 tarihinde Milli Eğitim Bakanı iken vefat etmiştir.
“Erken Cumhuriyet Dönemi Kültür Eğitim Politikalarına” karşı emperyalizmin cemaat ve tarikatlarıyla kucak kucağa oturup dönemi “darbeci”, “tepeden inmeci” diye eleştirmeye kalkan “liberal” zevzekler, bugün iktidara gelmelerinde aracı oldukları iktidar sahipleri ile o günkü devrimcileri bir karşılaştırsınlar bakalım… O zevzeklerin kendi tarihlerini öğrenebilmek için içine dalıp battıkları Batılı Şarkiyatçı tarihçi Ettienne Copeaux, genç Cumhuriyet’in tarih kitapları üzerinden yaptığı araştırmada şaşırıp kalır ve gerçeği notları arasına almaktan da geri durmaz. “Kemalist Tarih Tezi”ni “darbeci” bir tez olarak bulan ve Balkanlar’daki “Osmanlı varlığının olağandan uzun sürmesi” (s 326), “Osmanlılar neredeyse Avrupa’dan tamamıyla püskürtülmüşken” (s 45), “Aralık 1912’deki Londra Konferansı Türklerin Avrupa’dan neredeyse tamamen atılmalarını onayladı” (agy, s 38), gibi değerlendirmelerle, birçok yerde yanlı bir bakış açısına sahip olduğunu açıkça belli eden bir yaklaşım sergileyen Fransız tarihçi Etienne Copeaux’ya göre, 1931 yılında yazılmış tarih kitapları “sürpriz” bir şekilde “diğer gelişmelere karşı kapalı bir model oluşturmamakta” ve tamamı 500 sayfaya yaklaşan kitaplar içinde Türk tarihine ayrılmış bölüm yalnızca 78 sayfa olarak yer almaktadır. Copeaux, bu durumu tarih yazımcıların bir pasif direnişi olarak yorumlar! Oysaki, o tarih kitapları, dönemin tarih çalışmalarını yürüten Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti üyelerinin kendilerince yazılmış ve denetlenmiştir (Doç. Dr. Mustafa Oral, Türkiye’de Romantik Tarihçilik, s 287, 288).
“Hegemonik Kemalizm”in sonraki “hümanist” döneminde ise Klasik Antik Çağ’a, Türk tarihine göre on kat, İslam tarihine göreyse üç kat fazla yer ayrılacaktır! (E. Copeaux, Türk Tarih Tezinden Türk-İslâm Sentezine, s 117-119) Kemalizm’e yönelik kapsamlı bir eleştirinin yazarı olan Orhan Koçak’ın “kendiliğinden gelişmelere açık” bulduğu 70’li yıllarda kullanılmaya başlanacak tarih kitaplarına, Türk-İslam sentezci bir anlayış egemen olacaktır. 1976 tarihinde İbrahim Kafesoğlu’nun hazırladığı tarih kitabına bir önsöz yazan Talim Terbiye Kurulu Başkanı Rıza Kardaş, amaçlarının eğitimi “milli bir hüviyete büründürmek” olduğunu söyleyecektir (E. Copeaux, agy, s 117). Talim Terbiye Kurulu’nun Başkanı, önceki dönemlerin eğitimini “milli” bulmamış olmalıdır. 1994 yılından sonra da tarih kitaplarının terazisi İslam tarihinden yana eğilecektir (E. Copeaux, agy, s 119)…
Mustafa Necati, perfore apandisit sancısı ve ateşleri içinde kıvranırken bile görevim kalacak diye o dava insanlığı koşturmasından ayrı kalamamış, genç yaşta o hastalık nedeniyle adını ölümsüzler arasına yazdırmış, arkasından Atatürk’ü ağlatmış bir kahramandır
Onun oturduğu ev, 2006”da Türkiye Lokantacılar, Kebapçılar ve Pastacılar Federasyonuna Osmanlı-Türk mutfağını yaşatmak çalışmaları için devredilmişti. Bir kurtuluş savaşı kahramanının evinin Kuru Fasulye Evi yapılmasına karşı yükselen tepkiler üzerine bundan vazgeçildikten sonra da Atatürk’e firavun diyen Nuri Pakdil Edebiyat Müzesi tabelası asılmıştı. Bugün kendisini “Yerli ve Milli” diye satmaya çıkmış politikanın Kurtuluş Savaşı ve onun gâzilerine bakış açısı budur…
Mustafa Necati’nin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
Gününüz aydın olsun değerli dostlar…
02 Ocak 2026, Alper Akçam




