Bize yine aynı cümleyi söylediler:
“Kaçak elektrik.”
Kolay.
Hazır.
Sorumluluğu aşağıya iten, yukarıyı temize çeken ezber bir gerekçe.
Ama gerçek şu:
Bu ülkede elektrik kesilmiyor.
Bu ülkede yönetim kesiliyor.
Elektrik dediğiniz şey sadece bir düğme meselesi değildir.
Elektrik; planlama ister, altyapı ister, kamusal sorumluluk ister.
…ve hepsinden önemlisi hesap verebilirlik ister.
Bizde hangisi var?
Altyapı yok, planlama yok, sorumluluk hiç yok
Deprem olur.
Kuraklık olur.
Talep artar.
Santral arızalanır.
Bunların hiçbiri olağanüstü değildir.
Olağanüstü olan, her seferinde hazırlıksız yakalanıp suçu vatandaşa yıkamaktır.
Elektrik sistemi hassas bir dengedir.
Frekans oynadığında sistem kendini korumaya alır.
Santraller devreden çıkar, bölgeler izole edilir, zincirleme kesintiler başlar.
Bunun için “yük al–yük at” mekanizmaları vardır.
Yedek santraller vardır.
Röle sistemleri vardır.
Peki bizde ne oldu?
Ucuz diye hidroelektrik ağırlıklı, esnek olmayan bir üretim planı yapıldı.
Talep beklenenden düşük kaldı.
Üretim yüksek seyretti.
Frekans hızla yükseldi.
…ve sistem sakinleşmedi.
Çünkü yönetilmedi.
Röleler çalışmadı.
Sorun izole edilemedi.
Zincirleme çöküş başladı.
Sonra ne dendi?
“Termik santral arızalandı.”
“Avrupa enterkonnekte sistemi bağlantıyı kesti.”
“Kaçak elektrik.”
Hayır.
Bunlar neden değil.
Bunlar sonucun makyajıdır.
Asıl mesele: kötü yönetilen enerji piyasası
Enerji piyasasını piyasa gibi yönetip,
krizin bedelini halka ödeten bir anlayış var.
Yatırım pahalı diye erteleniyor.
Altyapı “şimdilik idare eder” denilerek çürütülüyor.
Denetim dosya üstünde yapılıyor.
…ve her küçük arıza “ucuz atlatıldı” diye geçiştiriliyor.
Bu tam olarak Heinrich’in Üçgen Teorisidir:
Araştırılmayan küçük hatalar birikir
ve sonunda büyük bir yıkıma dönüşür.
Bugün yaşadığımız tam olarak budur.
Sorun trafoda değil, zihniyettedir
Eğer bir ülkede:
Elektrik kesintisi rutinleşmişse
Her kesinti için vatandaşa parmak sallanıyorsa
“Kaçak” kelimesi yönetim zafiyetinin örtüsüne dönüşmüşse
orada sorun teknik değildir.
Orada sorun devlet aklıdır.
Bu ülkede elektrik kesilmiyor.
Bu ülkede kamusal hizmet anlayışı kesiliyor.
DİPNOT | HATAY’DA NE OLMUŞTU?
6 Şubat depremleriyle Hatay’da:
Trafolar
Yer altı kabloları
Direkler
Dağıtım merkezleri ağır hasar aldı.
Buna rağmen:
Kalıcı yer altı şebekesi tamamlanmadı
Trafo kapasiteleri nüfusa göre güncellenmedi
“Geçici” hatlar kalıcı ihmale dönüştü
Bugün Hatay’da elektrik kesintileri istisna değil, rutin.
“Kaçak” diye tanımlanan bağlantıların büyük bölümü:
Konteyner kentlerden
Aboneliği açılmamış deprem yapılarından
Plansız ama zorunlu bağlantılardan oluşuyor
Yani mesele vatandaş değil.
Bu bölgenin elektriğini fiilen dağıtan
Toroslar EDAŞ,
denetlemekle yükümlü olanlar ise
EPDK ve
TEDAŞ.
Hatay’da yaşanan şey bir arıza değil.
Hatay’da yaşanan şey şudur:
“Bu bölgeye bu kadar yeter” denilen bir kamu anlayışı.
NÜKLEER SERTLİKTE SON
Şimdi dikkatle okuyunuz:
Elektriği kesilen bu ülke karanlıkta değil.
Bu ülke yalanla aydınlatılmaya çalışılıyor.
Bize “kaçak” diyenler,
aslında şunu söylüyor:
“Biz yapamadık, sen sus.”
Ama şunu bilin:
Bir devlet elektriği yönetemezse,
yarın suyu da yönetemez.
Barınmayı da.
Güvenliği de.
…ve bir gün gelir,
karanlık sadece prizlerden değil,
vicdanlardan akar.
İşte o gün,
ne sigorta atar,
ne yük alınır,
ne de bu ülke yeniden kolayca aydınlanır.
Aşkım Tan



