Siyaset, en yalın tanımıyla insan kazanma sanatıdır. Toplumu ikna etmek, farklılıkları bir arada tutmak, eleştiriyi tehdit değil zenginlik saymak zorundadır. Hele ki kendisini “sosyal demokrat”, “halkçı” ve “demokratik” olarak tanımlayan bir partide bu ilke, tartışmasız bir zorunluluktur.
Ne var ki CHP’de uzun süredir yaşanan tablo, bu ilkeyle derin bir çelişki içindedir. Son olarak Malatya Yazıhan Belediye Başkanı Abdulvahap Göçer’in “kesin ihraç” talebiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilmesi, bu çelişkinin yeni ama hiç de şaşırtıcı olmayan bir halkasıdır.
Eleştiri Suç, Adaylık Tehdit mi?
Göçer’in suçu nedir?
Parti içindeki çürümeyi, eş-dost ilişkilerini, delegasyon mühendisliğini, parti yönetiminin dar bir klik tarafından adeta “şirket gibi” yönetilmesini açıkça dile getirmek mi?
CHP Malatya İl Kongresi’nde yaşananlar, bir “disiplin ihlali” değil; parti içi demokrasinin geldiği noktanın belgesidir. Kürsüde konuşan bir belediye başkanının eleştirileri kavgaya, ardından disiplin sopasına dönüşüyorsa, sorun kişisel üslupta değil, yönetim anlayışındadır.
Berhan Şimşek: İhraç mı, Siyasi Tasfiye mi?
Bu tabloya eklenmesi gereken kritik bir örnek daha var: Berhan Şimşek.
CHP’de yıllarca milletvekilliği yapmış, örgütle bağını koparmamış, açık biçimde genel başkan adaylığı iradesi ortaya koymuş bir isimdi. Ne oldu?
- Eleştirileri hedef alındı
- Parti içi muhalefeti “disiplin sorunu” sayıldı
- İhraç edildi
- Ve fiilen yeniden genel başkan adayı olmasının önü kesildi
Bu tablo bize şunu söylüyor:
CHP’de ihraçlar sadece “disiplin” meselesi değildir; liderlik yarışını kontrol etme aracıdır.
Bu İlk Değil: CHP’de İhraçlar ve Tasfiyeler Geleneği
Bugün Göçer ve Berhan Şimşek, dün başkaları vardı:
- Muharrem İnce: Cumhurbaşkanı adayı oldu, milyonların oyunu aldı; eleştirdi, yalnızlaştırıldı, partiden koparıldı.
- Barış Yarkadaş, Gürsel Tekin, Aytuğ Atıcı, Hüseyin Aygün gibi isimler ya ihraç edildi ya da sistematik biçimde dışlandı.
- Soldan itiraz eden de, merkezden eleştiren de aynı kapıya yönlendirildi: Sus ya da git.
Bu durum artık münferit değil; yapısal bir sorundur.
CHP Kimindir? Üyelerin mi, Yöneticilerin mi?
Göçer’in “CHP kimsenin babasının şirketi değildir” sözü, bu tartışmanın özeti gibidir. Çünkü bugün CHP’de fiilen yaşanan şudur:
- Delegeler yukarıdan şekillendiriliyor
- Kadrolar dar çevrelerden seçiliyor
- Adaylık ihtimali olanlar daha baştan tasfiye ediliyor
Oysa CHP, tarihsel olarak biatla değil itirazla büyümüş bir partidir. Kuvayı Milliye geleneği, tek seslilikle değil, çoğulculukla doğmuştur.
İhraçla Güçlenen Parti Olmaz
İhraçlar partiyi büyütmez, daraltır.
Disiplini sağlamaz, korku üretir.
Birliği güçlendirmez, itaat yaratır.
Bugün CHP’nin ihtiyacı:
- Daha çok YDK değil
- Daha çok örgüt iradesi
- Daha çok söz
- Daha çok yüzleşmedir
Aksi halde CHP, iktidarın otoriter siyaset tarzını eleştirirken, aynı yöntemi kendi içinde uygulayan bir yapıya dönüşür.
Son Söz
Siyaset, insan kazanma sanatıdır.
İhraç, siyasetin değil yönetememenin aracıdır.
Abdulvahap Göçer ve Berhan Şimşek örnekleri, CHP’nin önündeki temel soruyu açıkça ortaya koyuyor:
Eleştiri mi suç, yoksa koltuk mu dokunulmaz?
Bu soruya verilecek yanıt, CHP’nin geleceğini belirleyecektir.




