Prof. Dr. Süleyman Çelik
“Atatürk ve arkadaşları, Sivas’tan Erzurum’a giderken 3 Temmuz 1919’da bir ikindi üstü Ilıca’ya varırlar… Burada Kolordu Komutanı Kazım Karabekir ve kurmaylarıyla Erzurum Müdafaa-i Hukuk Örgütünün üyeleri tarafından karşılanırlar….
Kafile birkaç söğüdün gölgesinde dinlenirken, Mustafa Kemal orada, yurtlarına dönmekte olan (Rus işgalinde kaçmış) bazı göçmenlerle de karşılaşır… Bir kafilenin önünde heykel gibi bir ihtiyar yürür. Gür ak sakallı, mihnetlere teslim olmamış, beli bükülmemiş bu dev ihtiyar Mustafa Kemal’in dikkatini çeker. İhtiyar, iri ve ak tüylerle örtülü elini geniş göğsünün üstüne koyarak oturanları selamlar.
İhtiyarla Mustafa Kemal arasında hoş bir konuşma başlar. İhtiyar, Çukurova’dan dönmektedir. Paşa sorar:
‘Ağa yoksa oralarda geçinemedin mi?’
Hayır, oralarda iyi geçinmiştir. Çocuklar da çalışkandır. Ama kulağına bir sözler çalınmıştır:
‘Son günlerde işittim ki, İstanbul’daki ırzı kırıklar, bizim Erzurum’u Ermenilere vereceklermiş. Geldim ki görem. Bu nâmertler kimin malını kime veriyorlar?..” (Şevket Süreyya Aydemir, TEK ADAM, Cilt 2, Remzi Kitabevi,1964, s. 90-91)
***
Ankara’da, Millet’in Meclisi’nde, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi Lozan’ın tartışıldığını; seçtiği vekillerin Terörist Başı’nın ayağına gittiğini duyan yurttaşlar, Erzurumlu ihtiyar gibi, yurdun dört bir yanından yollara düşerek, 27 Aralık’ta Ankara’ya gelip Anıtkabir’de buluştular!..
Erzurumlu ihtiyarın “İstanbul’daki ırzı kırıklar” dedikleri, yurdumuzu işgal etmiş emperyalistlerin isteklerini yerine getiriyorlardı.
Günümüzdeki baktığımızda da Baş Emperyalist Amerika’nın, meydanı boş bulmuş patavatsız elçisinin dediklerinin tartışıldığını görüyoruz:
Adam, “çıkarlarımızı engelliyor” dediği, “Hazar Denizi ile Akdeniz arasındaki ulus devletlerin yıkılmasını, Türkiye’nin Osmanlı milletler sistemine geçmesini” istiyor!..
Yani resmen Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılmasını istiyor!…
Emperyalistlerin maşası olan dağdaki ve Meclis’teki PKK’lılar, bu istekleri komisyonun masasına koyuyor, diğerleri de bunları ciddi ciddi tartışıyor!..
***
ADD Samsun Şubesi’nin kuruluşundan (1994) sonra, geçmişte birçok kez Ankara’ya gittik.
Emperyalist ajanları tarafından şehit edilen Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu gibi canlarımızın cenaze törenlerine katılmak için gittik…
10 Kasımlarda Atamızı ziyaret için gittik…
ADD Genel Merkezi’nin düzenlediği etkinlilere katılmak için gittik vs..
Katılım fazla olduğu için bir otobüsün yetmediği, ikinci bir otobüs tuttuğumuz zamanlar olurdu. Marşlarla ve türkülerle giderken mola yerlerinde Tokat’tan, Trabzon’dan, Giresun’dan vd. illerden gelen arkadaşlarla kucaklaşır, güç ve güven patlaması (sinerji) yaşayarak yolumuza devam ederdik…
Bu kez örgütlü bir hareket değildi. Aynen ata topraklarının kaybedileceğini duyunca, yeni yurdu Çukurova’daki rahat yaşamını bırakıp, yayan yapıldak yollara düşen göçmenler gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılması ve yurdun bölünmesi endişesine kapılan vatanseverlerin, sosyal medyadaki paylaşımlarıyla kendiliğinden oluşmuş (spontane) bir hareketti…
Bu nedenle otobüs tutulması söz konusu olmadı. Biz, beş arkadaş bir arabaya atlayarak, kapatılacak yollar nedeniyle trafiğe takılmamak için, geceden yola çıktık…
En büyük endişemiz, örgütlü bir hareket olmadığı için katılımın az olmasıydı. Üstelik “Merkez Medya” denilen, iktidar ve muhalefet yandaşı gazete ve televizyonlar, günlerce sosyal medyada dolaşan bu hareketi görmezden gelmiş, hiç söz etmemişlerdi!..
Eğer yeterli kalabalık toplanmazsa, Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak isteyen bölücüleri, gericileri ve mandacı/ emperyalist yandaşı Numaralı Cumhuriyetçileri sevindirmiş olacaktık…
Anıtkabir’e gelince endişemizin yersiz olduğunu anladık…
Yurdun dört bir yanından Ankara’ya akın etmiş “Mustafa Kemal’in Askerleri”, Tandoğan’dan Aslanlı yola kadar olan alanı doldurmuşlardı…
Askerlerin komutanı Pakize Ana idi!..
Pakize Ana, bir Türk anasına/ bir şehit anasına yakışır vakurla, askerlerinin başında, Aslanlı yoldan Mozole’ye kadar yürüyerek Komisyon’a mesajı iletti:
“ŞEHİTLER ÖLMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ.”
Böylece millet bir kez daha kaderine el koymuş ve vekillerine gerekli talimatı vermiştir…
Anlayan anlar!..
Anlamayana gerekli ders sandıkta verilir!..
1991 seçimlerinde SHP’ye ve 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’ye verildiği gibi!..




