İKTİDAR partisinin patronu İbni Haldun Üniversitesinin açılış töreninde hangi aklı evvel danışmanına sipariş edilmişe onun kaleminden çıkıp promptere yazılan metine baka baka bir konuşma yaptı.
Doğal olarak televizyon kanalları konuşmanın kendilerince önemli olan bölümlerini yayınladılar .
Televizyon izlemem ama bulunduğum ortamda izleyenler varsa ve o ortamı terkedemeyeciğim koşullarda iken ister istemez bazı ifadeler kulağıma, hafızama takılır.
Konuşmaya konsantre olmamasam da bazı cümleler beynimde çakıldı kaldı..
Neymiş;
Aklı hür, fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirilmek üzere çıkılan yolun Batı taklitçiliğine dönüşmüş olması cumhuriyetimizin en büyük kaybıymış…
Konuşmanın devamını ertesi gün objektif gazetecilik yapmaya özen gösteren gazetelerden okudum.
Amaç her fırsatta yaptığı gibi töreni fırsata çevrip Atatürk ve devrimlerine, Kemalizme, çağdaşlaşmaya kinini kusmak…
Aslında iktidara karşı açlık yoksulluk yüzünden büyüyen toplum tepkisi nedeniyle Atatürk’e, Ataürk devrimlerine, laik rejime karşı olan düşmanlığını açıkça ifade etmeyi kendisi ve iktidar için sakıncalı görmüş olmalı ki Atatürk adını, Kemalizm, devrim sözcüklerini anmadan düşmanlığını maskeleyerek bunlara çağrışım yaptıran sözcükler kullanmış.
*
NEYMİŞ?
Millet olarak kendimizi kontrolsüz bir batılılaşma fırtınası içinde bulmuşuz
Aklı hür, fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirilmek üzere çıkılan yolun Batı taklitçiliğine dönüşmüş olması en büyük ülke kaybıymış.
Bu nasıl taklitçilik ise..
Ünlü İngiliz tarihçi Arnold Toynbee dünyada hayranlıkla karşılanan Türk Rönesansı için “Yeryüzünde hiçbir devrim, Kemalist Türk Devrimi kadar dünyada şaşkınlık yaratmadı” diyor.
*
DAHA önce de Alfabe devrimini bilmeden, öğrenmeden Batı taklitçiliği diye nitelendirmişti.
Latin alfabesinin kökeni Etrüsk alfabesidir.
M.Ö. 7.yy’da italya’da yaşayan ve Avrupalılara yazıyı öğreten Etrüskler’in ataları bir görüşe göre Ege, Anadolu, Kafkasya civarlarından İtalyaya göç eden Öntürklerdir. DilleriTürkçenin eski bir lehçesi, kullandıkları alfabe ise
Orhon alfabesi ya da Göktürk alfabesi diye anılan alfabeden alınan runik yazıdır.
Bugün İtalya’da Moena ya da La Turchia diye anılan bir köy vardır ve bu köyün insanları Tükçe bilmez, İtalyanca konuşurlar ama her yıl 19-21 Ağustos tarihleri arasında “Festa de Turchia” (Türk Festivali) adıyla eski Türk geleneklerine göre viyana kuşatmasını kutlarlar.
Bugün kullandığımız ve Atatürkün öteki dillerde olmayan (Ş), (Ç)ve( Ğ) harflerini eklediği Türk alfabesi diye andığımz alfabe köken olarak Türk kültürünün insanlığa armağnıdır .
Eğer Taklitçilik varsa taklitçilik aslı Arami-Süryani alfabe olan Arap alfabesini kullanmaktır
*
FÜTÜVVET ehli bir nesil yerine amorf bir nesil yetiştirme gayreti, ülkemize ve milletimize oldukça pahalıya mal olmuşmuş.
Geçmişten bugüne yaşadığımız nice acıların, döktüğümüz nice gözyaşlarının, çektiğimiz nice sıkıntıların gerisinde kuşaklar boyunca maruz kaldığımız bu fikri istila gerçeği varmış .
Yapmamız gereken, kendi medeniyet birikimimize ve hedeflerimize uygun nesiller yetiştirmekmiş .
Türkiye’nin, 2053 vizyonunun ana fikrini bu konu oluşturmalıymış..
Türkiye’nin siyasi, ekonomik, askeri olarak yeniden kendine güvenini kazandığı son dönem, bu tür tartışmaların daha adil şartlarda yürümesine de imkan vermişmiş.
Türkiye bu fikri tartışma zenginliğini hayırlı bir inkişafla neticelendirecekmiş .
Eleştirilmeye bile değmeyen akıl ve mantık dışı bir alay zırva…
Kim söylüyor bunları?
Gençliğini yaşadığı Kasımpaşada yankesicileri ile ünlü Hacıhüsrev mahallesinden arkadaşı olan 15 suçtan sabıkalı, sigara Kaçakçısı, Romanlar’ın çeribaşısı, aynı zamanda Hırsızlar Kralı olarak da bilinen Kudret Gönen’in kan davası nedeniyle öldürüldüğünde, arabasının torpido gözünde bulunan büyük oğlunun 23 Şubat 2001 tarihininde yapılacak düğün davetiyesinde düğün tarihini 29 zilkade 1442 diye yazdıran…
Hayvanat Bahçesi Müdürünü TÜBİTAK başkanı yapan….
“Diplomalıların sayısı arttkça beni hafakanlar basıyor” diyen adamı YÖK üyeliğine atayarak ödüllendiren….
Büyük devrimci Dr. Reşit Galip’in gerçekleştirdiği çağların gerisinde kalmış ilkel Darülfünun’u çağdaş Ünversiyete döndürme reformunu üniversiteyi perişan etmek olarak yorumlayan….
Bale sanatına “Düpe düz seks” diyerek düşünce üretim merkezinin beyni, değil apış arası olduğunu gösteren…..
*
TÜRKİYE’NİN son dönemde siyasi, ekonomik, askeri olarak yeniden kendine güvenini kazanması fikri tartışma zenginliğini hayırlı bir inkişafla neticelendirilmesi acaba bedevi Arap özenticiliği ile dindar ve kindar nesillerle mi gerçekleştirildi?.
Amorf bir nesil yetiştirme gayreti demek Cumhuriyetin yetiştirdiği, içlerinde insanlığa önemli katkı sağlayan sanatçılarımıza, bilim ve düşünce adamlarımız dahil Atatürkçu nesillere yapılmış bir saygısızlık değil midir?
Fütüvvet ehli bir nesil yetiştirmeliymişiz…
Fütüvvet ehli olmak demek nefsine söz geçirme, dünya malına önem vermemek gibi etik değerlere sahip olmak, alçakgönüllülük, eliaçıklık, insana saygı, sevgi beslemek, başkalarının hak ve çıkarlarını kedininkilerden üstün tutmak, göründüğü gibi olmak, kendini başkalarından üstün saymamak demektir.
Amorf olmayan Fütüvvet ehli nesli nasıl yetiştireceğiz?
“Kadın erkek eşitliği fıtrada ters” zihniyetiyle mi?
Devleti soyarak, yoksulun nafakasına göz dikerek mi?
Fütüvvet esnaflığı, zanaatkârlığı içine alan ahilik kültürüdür…
Eşek etinden sucuk üreterek mi fütüvvet ehli nesil yetiştireceğiz?
Kendisini “İngiltere, Almanya, Fransa ve şahsım dörtlü zirve yaptık” megalomanisine kaptırmış biri Fütüvvet ehli bir nesil yetiştirmekten söz ediyorsa bu sadece komedilere konu olabilir.
*
AKLI hür, fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirilmek üzere çıkılan yol batı taklitçiliğine dönüşmüşmüş.
Cemaat, tarikat şeyhleri ile mi, biatçı dindar ve kindar olarak yetiştirilmiş gençlerle mi fütüvvet nesli yetiştireceğiz?
Eşsiz önderimiz Atatürk’ün Tevfik Fikret’in dizelerinden esinlenerek kullandığı “Aklı hür, vicdanı hür” özdeyişi nasıl olur da Batı takliltçiliğine yol açar?
O vecize Kemalizmin mantığının, yönteminin, aklın, dürüstlüğün açılımıdır..
Kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr-ü-bâ
Kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâirim
İnhinâ tavk-ı esâretten girandır boynuma
Fikri hür, irfanı hür, vicdânı hür bir şâirim”
“Medeniyet öyle bir ışıktır ki, ona kayıtsız olanları yakar, mahveder. Medeni olmayan milletler, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdur” diyen Atatürk 1923’de şunları söylemişti:
“Biz batı uygarlığını, bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Orda iyi olarak gördüklerimizi kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyeti seviyesi içinde benimsiyoruz Ülkeler çeşitlidir fakat medeniyet birdir ve ulusun ilerlemesi için de bu tek medeniyete katılması zaruridir.”
Yobaz çetelerinin şehit ettiği Atatürk ilkelerinin savunucusu değerli bilim admı Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalıya göre “Atatürk’ün kafasında olan batılılaşma değil, uygarlaşmadır. Üstelik de, kendi ulusal özelliklerimizi koruyarak uygarlaşmaktır. Taklitçi saray kültüründen, Anadolu’nun bin yıllık kültür sentezine dönüş Atatürk’ün eseridir.
Kemalizm Batının desteği ile değil, batıya karşın bir uygarlaşma hareketidir.
Kemalizm geçmişin bekçiliği değil geleceğin öncülüğüdür , çağdaşlaşma ideolojisidir.”
*
İNSANLIĞIN, bilimin, felsefenin, sanatın yolunu açan düşünceler, eylemler er ya da geç dünyaya yayılır bütün insanlığı ortak değeri olur.
Çünkü İnsanlık bir bütündür ve giderek daha da bütünleşiyor..
Sosyal Antropoloji ve Sosyoloji bilimlerinin anlayışına göre dünyanın herhangi bir köşesinde insanlığın yararına geliştirilen her fikir, her buıluş, her bilimsel gelişme kültür değişim ve paylaşımıyla bütün insanlığın ortak değeri olur .
İnsanlık tarihi boyunca Doğu’dan Batıya, antik çağ bilgelerinden çağımızın bilim ve kültür adamlarına kadar fark yaratmış kim varsa hepsi insanlığın ortak zenginliğidir ve toplumlar o zenginlikleri gerekirse kendi sosyo/kültürel bünyelerine adapte ederek bütün dünya ile aynı anda kullanırlar.
Atatürk ve eserleri bugün Çin’de öğrencilere öğretiliyor, dünyanın dört bir köşesinde adı caddelere meydanlara veriliyor, heykelleri dikiliyor insanlığa mesajları çeşitli dillerde yayınlanıyorsa Kemalizm Batı taklitçilği değil, bütün dünyaya örnek olan evrensel bir rol modeldir.
Kemalizm bütün insanlığındır.
*
BATIDA 1929 bunalımı ile doğup bütün dünyayı etkileyen “Laissez Faire, Laissez Passe” (bırakın yapsın bırakın geçsin) siyasetinin yıprattığı kapitalist sistemin bunalımına çözüm olarak John Maynard Keynes’in yıllarca
Keynesyen ekonomi modeli uygulandı.
Ekonomi ne zaman bunalıma düşse devletin piyasaya fiyat denetimleriyle, vergi, faiz düzenlemeleriyle yaptığı müdahaleler klasik ekonomi ile Marksist ekonominin bağdaştırılması çabası olarak veya sosyal demokrasi diye yorumlanır.
Bu uygulamaya 1920’lerde Atatürk’ün düşüncelerinden doğan karma ekonomi modelinin bir versiyonu olarak bakmak yanıltcı olmaz.
Fransız hukukçu ve siyaset bilimcisi Maurice Duverger 27 Mayıs 1961 tarihli Le Monde gazetesinde Batılı bilim insanlarının faşizm ve komünizm karşında üçüncü bir yol diye andığı Kemalist Ekonomi modeli üzerine özetle şunları yazmıştı.
“İkinci Dünya Savaşı sonrasında Kemalizm uluslararası bir boyut kazanmış ve Moskova ile Pekin’in güdümüne girmeyen üçüncü dünya uluslarına örneklik yapmaya başlamıştır. Kemalizm, gelişmekte olan ülkeler için komünizmin alternatifi olarak görünmeye başlamıştır…
Aşırı derecede planlı ve merkezi ekonominin yol açacağı zararlar, aşırı derecede liberal ekonominin yaratacağı zarar ve hatalar kadar büyük olacaktır. Bu durumun farkına varan, gelişmekte olan ülkeler, Kemalizmin karma ekonomi sistemine yönelmektedirler”
Kemalizmin evrensel çaptaki önemine bir başka perspektiften bakan Alman Tarihçi Profesör Herbert Melzig ise şöyle der:
“Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak isteyenler Atatürk’ün iman verici ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar.”
*
AKP’nin patronu bir de şunu söylüyor:
“Medyamız en modern alt yapıya sahip ama bizim sesimizi ve nefesimizi yansıtmıyor..”
Bu sözlere şaşmamak mümkün değil..
Medya daha ne yapsın?
Bir ikisi dışında bütün televizyon kanalları sabah, akşam sesini, görüntüsünü yansıtmıyor mu?.
Yazılı basının aralarından saraydan gelen talimatla ortak manşet atanlar dahil olmak üzere yine neredeyse tamamı her gün borazanlık yapmıyorlar mı?
*
EĞER Batı taklitçiliği yaşanmışsa bu hayranı oldukları Osmanlının askerı yenilgilere çare olarak II. Meşrutiyet döneminde başvurduğu felsefesi olmayan Batı taklitçiliğidir
Atatürk Türkiye Cumhuriyetini yalnız dış düşmanlara, içerdeki hainlere, kara yobazlalara değil ayrıca II. Meşrutiyet dönemini zihniyetin kalıntıları olan Batının mandaterliğini savunanlara karşı “Hangi bağımsızlık vardır ki, yabancıların öğütleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir”diyerek kurdu,
Bu yolda verilen mücadele geçmişten bugüne yaşadığımız nice acılara, döktüğümüz nice gözyaşlarına neden olmuşmuş!
Aklı hür, fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek hedefi Batı taklitçileğine çıkılan yolmuş öyle mi?






