Burada adı “Granine” olup, sözlükte karşılığı “Sardunya” çiçeklerimizi sera bahçesinden alıp, bugün balkonumuza getirdik.
Sardunya çiçeklerine Kuzey Ege köylerinde “şekayik” de denir.
Ruhu şad olsun, büyük bir tiyatro ve sinema eleştirmeni olan edebiyat öğretmenim Yüksel Erkekli: “Ben gecekondu pencerelerinin önünde helva tenekelerine dikilmiş Sardunyaları severim” derdi.
Bunu dersimizde, bir küçük kasabada halk kahramanı olan “Keşanlı Ali Destanı’nı” işlediğinde, yoksul gecekondu mahalle evlerini tasvir ederken anlatmıştı.
Merhum öğretmenim Yüksel Erekli’yi anmışken, O’nun yüksek edebiyat yeteneğinden de kısa bahsedip, ruhunu şad etmek isterim.
Aktrist Hülya Koçyiğit, Balıkesir’deki Şan Sinemasında yeni rol aldığı bir filminin gala akşamına gelmişti.
Gala biletleri biraz pahalı olduğundan biz gidemedik. Ertesi gün, galaya katıldığını bildiğimiz Yüksel öğretmenimize sorduk: “Nasıl, beğendiniz mi?” Diye.
Yüksel Erkekli, gala akşamını ve Hülya Koçyiğit’in Balıkesir’e beraberinde getirdiği annesi için yazmış olduğunu söyleyip, okuduğu bir şiirden bahseder.
Bizim Kuvvacı Balıkesirliler şiiri dakikalarca ayakta alkışlasalar da, bizim Yozgat’ın Erkekli köyünden çıkmış değerli bir edebiyatçı olan Yüksel Erkekli alkışlamadığı gibi, bu şiiri, Onun tabiri ile “bu kızcağızın” yazmış olduğuna inanmaz. İnanmadığı için de, cebinden çıkardığı not defterine şiirin bazı mısralarını not alır.
Bize: ”Hülya Koçyiğit’in o şiiri yazacak bir kültür ve alt yapısına sahip olmadığını da” söyler.
Yüksel öğretmenimiz, hummalı bir araştırmaya girer ve o şiirin gerçek şairinin kim olduğunu arayıp bulur.
Hülya Koçyiğit’in kendisinin annesi için yazdığını söylediği şiir, bir kadın şaire aittir. Hülya Koçyiğit, öğretmenimize göre, başkasının eserine sahiplenip, edebiyat hırsızlığı yapıp, şiiri kendine mâl edip, aşırma yapmıştır.
Yüksel öğretmenimiz, konuyu Milliyet gazetesinde “Olaylar ve İnsanlar” köşesine, Hasan Pulur’a yazar.
Ve Hülya Koçyiğit’in aşırdığı “Anne” şiirinin gerçek şairi hanımefendi, edebiyat öğretmenimiz Yüksel Erekli’ye bir teşekkür mektubu yazar ve Hülya Koçyiğit’i “şiirine sahip çıktığı İçin” dava ettiğini ve kazanacağı tazminat parasını da, Samsun’da “Atatürk’ Anıtlarını Koruma Derneğine ”bağışlayacağını belirtir.
Ben de, Köy Enstitülerinden çıkmış, gözünün biri hafif şaşı (O ise, “ben şeyla gözlüyüm” derdi) edebiyat öğretmenimiz Yüksel Erekli’nin bütün öğrencileri gibi O’ndan çok etkilenmiş ve de esinlenmiş biri de ben olacağım ki; bugün dahi penceresi sokağa bakan o tek katlı evler pek kalmadıysa da, kat karşılığı mimarimizi bozan müteahhitler halkımıza: “…. tek katlı eski evin ile bahçesini bana ver. Sana 5 katlı apartmandan 2 katlı 4 daire vereyim. …” demedikleri henüz o yıllarda, o tek katlı evlerin var oldukları mahalle aralarından geçerken, pencere önlerinde “helva tenekelerine” dikilmiş, Sardunya, Menekşe veya başka türden de olsa çiçekleri gördüğümde, o haneye ulvi bir saygı duyardım.
Bir de Yüksel Erekli’nin başka bir öğretmenimize benzemeyen farklı bir yönü vardı. Hiç kimse ondan 7’den fazla not alamazdı. İstediğin kadar itiraz et “ben 10’luk yazdım” diye. O’nun cevabı hep aynı idi.
Okulumuz da erkek Lisesi olduğundan, herkese oğlum der: “Oğlum senden aldım, senin arkadaşlarının notlarını 5’e (sınıf geçme notu) çıkardım” derdi. Ve dersinden sınıfta kalan da olmazdı.
Tahtanın başında tebeşir tozuna bulaşmış ellerini çırpıştırıp, sonra bir elini yukarıya kaldıran Yüksel Erkekli, kara tahtanın üzerindeki Mustafa Kemal Atatürk’ü gösterir: “Bu tahtada yazılı olanların “…faülünü, mefaülün ….” belki de ileride hepsini unutacaksınız. “Ama işte bu Adam, bu Adam var ya ….. Bu Adam’ı unutmayın” derdi.
Yarın bizim şematiklerimiz de, helva tenekelerinde ve de pencere önlerinde olmasalar da; beyaz plastik saksılarda balkon dışında demir kelepçelerle bağlanmış şekilde yerlerini aldıklarında, edebiyat öğretmenim Yüksel Erekli’yi yad edip, çok sevdiğim damarlı kalın yapraklarını okşayıp, çiçeklerini koklayacağım Sardunyaları O’nun için seyredip, onlarla konuşup, seveceğim.
Remzi UYSAL











