ABD’nin Rusya ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ülkelerde görmek istediği siyasal tablonun ilk koşulunu “ABD kararlarına itiraz edemeyecek hale getirmek” şeklinde tespit ediyoruz. Başta AB, İngiltere olmak üzere demokratik cephe bileşenlerinin bu konuda herhangi bir itirazı bulunmuyor. Gerçekten de çeşitli uluslararası toplantılarda bu durumu yaşıyorsunuz.
“ABD’nin kararlarına uymaktan neden çekiniyoruz? Elalemin akıllısı biz miyiz?” diye kendimize sorarsak ABD ve yakın müttefiklerinin bizimle ilgili hedef ve projelerini hem de yazılı olarak önümüzde bulabiliriz. AB üyelik süreci, BOP bunlardan sadece ikisidir. ABD’nin kurumsal yapısı içinde CIA ve diğer kurumlarının kamuya açık “beyaz bültenler” inde ve bazı somut adımlarında -Sözde Ermeni Soykırımı, PYD’ye destek, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz, Balkanlar ve Karadeniz Havzasındaki liderlik konumu ve Türkiye’ye karşı tezlerde somut duruşu…vb- de Türkiye’nin üniter devlet yapısı ve toprak bütünlüğünün tanınmadığını tespit ediyoruz.
ABD’nin Atatürk döneminde “düşman olarak görmediği” ve Soğuk Savaş döneminde “dost ve müttefik” olarak tanımladığı Türkiye’nin bugün hedefe konulmasının nedenlerini tek bir cümlede toparlarsak ne diyebilirsiniz?
“… Kendi arzusu ile yemi yutan balığı uzun süre suda bekletirseniz başka bir balık onu yiyeceği için artık bu balığı yüzeye çekip meze yapmanın zamanı gelmiştir…”
Türkiye’nin bugün için önünde duran kurtuluş reçeteleri oltadan kurtulmak üzerinedir. Ağzımızı veya neremizi kaptırmışsak orayı yırtarak kurtulmak dışında hareket tarzları gerçekçi değildir. Yani tam bağımsızlığa giden yolu seçmek zorundayız. ABD’nin küreselleşme veya yerelleşme baskıları ile bütün temel hak ve özgürlüklerimizin yok edileceğini görememek gaflet, delalet ve ihanettir.



