1. Haberler
  2. Siyaset
  3.   Bahçeli ve demokratik barış süreci: Tutarsızlığın mimarı mı?

  Bahçeli ve demokratik barış süreci: Tutarsızlığın mimarı mı?

  Yıllar boyunca Kürt kimliğinin tanınmasına, anadilde eğitime ve yerel özerklik tartışmalarına en sert direnci gösteren miting yanında meydanlarında ip atarak idam isteyen isimlerden biri MHP genel başkanı Devlet Bahçeli olmuştu.

Advert
featured
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

Haber: Atilla YÜCEAK

 

Yıllar boyunca Kürt kimliğinin tanınmasına, anadilde eğitime ve yerel özerklik tartışmalarına en sert direnci gösteren miting yanında meydanlarında ip atarak idam isteyen isimlerden biri MHP genel başkanı Devlet Bahçeli olmuştu.

(Atilla YÜCEAK)

 

Sevgili Sezin Semra Saral öğretmenimin bu konudak gazetemize yaptığı açıklamayı sizlerin değerlendirmesine sunuyorum.

“BAHÇELİ’NİN BARIŞLA İMTİHANI!

 

Türkiye siyasetinde bazı aktörler vardır ki, sadece partilerinin başkanı ya da belli bir sosyolojik kümenin temsilcisi olmakla kalmaz; aynı zamanda devletin hafızasını, reflekslerini ve kırmızı çizgilerini bünyelerinde taşırlar. Devlet Bahçeli işte bu isimlerin başında gelir. 25 yılı aşkın süredir MHP’nin başında olan Bahçeli, Türk sağının en istikrarlı figürü, ama daha önemlisi devletin güvenlikçi aklının sivil uzantısı olagelmiştir her zaman.

 

Bu yüzden son günlerde kamuoyuna yansıyan gelişmeler sadece bir söylem değişikliği değil, Türkiye siyasetinde tarihi bir eksen kaymasına işaret ediyor: Devlet Bahçeli, yalnızca Kürt meselesine dair yumuşama sinyalleri veren bir figür değil, bizzat bu yeni barış sürecinin kurucu mimarlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu yönelim, yüzeyde bir taktik manevra gibi görünebilir; ancak daha yakından bakıldığında, devletin yüzyıllık güvenlikçi kodlarını yeniden inşa eden, radikal bir siyasal mühendisliğe işaret etmektedir. Kimilerinin “devlet aklının evrimi” olarak yorumladığı bu süreç, gerçekte Bahçeli’nin temsil ettiği geleneksel Türk milliyetçiliğinin, devletin kurucu hafızası içindeki pozisyonunu yeniden tanımlama girişimidir. Burada artık mesele bir “rıza” değil; doğrudan yönlendirme, biçimlendirme ve sahiplenme meselesidir.

 

Bahçeli neden önemli?

 

Çünkü Bahçeli, devletin Kürt politikasında en katı çizgiyi temsil eden figürdür. “Kırmızı çizgiler” ifadesinin içini yıllarca o doldurdu. Kürt meselesini bir “beka sorunu” olarak gören; çözümü ise askeri önlemlerde, sert güvenlik politikalarında ve uniter yapının mutlak korunmasında arayan çizginin en yüksek perdeden konuşan ismiydi.

 

Yıllarca Kürt kimliğinin tanınmasına, anadilde eğitime, yerel özerklik tartışmalarına karşı duvar ördü. PKK ile müzakereye en sert muhalefeti yaptı. 2013’teki çözüm sürecini “ihanet”, HDP’yi “terör uzantısı”, barış çağrılarını ise “milletin bölünmesine zemin hazırlamak” olarak kodladı.

 

İşte bu yüzden, bugün Bahçeli’nin aynı meselede farklı bir tonda konuşmaya başlaması, sadece MHP’nin değil, devletin tarihsel pozisyonunun gözden geçirildiği bir sürecin göstergesi olabilir.

 

Dönüşüm mü, zorunluluk mu?

 

Peki, ne değişti? Bahçeli neden şimdi barış diliyle konuşuyor?

 

Bu sorunun yanıtı kişisel bir dönüşümden çok daha fazlasına işaret ediyor. Türkiye artık Kürt meselesini sadece iç güvenlik sorunu olarak yönetemeyeceğini biliyor. Bölgesel denklem değişti. Irak Kürtleriyle, Suriye’nin kuzeyindeki yapılarla, Avrupa’daki Kürt diasporasıyla ilişkiler Türkiye’yi zorlamaya devam ediyor. Ekonomik kriz, toplumsal yorgunluk ve uluslararası baskılar da eklenince, devletin hesap makinesi yeni verilerle işlemeye başladı.

 

Ve böyle dönemlerde, “Devlet aklı” sessizce yeniden dizayn edilir. Bu dizaynda eski söylemler, eski aktörlerin yeni rolleriyle revize edilir. İşte tam da bu noktada Bahçeli devreye giriyor. O, barış sürecine dahil edilirse bu sürecin “kontrollü”, “milliyetçi tabana kabul edilebilir” ve “devlete sadık sınırlar içinde” kalması sağlanabilir. Bahçeli’nin onayı, devletin yeni pozisyonunu meşrulaştırır. Onun susması bile bir tür onay işlevi görür.

 

Barış mümkün mü?

 

Evet, barış mümkün. Ama bu barış nasıl bir barış olacak? Demokratikleşmeyi, yüzleşmeyi ve eşit yurttaşlığı temel alan mı? Yoksa devletin sınırlarını belirlediği, Kürtleri bu sınırlar içinde “tanıyan”, ama asla o sınırların dışına çıkmasına izin vermeyen bir “devlet barışı” mı?

 

Bahçeli’nin dahil olduğu bir barış süreci, muhtemelen ikinciye daha yakın olur. Çünkü onun varlığı, bu süreci hem tabana anlatma aracı, hem de fazla ileri gitmesini engelleyen bir güvenlik freni olarak konumlanır.

 

Bir hafızanın sessiz revizyonu!

 

Belki de en dikkat çekici olan şey şu: Bahçeli’nin geçmişteki söylemleriyle bugünkü pozisyonu arasında devasa bir çelişki var. Ama Türkiye’de siyasal hafıza kısa ömürlüdür. Geçmiş kolayca unutturulur, hesap sorulmaz. Devlet, kendini yeniden inşa ederken bu tür “hafıza revizyonlarını” sıkça uygular. Dünün en sert ismi, bugünün barış savunucusu olarak sahneye çıkar. Kimse de bunun hesabını sormaz.

 

Ve böylece, barış kelimesi, bir kez daha devletin mühendisliğinden geçirilmiş bir versiyonuyla karşımıza çıkar.

 

Son söz:

Devlet Bahçeli’nin barış sürecine dahil olması bir çelişki değil, devletin çelişkisiz görünmek için yarattığı yeni bir stratejidir. Bu strateji başarıya ulaşır mı, barışı getirir mi, yoksa yeni bir kırılmaya mı neden olur, bunu zaman gösterecek.

Ancak bildiğimiz bir şey var: Türkiye’de barış, yalnızca aktörlerin değişmesiyle değil, zihniyetin dönüşmesiyle mümkündür. Ve bu dönüşüm, yalnızca “devletin aklı” değil, “toplumun vicdanı” tarafından da onaylanmadan kalıcı olmaz.”

Sezin Semra SARAL

  Bahçeli ve demokratik barış süreci: Tutarsızlığın mimarı mı?
+ - 0
Advert

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin