1. Haberler
  2. Siyaset
  3. Demokratik dönüşüm mü, ideolojik erime mi!

Demokratik dönüşüm mü, ideolojik erime mi!

 Abdullah Öcalan’ın kongreye sunduğu perspektifi ve yeni sürece eleştirel bir bakış!

Advert
featured
service
2
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

Haber: Atilla YÜCEAK

 Abdullah Öcalan’ın kongreye sunduğu perspektifi ve yeni sürece eleştirel bir bakış!

 

Sol, sosyalist gelenekten gelen, HDK üzerinden demokratik mücadele ya katkı sunmaya çalışan DEM içindeki bireyler olarak bizlerin uzun zamandır dile getirdikleri eleştiriler en üst perdeden PERSPEKTİFTE çok net anlatılmıştır.

 

Abdullah Öcalan’ın PKK kongresine gönderdiği ancak sonradan kamuoyuna yansıyan perspektifde dile getirdiği eleştiriler, Kürt yurtsever örgütlenmelerinin mevcut durumda yaşadığı siyasal, örgütsel ve ideolojik krizi derinlemesine gözler önüne sermektedir.

Öcalan’ın deyimiyle, “Örgütsel deformasyon, ilkesizlik ve ideolojik sığlık”, sadece bir iç muhasebe çağrısı değil, aynı zamanda yeni bir dönemin inşa edilebilmesinin önündeki esas engellerin net bir teşhisi olarak da okunmalıdır.

 

Bu sert eleştiriler, sadece geçmişin muhasebesiyle sınırlı kalmamalı;

Aynı zamanda bugün “Diriliş” olarak adlandırılan yeni sürecin taşıyıcılarının kimler olacağı ve hangi siyasal, ideolojik çerçevede hareket edeceği sorularına da ışık tutmalıdır.

Kaldı ki;

Abdullah Öcalan’ın eleştirileri, mevcut örgütsel yapıların halkla bağının zayıfladığını, kendi feodal içine kapanarak siyasal, ideolojik yenilenmeyi, çoğalmayı ve ortaklaşmayı reddettiğini ve demokratik toplumu inşa etme iddiasından uzaklaştığını açık ve net biçimde ortaya koymaktadır.

Bu bağlamda, sosyalist gelenekten gelen birey ve bileşenlerin taşıdığı kaygılar da anlaşılır olmanın ötesinde, haklı ve tarihsel bir derinliğe sahip olduğu net olarak anlaşılmıştır.

Bir yandan;

Kampanya gibi görülen “Ekmek Ve Adalet buluşmaları”nda yaşandığı gibi” ulusal kimlik mücadelesinin emek ve sınıfsal karakter mücadelesi giderek zayıflarken;

Diğer yandan, devrimci halkçılığın yerini siyasal bezirganlar eliyle pazarlıkçılığa bıraktığına dair gözlemler çoğalmıştır.

 

Abdullah Öcalan’ın vurguladığı “Demokratik Ulus” paradigmasının gerektirdiği çoğulculuk, toplumsal katılım ve ideolojik berraklık, muhafazakar Kürtlerin, mevcut aktörlerin pratiklerinde karşılık bulmamaktadır.

Bu da doğal olarak, sistem içi entegrasyonla devrimci dönüşüm arasında sıkışmış bir hareketin sancılarını büyütmesinsen kaynaklı birçok bölgelerde çıkmaza girilmiştir.

 

Bugün yeni bir dönemden bahsediliyorsa, bu ancak eski anlayışların öz eleştirisinin yapılması, radikal biçimde terk edilmesiyle olasıdır.

Kaldı ki;

Abdullah Öcalan’ın perspektifinde de bu net olarak okunmaktadır.

 

Yurtsever hareketin pratikte görünürde olan sorunlarının uygulamalarından anlaşıldığı gibi;

Ancak ortada olan, ne radikal bir özeleştiri ne de yapısal bir dönüşüm iradesi vardır.

Aksine;

Öcalan’ın altını çizdiği çürüme belirtileri;

Birey ve bileşenlerin yok sayılması, il ve ilçe yönetimleri üzerinde gizli Kayyım uygulamaları, “dernekler dahil tüm kurumların seçimlerine tek bir merkezden karar verileceğinin kararı, ötekileştirme süreci, üstü kapalı biçimde zafer gibi görünmekte, “Normalleşme” ya da “Politik Realizm” olarak sunulmakta;

Halkın beklentileriyle siyasal öznelerin gündemleri arasındaki uçurum daha da derinleşmektedir.

 

Sosyalist gelenekten gelen güçlerin bu tabloda kaygılı olması, bu siyasal kaygıları geri çekilmeden dile getirmesi suça ortak olmamak adına saf tutmaması bir zayıflık değil, aksine tarihsel sorumluluğun bir gereğidir.

 

Bu gelenek;

Halkın özneleşmesini ve siyasal bilincin tabandan gelişmesini esas alır. Ancak süreç, bu dinamikleri bastıran, demokratik geleneklere şiddetle aykırı, merkezileştiren ve dar bir feodal, hizipçi siyasal akıl tarafından yönlendirilen bir hatta evrildiğinde;

Mücadele, içeriğini ve rotasını yitirir.

Abdullah Öcalan’ın da ima ettiği gibi, halktan kopan örgüt, “Nice sağlıklı bir ömür dileyen” devletten medet umar hale gelir ki yaşanan acı ve incitici gerçek tam da budur.

 

Özcesi;

Dirilişin ideolojik ve örgütsel netlikten yoksun, eleştiri karşısında kapalı ve tabandan kopuk bir çizgide gerçekleşmesi, aslında gerçek bir yeniden doğuşu değil, uzun süreli bir erime ve evrilmeyi temsil edeceği düşünülmektedir.

Bu süreç böyle sürdürülürse kan ve gözyaşının duracağı Hiç olası değildir.

 

Türkiye toplum neyi inşa edeceğinin siyasal birikimine ve deneyimle Elbette ki sahiptir.

Bu nedenle bugün sorulması gereken soru, “Ne inşa edilecek?” değil, “kimler tarafından, hangi örgütsel yapı ile ve hangi siyasal içerikle inşa edilecek?” sorusudur.

Deyim yerindeyse perspektif de bugünkü var olan yapıları “Beni bir türlü anlamadınız”, “içi boş” dediği yapılar, örgütler tarafından olamayacağı açıkça ifade edilmiştir.

 

Türkiye’deki demokrasi ve emek mücadelesinin ana öznesi olan;

Sosyalist geleneğin bu süreçteki rolü ise edilgen bir izleyici değil, halkın demokratik iradesini sahiplenen ve savunan aktif bir özne olmaktır…

 

Sosyalistler:

Seyirci değil, demokrasi ve barış mücadelesinin öznesidir!

 

Türkiye’de demokrasi ve emek mücadelesi;

Küresel sermayenin iş büyütçesi oligarşik düzene karşı halkının eşitlik, özgürlük ve adalet arayışının tarihsel birikimidir.

Bu sürecin asli taşıyıcısı, halkın örgütlü gücüdür. Sosyalist gelenek ise bu mücadelenin dışından bakan bir izleyici değil, yön veren, bedel ödeyen ve her zaman örgütleyen bir özne olagelmiştir.

Bugün oligarşik sermaye düzeni;

Halkların iradesini gasbederken, emekçiyi yoksulluğa ve güvencesizliğe mahkum ederken, sömürüyü katmerleştirirken; Sosyalistlerin görevi açıktır: Demokratik mücadeleyi büyütmek, halkın tarafında örgütlü bir güç olarak durmak ve bu düzenin karşısına devrimci bir alternatif koymaktır.

 

Bırakın Marksizmi kurcalamayı…

Olmadıysa yeni baştan yaratacağız, yeniden ayağa kalkacağız!

Sosyalist devrimci hareketlerin tarihi, susarak değil, direnerek yazılmıştır.

Bugün de susmayacağız;

Halkın iradesini savunacak, barışın, emeğin ve özgürlüğün sesini her yerde, her alanda yükseltmeye devam edeceğiz.

Şiir Sevdanın Militanıdır!

Aşk Örgütlenmektir!

Demokratik dönüşüm mü, ideolojik erime mi!
+ - 2
Advert

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorum

  1. 8 Haziran 2025, 08:32

    Susmayalım, seyirci kalmayalım. Edilgen değil, etken olalım ve halkın iradesini partiye aktaralım

    Cevapla
  2. Yüreğinize ve duygularınızı emeğe döken aktarımınıza sağlık. Evet bizler hep vardık, var olmaya devam edeceğiz. Bizimle yan yana olmak, birlikte mücadele etmek onur ve dik duruş katar.

    Cevapla
Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin