1. Haberler
  2. Gündem
  3. ABD’nin Talimatıyla İnfaz: Kadir Tandoğan ve Ahmet Saner 12 Eylül Cuntasının İlk İstanbul Kurbanları Oldu

ABD’nin Talimatıyla İnfaz: Kadir Tandoğan ve Ahmet Saner 12 Eylül Cuntasının İlk İstanbul Kurbanları Oldu

12 Eylül askeri faşist cuntasının İstanbul’daki ilk infazları olan Kadir Tandoğan ve Ahmet Saner’in idamları, CIA bağlantılı bir suikast davası gerekçe gösterilerek hızla ve hukuksuz biçimde gerçekleştirildi.

Advert
featured
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

SOLMEDYA –  12 Eylül askeri faşist cuntasının İstanbul’daki ilk infazları olan Kadir Tandoğan ve Ahmet Saner’in idamları, CIA bağlantılı bir suikast davası gerekçe gösterilerek hızla ve hukuksuz biçimde gerçekleştirildi. Avukatlarının tüm itirazlarına rağmen, dosyaları ana davadan ayrılarak alelacele sonuçlandırıldı. İnfazlar öncesi Ankara’ya gelen ABD heyeti ve dönemin faşist generallerinin “Asmayalım da besleyelim mi?” sözleri, infazların politik bir mesaj ve dış güçlere verilen bir jest olduğunu ortaya koydu.

12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından Türkiye adım adım bir açık hava cezaevine dönüştürülürken, infazlar da rejimin sistematik bir aracı haline geldi. İstanbul’da 25 Haziran 1981’de Paşakapı Cezaevi’nde idam edilen Kadir Tandoğan ve Ahmet Saner, darbenin bu en karanlık yüzünü simgeliyor.

Her iki isim de MLSPB (Marksist-Leninist Silahlı Propaganda Birliği) davasından yargılanıyordu. Askeri savcı tarafından tüm tutuklular için hazırlanan ortak iddianameden Kadir ve Ahmet’in dosyası ayrılarak, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı 3 No’lu Askeri Mahkemesi tarafından kısa sürede karara bağlandı. Bu hız, infazların arkasında politik bir irade olduğunu gösterdi.

İddianamede yer alan bilgiye göre, 16 Nisan 1980’de CIA ajanı Sam Novelle ile işbirlikçisi Ali Sabri Baytar, Beşiktaş-Zincirlikuyu-Bebek üçgeninde çıkan bir çatışmada vurulmuştu. Hakkı Kolgu’nun da yer aldığı bu olaydan sonra, Hakkı hastanede ölüme terk edildi. Ahmet Saner sağ yakalandı, Kadir Tandoğan ise ağır yaralı halde alındı.

Her iki genç sosyalistin avukatları Nebi Barlas ve Ali Rıza Dizdar, dosyada usulsüzlük yapıldığını, düzeltme ve itiraz taleplerinin reddedildiğini, MGK’nın askeri mahkemeye yargılamanın uzatılmaması talimatı verdiğini açıkladılar. Barlas, o dönemde CIA’ya ait olduğunu belirttiği bir merkezde tehdit edildiğini de kamuoyuna duyurdu.

İnfazlar öncesinde Ankara’ya gelen ABD heyetinin amacı da belliydi: Amerikan ajanı Sam Novelle için “jest” istendi. Bu infaz, ABD’ye verilen bir sadakat mesajıydı.

23 Haziran 1981’de TBMM Danışma Meclisi idam kararını onayladı. Sadece iki gün sonra, 25 Haziran 1981 tarihinde infazlar gerçekleşti. O gece Paşakapı Cezaevi avlusunda yaşananlar, faşizmin vicdansızlığını gözler önüne serdi.

Avukatların anlatımına göre Ahmet Saner, marş söyleyerek darağacına yürüdü, “Kahrolsun Emperyalizm, Kahrolsun Faşizm, Yaşasın Mücadelemiz” diye haykırdı ve ipi kendi boynuna geçirip sandalyeyi tekmeledi.

Kadir Tandoğan ise celladı teselli ederek “Sakin ol kardeşim, acele etme” dedi. Son sözleri “Yaşasın Türkiye Halklarının Kurtuluş Mücadelesi, Kahrolsun Oligarşi, Katil Oligarşi” oldu. O da yoldaşı Ahmet gibi ipi kendisi tekmeledi.

Avukat Nebi Barlas yaşananları bir kitapta belgelerken, Ali Rıza Dizdar da röportajlarında infazların nasıl bir intikam ve sindirme amacı taşıdığını ortaya koydu.

Son mektuplarında ise her iki devrimci de mücadelelerinden pişman olmadıklarını, halkı arkalarında hüzne boğmak istemediklerini ve davalarına inançla öldüklerini ifade etti.

 

Kadir Tandoğan´ın son mektubu

“Sevgili aileme, anneme, Mediha ablama, Nuriye ablama, kardeşim Meliha, yeğenim Servet ve enişteme: İnanın bu yaşamımda ölmeme değil, sizleri arkada, gözü yaşlı bıraktığıma üzülüyorum. Kolay değil, benimki bir anlık şey. Ya sizler? Ömür boyunca içinizde bir burukluk, bir acı duyacaksınız. …Kolay değil, biliyorum. Beni düşünürken dünyada tek oğlunuz Kadir‘inizi yitirmiş bir kişi olarak değil, sadece binlerce kişiden biri olarak düşünmenizi isterim. Böylesi belirli bir teselli, ama daha iyisini düşünemiyorum. Ölmek de doğmak gibi doğal bir olaydır. Ölenlere değil, insan yaşayanlara sarılmalıdır. …Bu mektup elinize geçtiğinde ben ölmüş olacağım, üzgün değilim… Mektubum baştan sona hüzün dolu. Ama bu şartlar altında yazmak için aklıma hiçbir şey gelmiyor. Sizleri hüzne boğmak istemezdim. Mektubu uzun tutmayacağım. Hem yazacak fazla bir şey bulamıyorum hem de fazla hüzün ve ayrılık kelimeleri iyi olmasa gerek. Bütün arkadaşlara, komşulara, akrabalara selam ederim. Her zaman sizi canı kadar seven, KADİR’niz.

 

Ahmet Saner´in son mektubu

“Yaptıklarımdan hiçbir pişmanlık duymadım. Şunu bilin ki dünyaya gelirsem mücadeleleri aynı şeyleri bir daha yapardım.  Kimse üzülmesin. Ben pişman değilim. Amerikan emperyalizmine ve onun uşaklarına karşı mücadele verdim. Verdiğim mücadele doğru bir mücadeleydi. Bundan dolayı üzüntü duymuyorum.” (Ahmet Saner’in yazdığı mektup avukatları tarafından dayısına verilmiştir. Bir daha ulaşılamamıştır. Yukarıdaki satırlar idamı izleyen Avukat Ali Rıza Dizdar’ın mektupta yazılanlardan hatırladıklarıdır).

ABD’nin Talimatıyla İnfaz: Kadir Tandoğan ve Ahmet Saner 12 Eylül Cuntasının İlk İstanbul Kurbanları Oldu
+ - 0
Advert

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin