Haber: Atilla YÜCEAK
SOLMEDYA- Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde bulunan bir parfüm deposunda meydana gelen patlama, faciaya dönüştü.
O gün, havaya yalnızca kimyasal dumanlar değil, yürekleri yakan bir acının kokusu da karıştı.
İkisi çocuk, altısı kadın sekiz işçi hayatını kaybetti.
Kimi kanser hastası babasına destek olabilmek, kimi çocuğuna süt alabilmek için gitmişti işe…
Ama bir daha evlerine dönemedi.
Bir Kaza Değil, İş Cinayeti
Türkiye’de artık ölüm bir yazgı değil, sistemin ta kendisi.
Her gün yeni bir fabrika, yeni bir maden, yeni bir inşaat mezarlığa dönüşüyor.
Ve her seferinde birileri çıkıp “ihmal”, “kaza” diyor.
Hayır! Bu bir iş cinayetidir.
Adı parfüm deposu olsa da, kokusu ölüm kokusudur.
Oligarşik sermaye düzeni bu ülkenin emekçilerine, gençlerine yalnızca iki seçenek sunuyor:
Ya yoksulluk, ya ölüm.
Bu düzende emeğin, alın terinin, yaşam hakkının değeri yok.
Kadınlar, çocuklar, işçiler her gün yeni bir felaketin kurbanı oluyor.
Ve biz, her seferinde aynı soruyu sormaktan utanıyoruz:
Kaçıncıydı bu?
Altı Yetkili Açığa Alındı
Sokak TV’nin edindiği bilgilere göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, patlamanın ardından
aralarında SGK İl Müdürü’nün de bulunduğu altı yetkiliyi açığa aldı.
Yerinde ama yetersiz bir adım.
Çünkü bu yarayı açan yalnızca birkaç kişi değil; bu düzenin kendisi.
Halk Defalarca Uyarmıştı
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Dilovası Belediyesi de bu ölümlerin hesabını vermelidir.
Zira halk defalarca dilekçeler yazmış, CİMER’e başvurmuş,
tehlikeyi bildirmiştir.
Ama sesini duyan olmamıştır.
Sonuç hep aynı:
Bir patlama, bir sessizlik, bir karanlık.
Tanık Anlatıyor: “Yetkilileri Uyardık”
Olayın karşısındaki binada yaşayan bir yurttaş, Sokak TV’ye konuştu:
“Yetkilileri defalarca uyardık. Önceki dönem belediye başkanına da,
CİMER’e de yazdım. Kimse ilgilenmedi.
Sonra bir anda o korkunç patlama oldu…
Her yer çığlık doluydu. İnsanlar içeriden bağırıyordu.
Su taşıyorduk ama içeriye giremedik.
Birinin yüzüne su sıktım, belki kurtulur diye…”
İşte bir ülkenin fotoğrafı bu:
İnsanların parfüm değil, ölüm kokusu soluduğu bir ülke.
Çocukların okul çantası değil, iş eldiveni taşıdığı bir ülke.
Ve her felaketten sonra “soruşturma başlattık” deyip hayatına devam edenlerin ülkesi…
Ama biz devam edemiyoruz.
Her patlamada biraz daha eksiliyoruz.
Her yitirilen canla, içimiz biraz daha kararıyor.
Yaşamın Kokusu Yeniden Duyulana Kadar
Bu ülke çalışkan, onurlu, alın teriyle yaşayan milyonların ülkesi.
Onlar bu karanlığı hak etmiyor.
Ve bu karanlığı dağıtacak olan da yine onlar olacak.
Artık yeter!
Masum gösterilen bu cinayetlere karşı ses yükseltmenin, mücadeleyi büyütmenin zamanı geldi.
Bir parfüm deposunda yanan sekiz canın ardından gökyüzü hâlâ dumanlı.
Ama sözümüz söz:
Bir gün o duman dağılacak,
ve bu ülke yeniden ölümün değil, yaşamın kokusunu duymaya başlayacak.






