1. Haberler
  2. Öykü
  3. Emine Aydoğdu; Cehalet Foseptiği

Emine Aydoğdu; Cehalet Foseptiği

Ne zaman sokağa çıksam, New Orleans Polis Merkezi’ndeki esrarı yiyen sarhoş fareler gibi uykusunda horuldayan kentin göbeğinde buluyorum kendimi. Kentin sakinleri, her adım atışlarında arkalarında kötü bir koku bırakıyorlar.

Advert
featured
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

SOLMEDYA –  Ne zaman sokağa çıksam, New Orleans Polis Merkezi’ndeki esrarı yiyen sarhoş fareler gibi uykusunda horuldayan kentin göbeğinde buluyorum kendimi. Kentin sakinleri, her adım atışlarında arkalarında kötü bir koku bırakıyorlar. Kokular genzimi yakıyor. Umutsuz bir sırıtış içindeki zehir ve hüzün kusmuğuyla karşılaşmaktan tiksiniyorum. Manda boku gibi yaydıkları cehaletleriyle, kenti kuşatma altına almışlar. Dünyanın bu insan yapımı dehşet saçan parçasından nefret ediyorum. Toprağın bile temizleyemediği her yerde yoğun bir pislik var. Ben ise sadece toprağa ait olmak, cehaletin yeşermeği bir yerde olmak istiyorum.

İçim, gece gibi ürkütücü, sessiz ve düş kırıklıklarıyla dolu. Kavranamaz bir biçimde bana karşı duruyor. Merhamet ve şefkatten yoksun, dünyanın toprağa saçılan zavallı aklı gibi kalpsiz, hırçın ve sürekli uğulduyor. Toprağın derin derin esnemesini, her gün biraz daha çoğalan bu dehşeti bu pisliği bu lağımı yutmasını bekliyorum. Kentin sesi susmuyor. Cehalet ve sahip olma dürtüsü birleşip bu foseptik çukurunu oluşturmuş. Burası, her şeyin kolaylıkla unutulduğu, bir memeyi emer gibi bütün pisliğin emildiği, yok oluşa dek sürecek bir ruh ve cehalet foseptiği.

Kent, biteviye ıstırap ve kâbus üretiyor. Hukukuyla, adaletiyle, fabrikasıyla, hastanesiyle, lokantasıyla, barıyla, okuluyla, resmi ve özel kurumuyla, bankasıyla, pazarıyla, cezaeviyle, apartmanıyla, malikânesiyle, sarayıyla, bütünüyle ruhunu cehalete teslim etmiş. Şu an Tanrı’nın var olmasını o kadar çok istiyorum ki. Ama onun da tek ve ölümcül bir kusuru var, bu kusuru, kim ne derse desin asla bağışlamayacağım. En başından beri Tanrı, var olmamayı seçti. Varlığı, insan denen yaratığın cehaletiyle ve yönetme dürtüsüyle yaratıldı. Olsaydı, bütün cesaretimi toplayıp, karşısına çıkardım. Gözlerinin içine acıyarak bakıp, öfkeyle yüzüne neler söylerdim neler.

Kent, durmaksızın cehalet üretmeye devam ediyor ve bütün toplum, potansiyel cahil. Her köşede; nefret, şiddet, ikiyüzlülük ve ihanet gömülü. Bu yok edici duygular, sürekli katletme ve yağmalama arzusunu da tetikliyor. Herkesin bir şekilde bir şeylerini pazara çıkardığı bir kerhâne burası. Kimse var olanla yetinmiyor, sattıkça satıyor, düştükçe düşüyor. Bu düşüşle, kent acınacak bir şekilde, derin kâbuslar içinde uykuya dalıyor.

Sokağa çıkıp kentle yüz yüze kaldığımda, hissettiğim bütün iyi duygular, kum gibi içimden süzülüp gidiyor. Geriye sadece keskin kayalar kalıyor. Kentin bütün geleceği, kuşatma altına alınmış. Başımı kaldırıp, çirkinden de öte şu gökdelenlere bakıyorum. Yaşarken, içinde yavaş yavaş ölünen mezarlara baktığımı, dehşetle fark ediyorum. Düşünce aramıyordum ama duyduğum veya kulak kesildiğim konuşmalar, bir süprüntüden ibaret ve çöplükten çıkmış paçavra gibi kokusu her yere yayılıyor. O kokuyu alır almaz, öfkenin dipsiz çukuruna düşüyorum. Bu kent beni toplum dışı göstermeye ant içmiş, benim için kumpas kurmuş sanki. Sürüye katılmadığım için bağışıklık sistemim gelişmemiş. Kabul görmek ve takdir edilmek için sürünün içine girip, onlar gibi melemem gerekiyor. Düşlerimde, özgür olabileceğimi haykırıyorlar ama tek koşulla, onların gördüğü düşleri görmem kaydıyla. Farklı düşünenleri, doğduklarına pişman edinceye kadar hırpalıyorlar.

Böyle bir dünyada, beni doğuranın bile acıma duygusu yok oluyor; o yakıcı diliyle düşündüğüm her şeyi ateşe atmakta sakınca görmüyor. Uçurumun kenarında titriyorum. Bütün enerjimi, dengede kalmak için harcıyorum. Ruhsal bir gidiş-geliş içinde çığlık çığlığa sessizliğe gömülüyorum. Dengede kalmayı başarırsam hangi yöne itilirsem itileyim doğrulmayı öğreneceğim. Onlar gibi gülüp, onlar gibi ağlarsam, onlar gibi yaşayacak, onlar gibi öleceğim. Bu düşünce beni ürkütüyor. Biliyorum, bilmekten öte eminim, bütün hayatım, kötü bir gösteriye dönüşecek. Yalnızlığım, tümüyle ortadan kalkacak, beni oluşturan bütün değerler yıkılmaya başlayacak.

Havada ayaz, yerde kar varmış gibi titremeye devam ediyorum. Bu titreme, içime bir matkap burgusu gibi gömülüyor. Öyle geriliyordum ki sanki derim bütün kenti kaplıyor. Kent iğrenç binalarla kuşatılmış, hiçbir taş diğerinin üzerine sevgiyle konulmamış. Gelişi güzel yığılmış. Öyle sıradan öyle kişiliksiz ki… Yapılar, evlerin içi, koltuklar, yatak odaları ve mutfaklar birbirine benziyor. Kentin içi ve dışı, botoks yapılmış gibi hiçbir farklılık ve ayrıntı gözlenemiyor. Şarkı söylemek, dans etmek, yürümek, koşmak ve dinlenmek için yapılmış bir tek sokak bulamıyorum. Sokaklar sevgiden mahrum, buram buram açlık kokuyor. Umuda dair hiçbir çağrışım yok. Umutsuzluğun cehaleti beslediğini henüz öğrenememişler. Açlığın kırbacı bile kenti harekete geçiremiyor. Kent, gözlerindeki o çılgın bakışla, daha da beterin beterinin geleceği korkusu içinde umutsuzluğa doğru güdümlenmiş durumda. Çok yakın bir gelecekte kafese konulacağının farkında bile değil; devasa bir karmaşa içinde yüzüyor.

Öyle görünüyor ki cinayetin, hırsızlığın, şiddetin, nefretin, zindanın ve tecavüzün sonu gelmeyecek. Karşılaştığım sokakların yüzleri kötü kokan bir soluktan farksız. Ekşi ve berbat. Kentin bağırsakları sokağa dökülmüş, kokuşmuşluk, kanser gibi her yeri sarmış. Sokaklar, öyle çaresiz, öyle zavallı ki biri diğerini taşaklarından sıkıca kavramış, bırakmıyor. Kentin beyni, cıvık bir hamura çevrilmiş.

Deliliğin kıyısında ve mutlak bir yalnızlık içinde yüksek sesle düşünmek, sonra da yazmak istiyorum. Bu kentin, bu karanlığın içinde bir gün bile yaşamak, bu kente ait olmayı ne yazık ki beraberinde getiriyor. İnsan, ne kadar uzağa kaçarsa kaçsın, kentin kendisiyle eşdeğer bir duruma düşüyor. Cehaletin kara boşluğu, büyüdükçe büyüyor. Bu korkunç cehalet, kentin can evine saplanmış, dinmeyen bir hıçkırık olmaya daha ne kadar devam edecek, bunu, ne kent ne ben ne de…

Emine Aydoğdu; Cehalet Foseptiği
+ - 0
Advert

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin