SOLMEDYA – ABD emperyalizminin Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik operasyonunun ardından, Türkiye’nin “sürgün ülkesi” olarak gündeme gelmesi, Saray rejiminin dış politikadaki konumunu bir kez daha tartışmaya açtı. New York Times başta olmak üzere Batılı basın organlarında yer alan haberlerde, Washington’un Maduro için Türkiye seçeneğini masaya koyduğu ileri sürüldü. ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın, Donald Trump’ın yanında yaptığı “Maduro bugün New York’ta olmak yerine Türkiye’de olabilirdi” açıklaması ise bu iddiaları açıkça doğrular nitelikteydi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Meclis’te yaptığı açıklamada iddiaları kesin bir dille reddetti. Erdoğan, Trump’ın Maduro’ya Türkiye’yi önerdiği yönündeki soruya, “Öyle bir şey yok. Bize gelen böyle bir haber yok” yanıtını verdi. Ancak Erdoğan’ın bu sözleri, Saray diplomasisinin bir kez daha şeffaflıktan uzak yürütüldüğü eleştirilerini beraberinde getirdi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Namık Tan, Erdoğan’ın açıklamalarını değerlendirirken, asıl sorunun Türkiye’nin emperyalist pazarlıkların bir parçası haline getirilmesi olduğunu vurguladı. Tan, Trump’ın “Erdoğan’ı her türlü ikna ederim” anlayışıyla hareket etmiş olabileceğini belirterek, bu yaklaşımın Türkiye’nin dış politikada ne denli zayıf ve öngörülemez bir çizgiye sürüklendiğinin göstergesi olduğunu ifade etti. Tan ayrıca, Gazze başta olmak üzere birçok dosyada Erdoğan’ın söz ile eylem arasındaki uçurumu hatırlatarak, Maduro konusunda da benzer bir tabloyla karşılaşılmasının şaşırtıcı olmayacağını dile getirdi.
İYİ Parti Uluslararası İlişkiler Başkanı Ahmet Erozan ise iddiaları tersinden okudu. Erozan’a göre, Maduro’nun Türkiye’ye gönderilmesi fikri Washington’dan değil, bizzat Saray’dan çıkmış olabilir. Erdoğan’ın geçmişte “kardeşim” dediği lideri kurtarma refleksiyle bu öneriyi gündeme getirdiğini savunan Erozan, Maduro’nun bu senaryoyu reddetmesi üzerine Erdoğan’ın bugün söylem değiştirdiğini ileri sürdü.
Maduro tartışması, Erdoğan yönetiminin “anti-emperyalizm” söylemi ile fiili dış politika pratiği arasındaki çelişkiyi bir kez daha açığa çıkardı. Türkiye’nin, ABD’nin rejim değişikliği operasyonlarında bir ara durak olarak anılmasının bile başlı başına bir utanç vesikası olduğu vurgulanırken, Saray diplomasisinin ülkeyi emperyal güçlerin pazarlık masasına sürüklediği eleştirileri yükseliyor.






