SOLMEDYA – Beştepe Millet Sergi Salonu’nda düzenlenen “Emek Sofrası Buluşması”nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, çalışma yaşamında “devrim niteliğinde adımlar” attıklarını savundu. 1 Mayıs’ın resmi tatil ilan edilmesi, İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın çıkarılması, sendikal mevzuatın revize edilmesi, kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı tanınması ve taşeron işçilere kadro verilmesi gibi düzenlemeleri hatırlattı.
Erdoğan ayrıca memurların özlük haklarında iyileştirmeler yaptıklarını, maaş artışlarını enflasyona ezdirmediklerini, emeklilere bayram ikramiyesi ve banka promosyonu gibi haklar sağladıklarını belirtti. Sağlık sisteminde kuyrukların sona erdiğini, sosyal güvenlik alanında önemli reformlar gerçekleştirdiklerini ifade etti.
Ancak konuşmada, milyonlarca emekçinin çözüm bekleyen güncel taleplerine yer verilmedi. Ek zam çağrıları, memurların “grevli toplu sözleşme” talebi, 3600 ek gösterge beklentisi, gelir vergisi diliminin sabitlenmesi, emekli aylıklarının yetersizliği ve KİT’lerde çalışan taşeron işçilerin kadro sorunu gündeme gelmedi.
Öte yandan, açıklamalar ile uygulamadaki tablo arasındaki çelişkiler dikkat çekti.
1 Mayıs resmi tatil ilan edilmiş olsa da, işçi örgütlerinin Taksim’de kutlama talepleri uzun süredir engelleniyor.
İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası yürürlükte olmasına rağmen, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre yalnızca geçen yıl en az 2 bin 105 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.
Sendikal mevzuatta yapılan değişikliklere karşın, sendikalaşan işçilerin işten çıkarılması ve uzun süren işe iade davaları sürüyor. AKP döneminde 22 grev “erteleme” kararı alınırken, yaklaşık 201 bin işçinin grevi fiilen yasaklandı.
Kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı tanınmasına rağmen grev hakkı verilmemesi, memur konfederasyonlarının temel eleştirileri arasında yer alıyor. Anlaşmazlık durumunda devreye giren Hakem Kurulu’nun yapısı ise tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Emeklilere verilen bayram ikramiyesi 2018’den bu yana sınırlı artış gösterirken, milyonlarca emekli açlık sınırının altında aylıklarla yaşam mücadelesi veriyor. Yaklaşık 5 milyonu aşkın emeklinin en düşük aylık olan 20 bin lirada eşitlenmiş olması, prim gün sayısına bakılmaksızın gelirlerin tabanda sıkıştığını gösteriyor.
Sağlık alanında ise bazı branşlarda randevu krizinin sürdüğü, tetkik süreçlerinde aylar sonrasına gün verildiği biliniyor.
Kamu kurumlarında taşeron işçilerin önemli bir bölümü kadroya geçirilmiş olsa da, KİT’lerde çalışan ve sayıları 100 bine yaklaştığı ifade edilen taşeron işçiler kapsam dışında bırakılmış durumda.
EDİTÖR NOTU
“Emek Sofrası” buluşması, siyasal söylem ile toplumsal gerçeklik arasındaki mesafeyi bir kez daha görünür kıldı. Emek alanında yapılan yasal düzenlemeler ile uygulamadaki pratikler arasındaki uyumsuzluk, Türkiye’de çalışma yaşamının temel çelişkilerinden biri olmaya devam ediyor.
Grev hakkının fiilen sınırlandığı, toplu sözleşme mekanizmasının bağımsızlığı tartışmalı olduğu ve milyonlarca emeklinin yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir tabloda, mesele yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda demokratik bir hak ve temsil sorunudur.
Emek mücadelesi, sadece ücret artışı talebi değil; örgütlenme özgürlüğü, grev hakkı ve sosyal adalet arayışıdır. Siyasal iktidarın emek politikaları ile sahadaki sonuçlar arasındaki gerilim, Türkiye’deki büyük toplumsal çelişkilerden biri olarak varlığını sürdürmektedir.






