– Zil çaldığında koridorlara yayılan o neşeli koşturmaca, yerini barut kokusuna ve çığlıklara bıraktı. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde iki gün önce yaşananlar, sadece bir okul baskını değil; toplumsal bağlarımızın, güvenlik algımızın ve geleceğe dair umutlarımızın aldığı ağır bir yaradır. 16 yaralı, bir ölü ve binlerce travma… Rakamlar soğuktur ama yansıttığı gerçek ciğerimizi yakıyor.
Sessizce Gelen Fırtına
Saldırganın olaydan günler önce dijital mecralarda “Hazır olun” diyerek bıraktığı o karanlık iz, aslında bir imdat çığlığıydı. Toplum olarak en büyük hatamız, bu tür sinyalleri “ergenlik hevesi” veya “boş tehdit” olarak görüp geçiştirmektir. Dijital dünyada yankılanan şiddet dili, gerçek dünyada pompalı bir tüfeğe dönüştüğünde artık çok geç kalmış oluyoruz. Gençlerimizin ruhsal dünyasındaki o derin boşluğu neyle dolduruyoruz? Öfke mi, ihmal mi, yoksa sadece seyirci kalmak mı?
Güvenlik Sadece Kapıdaki Kilit Değildir
Olayın ardından idari soruşturmalar başlatıldı, görevden uzaklaştırmalar yaşandı. Elbette bir okulun içine silahla girilebilmesi kabul edilemez bir zafiyettir. Ancak okullarımızı birer kaleye dönüştürmek, her köşeye dedektör koymak tek başına çözüm mü? Güvenlik, sadece fiziki engellerle değil; öğrencinin ruhuna dokunan, onu aidiyet hissiyle sarmalayan bir sistemle başlar. Bir genç, kendi okuluna silahla yöneliyorsa, orada sadece kapı değil, gönül bağları da kırılmış demektir.
Çözüm Nerede?
Ağıt yakmak kolay, asıl zor olan köklü çözümler üretmektir:
- Okul Psikolojik Danışmanlığı: Rehberlik servisleri sadece ders seçimi yapılan yerler olmaktan çıkmalı; risk grubundaki öğrenciler için erken uyarı sistemi gibi çalışmalıdır.
- Dijital Okuryazarlık ve Denetim: Siber zorbalık ve şiddet içerikli paylaşımlar, emniyet birimleri ve eğitimciler tarafından yapay zekâ destekli araçlarla çok daha sıkı takip edilmelidir.
- Bireysel Silahlanma: Sokakta, internette, her köşe başında bu kadar kolay ulaşılabilen silahlar, evlatlarımızın elinde birer pime dönüşüyor. Denetimlerin “sıfır tolerans” ilkesiyle sıkılaştırılması artık bir tercih değil, mecburiyettir.
-
Siverek’teki o okulun koridorları temizlenecek, camlar takılacak. Peki ya o çocukların, o öğretmenlerin kalbindeki kırıklar? Şanlıurfa’dan yükselen bu feryat, tüm Türkiye’nin kulağında küpe olmalıdır. Okullarımız, evlatlarımızı hayata hazırladığımız en kutsal alanlarımızdır. Onları şiddetin gölgesine teslim etmek, geleceğimizi teslim etmektir.
Bugün susarsak, yarın hangi okulun zilinin acıyla çalacağını bilemeyiz.
Bu olayın yankıları sürerken, eğitim camiasının başlattığı farkındalık hareketlerini nasıl değerlendiriyorsunuz; sizce okullarda güvenlik mi yoksa psikolojik destek mi öncelikli olmalı?






