CHP’den ayrılan bazı isimlerin istifalarını “siyasi ve vicdani bir duruş” olarak sunup bütün sorumluluğu mevcut parti yönetimine yüklemeye çalışmaları, siyasi etik ve samimiyet açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Yıllardır süregelen baskılar, hukuksuzluklar ve demokratik gerileme ortadayken, muhalefeti terk etmeyi tercih etmek bir mücadele biçimi değil, aksine ilkeli siyasetin gerektirdiği sorumluluktan uzaklaşmaktır.
Mevcut iktidarın uygulamaları nedeniyle toplumun geniş kesimlerinin yaşadığı mağduriyetler, ekonomik sıkıntılar ve otoriterleşme eğilimleri herkesin malumudur. Tam da bu nedenle, ülkenin en zor dönemlerinden birinde partiden ayrılmayı, iktidarın baskıcı politikalarına bağlamak metodolojik açıdan tutarsız bir yaklaşımdır.
Çünkü toplumsal muhalefetin en fazla dayanışmaya ihtiyaç duyduğu kırılma anlarında sorumluluk üstlenmek yerine geri çekilmeyi tercih etmek, güçlü bir siyasi iradenin değil, mücadeleden kaçınan bir anlayışın göstergesi olarak değerlendirilmektedir.
CHP’deki bu kopuşları bir “vicdan muhasebesi” olarak tanımlamak ise seçmen nezdinde karşılığı olmayan bir gerekçeye dönüşmektedir. Siyasi hafıza güçlüdür. Dün mevcut iktidarın politikalarına karşı mücadele ettiğini söyleyenlerin, bugün zorlukların yoğunlaştığı bir dönemde gemiyi terk etmeleri, kamuoyu tarafından kolaylıkla “ilkesel bir duruş” olarak kabul edilmeyecektir.
İlkeli siyaset; sorunlar karşısında geri çekilmeyi değil, tam tersine mücadeleyi büyütmeyi ve en zor koşullarda dahi halkın yanında durmayı gerektirir.
Siyasi etik, meşakkatli dönemlerde tabanın, örgütün ve seçmenin yanında saf tutmayı zorunlu kılar. Bu nedenle istifa eden aktörlerin, bugün gerekçe olarak sundukları sorunlara karşı neden daha önce aynı kararlılıkla tepki göstermedikleri ve neden tam da böylesine kritik bir süreçte mücadeleyi bırakmayı tercih ettikleri soruları kamuoyunun vicdanında cevap beklemektedir.
Sonuç olarak bu tutum, ideolojik bir ayrışmadan çok, siyasetin ağır yüklerinden uzaklaşma ve kişisel tercihleri önceleme arayışı olarak değerlendirilmektedir.
Çünkü gerçek siyasi duruş; fırtına çıktığında limanı terk etmek değil, gemiyi güvenli kıyıya ulaştırmak için sorumluluk almaktır.
Prof. Dr. Mimar Gülten Şentürklü






