Bir zamanların liberalleri Cumhuriyet tarihimizi Ettienne Copeaux, Erich Jan Zürcher gibi Batılı Şarkiyatçı aydınlardan öğrenip “sivil tarih” adına bize ahkâm kesiyorlar, cemaat ve tarikatlar temsilcileriyle, CİA Türkiye Masası Şefleriyle aynı ortamlarda yan yana konuşmaya çıkıyorlar, Zaman gibi Taraf gibi gazetelerde yazılar yazıp epeyce dünyalık da alıyorlardı.
Anadolu Rönesansı adlı kitabımı yazarken Türkiye’yi bugünlere sürükleyen yanlışların, ikiyüzlü tutumların baskısını omuzlarımda taşıyordum; büyük bir telaş içindeydim; aydınlarımızı uyarmaya çalışıyordum. Çok yoğun bir çalışma temposu ile, 500’ün üzerinde kitabı kaynak tutarak Cumhuriyeti otopsi masasına yatırmak isteyenlerin ipliklerini pazara çıkarmıştım. Ne yazık ki “bizim oğlanlar” kendi bildiklerinden şaşmadılar; kitap istediğim ölçüde okur bulamadı; kendimi görevini yapamamış bir aydın olarak hissettim; çok üzüldüm.
Anadolu Rönesansı’nın baskıya hazırlandığı günlerde bir biçimde ilişki kurduğumuz İletişim Yayınları sorumlusu Tanıl Bora’ya da metni göndermiştim. “Polemik” içerikli yazılar olduğu için basamayız demişti. Tanıl Bora’nın “Erken Cumhuriyet Dönemi Kültür Eğitim Politikaları” hakkında ne düşündüğünü üç aşağı beş yukarı biliyorum. İletişim Yayınevi, 19. Yüzyıl sonu, 20. Yüzyıl başı yayın politikasında, ABD ve Londra kökenli emperyalist kültür politikalarına koşut olarak, ana hedeflerinden birisini “Erken Cumhuriyet Dönemi Kültür Ve Edebiyat Politikaları” olarak seçmişti. Çoğunlukla “liberal “ aydınların yazarı olduğu tuğla kalınlığında kitaplar çıkarmıştı. Bu süreçte çok ilginç gelişmeler de yaşanmış, Günay Göksü Özdoğan’ın Londra’da İngilizce yayınladığı “Turan’dan Bozkurt’a Tek Parti Döneminde Türkçülük” adlı tezi bir başkası tarafından Türkçeye çevrilerek İletişim Yayınları tarafından yayımlanmış, Taha Parla’nın Ziya Gökalp hakkındaki, oldukça nesnel bir bakış açısını da içeren “Kaldı ki Gökalp’in sistemindeki belirleyici öğeler, ırkçı bir milliyetçiliğe izin vermez” (agy, s 13) şeklindeki saptamaları yaptığı, Gökalp’i Rousseau ve Kant’tan da esin almış hümanist, eşitlikçi, dayanışmacı, “içtimai halkçılık”tan yana bir dünya görüşünün sahibi olarak tanımladığı ve 1979 yılında yazılmış olduğu anlaşılan çalışması (99’uncu sayfada ise “1980’lere girilirken” şeklinde başka bir zaman bildirimi vardır), 1989 yılında büyük üslup kırılmaları ve bakış açısı farklılaşması ile (II. Bölüm’e kadar kullanılan Jön Türk terimi bu bölümden sonra Genç Türk’e dönüşmüştür), 1989 yılındaki baskıya eklenmiş önsöz ve yine sonradan eklenmiş bölümlerle Ziya Gökalp, “bütünlüklü Kemalizm” ile akraba ve dolayısıyla da “zaman zaman, yer yer de faşizan ve faşist tonları ve dozları” (agy, s 7) içeren korporatizminin kurucusu sayılarak, İletişim Yayınlarının ve o günkü “Erken Cumhuriyet Dönemi Kültür Ve Eğitim Politikaları” karşıtı tutumuna uygun bir metne dönüştürülmüştür. Anadolu Rönesansı adlı çalışmamda bütün bunları tek tek açıklayarak emperyalizmin kendisine “köpeksiz köy” yaratmak istediği Türkiye’de kimleri ve hangi düşünceleri temizlemeye çalıştığını, kimlerin bu politikaya ellerine bir tutam tuz alarak koştuklarını açıklamış, tümünün ipliğini pazara çıkarmıştım.
Geçen gün öğrendiğime göre İletişim Yayınları’nın ilgili konulardaki yayınlarının sorumlusu Tanıl Bora’nın yeni basımı yapılmış “Cereyanlar” kitabı Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’e başucu kitabı olmuş… Bunu da herkese açıklarken epeyce övünmüş olmalılar.
Eğer isterlerse her ikisine de Anadolu Rönesansı’nı adlı çalışmamı gönderirim. Alıp okusunlar, bir karşılaştırsınlar bakalım… Kendi ayağına kurşun sıkar önder durumuna gelmesinler. Cumhuriyet değerleri için çok şeylere yiğitçe katlanan kitlelere yol gösterme savındaki birilerinin “Başucu kitabı” seçerken daha özenli davranmaları gerekir.
Suay Karaman, sayfasında yayınladığı bir yazıda, farklı kaynaklardan alıp kanımca biraz didaktik kılıp hafif deformasyona uğrattığı, benim de üç aşağı beş yukarı bildiğim Tanıl Bora’nın “Cereyanlar”daki “Erken Cumhuriyet” ile ilgili görüşleri şöyle özetlenmiş: “ Atatürk emperyalizmle savaşmış değil, Atatürk bir Osmanlı subayı, entelektüel değil, kibirli ve seçkin; Atatürk şiddet taraftarı, diktatör; Cumhuriyet bir restorasyondur, devrim değil; Kemalist çağdaşlık söylemi AKP’lileri, muhafazakârları taşralı, kavruk ve çirkin görüyor.” Başkasının yalancısı durumuna düşmek istemem. İlgili kitabı ısmarladım. Çok geçmeden onunla ilgili bir değerlendirme yazısı kaleme alabileceğimi sanıyorum.
Şimdilik bana düşen aydınlarımızı ve siyaset insanlarımızı bir kez daha uyarmak, “Bizim oğlan bina okur, döner döner yine okur” tutumundan vazgeçmelerini sağlamak olacaktır.
Cumhuriyeti emperyalist kültüre bağlı Şarkiyatçı, “Liberal” geçinen kimi bakış açılarıyla değil kendi nesnel gerçekliği içinde öğrenebileceğimiz yapıtlardan okuyarak bilincimizi yeniden gözden geçirmek, doğru tezleri savunmak, halkla birlikte doğru yönlerde



