Çevremizdeki coğrafyalarda kan gövdeyi götürürken, dünyanın, insanlığın, tüm doğal kaynakların baş belalısı ABD emperyalizmi ve onun Orta Doğu’daki acımasız cinayet örgütü İsrail, yalnızca kendi borularının öteceği, kimsenin hiçbir şeye itiraz edemeyeceği bir dünya düzeni kurabilmek çocuk demeden, masum demeden yıllardır yüzbinlerce insanı öldürdüler, milyonlarcasını yerlerinden yurtlarından ettiler.
İnsanlık bu vahşete, bu saldırganlığa karşı yeterince karşı koyamıyorsa, bunda en büyük uç halklara, milletlere önderlik eden aydınlardadır.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez bu acımasız saldırılara karşı ilk ses yükselten siyaset ir-nsanı oldu. ABD ve İsrail’e uşaklık eden petrol zengini, Orta Çağ kafalı Arap ülkeleri bu onurlu çıkıştan dolayı utandılar mı, hiç sanmıyorum. Daha sonra İngiltere ve Almanya da “Bu bizim savaşımız değil” diyerek olumlu bir adım attı.
Bizim ülkemizde ise at izi it izine karışmış durumda. Ülkenin emperyalizm karışında direnç gösteren yurtsever güçlerini devlet organları içinden temizlemek ve yandaş kanalların yalanlar sarmalında büyüyen bir kitle tabanı yaratabilmek amacıyla 20. Yüzyıl sonu, 21. Yüzyıl başında yürütülen kültürel manevraların içinde cemaat ve tarikatlarla kol kola giren “Liberal” aydınlar da büyük bir ihanet odağı oluşturdular…
Türkiye Cumhuriyeti tarihini kendi kaynaklarımızdan değil, B:atılı şarkiyatçılardan öğrenip kendilerince bir “sivil” söylem oluşturmaya çalışan bu aydın kesim insanlarımızın, genç kuşaklarımızın kafasını şallak mallak etti.
Ayaklarımızı bu ülkenin gerçek tarihine, bilime, çalışan kesimlerin ve halkın örgütlü gücüne iyi basmak ve kafa karışıklıklarını en aza indirmek zorundayız. İnternet ortamında dolaşan bazı yazılardan adalet ve özgürlük için çok önemli bir mücadele veren ve çok büyük bedeller ödeyen, ödemeyi sürdüren Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’in Tanıl Bora’nın sekiz baskı yapmış “Cereyanlar / Türkiye’de Siyasi İdeolojiler” kitabını “çok yararlandıkları bir başvuru kitabı” olarak önerdiklerini duyunca başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Tanıl Bora’nın yöneticisi olduğu “İletişim Yayınları”, yayınladığı tuğla kalınlığındaki, liberal aydınları öne çıkaran kitaplarla “Erken Cumhuriyet Dönemi Kültür Eğitim Politikaları”na, emperyalizme karşı direniş kültürüne karşı çok önemli bir kampanya yürüttü. Tanıl Bora’nın ilgili kitabını aldım; rahatsızlığım nedeniyle henüz bitirememiş olsam da, daha baştan itibaren kullanılan ağdalı dil dikkatimi çekti. “Asri, maliyet, nazari-kitabi, fikriyat, ihata ettiği, biat, makbul, risale, mefhum” gibi sözcüklerin cirit attığı metni çözebilmek için neredeyse yetmiş yıldır dilin ve okumanın içinde olmama karşın Osmanlıca sözlüğe bakmak zorunda kaldım. Umberto Eco çalışmamla ilgili kaynak olarak kullandığım Octavio Paz’ın Yalnızlık Dolambacı adlı kitabında, İspanya İç Savaşı’ndan sonra Meksika’ya gelerek bu ülkenin kültürüne önemli katkılarda bulunmuş Alfonso Reyes’ten yaptığı bir alıntıyı Tanıl Bora’ya ve onu “Başucu Kitabı” yapmış politikacılarıma okutmak gerekir.
“Yazarın ilk görevi diline saygılı olmaktır. Öteki sanatçılardan ya da zanaatçılardan ayrılan yönleri olan yazarın sözcüklerden başka aracı yoktur. Şaşırtıcı, çelişik ve karşıt anlamlarla yüklü sözcükler. Yazmak demek, sözcükleri açıklığa kavuşturmak, arılaştırmak (! – ünlem bizden) onları düşünce ve duygularımızın güvençli simgeleri olabilecek düzeye çıkarmak demektir. İşte bu yüzden yazarlık, güzel ve etkili konuşma sanatını, salt dilbilgisi kurallarını uygulamayı kat kat aşan, inanç ve yürek işidir. Dilin kökleri, toplumsal bilinç ve ‘ahlak’la öylesine sarmaş dolaş olmuştur ki, dilin eleştirisi, ahlakın ve tarihin de eleştirisidir. Bu nedenle, biçem, konuşmadan ayrıdır ve ondan daha önemlidir. Bir düşünce yöntemi, açık ya da dolaylı bir gerçek yargılamasıdır biçem.” (Octavio Paz, Yalnızlık Dolambacı, s 180-181)
Tanıl Bora’nın kitapları daha çok baskı yapar, üniversitelerimizde varlığını sürdüren “liberaller”, onu öğrencilerine kaynak olarak önereceklerdir. İktidar sahiplerinin hiç te “tehlikeli cereyan” olarak görmediğini kesin olarak bildiğimiz Tanıl Bora’nın da içinde olduğu bu akım, insanlarımızın ve gençlerimizin kafasını karıştırmayı sürdürecektir.
Kitabın 31. Sayfasında da “Çok tartışılan Köy Enstitüleri’ne ulaştım. Tanıl Bora ile onun gibi düşünen aydınlar, iktidar içindeki belli odaklar dışında Türkiye artık Köy Enstitüleri’ni tartışmıyor. UNESCO’nun “Örnek eğitim modeli” olarak gösterdiği o sabah yıldızı bizim onurumuz olarak kalmayı sürdürecektir.
Selam olsun emperyalist saldırılara karşı bilinçle, onurla karşı duranlara…
Selam olsun kendini halkına, ülkesine ve insanlığın geleceğine adamış aydınlara…
Gününüz aydır olsun sevili dostlar.
17 Mart 2026, Alper Akçam
—



