Alper AKÇAM
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Selam Olsun Tıp Bayramına, Selam Olsun Cumhuriyete ve Kurucusuna

Selam Olsun Tıp Bayramına, Selam Olsun Cumhuriyete ve Kurucusuna

Bugün “Tıbbiye Mektebi”nin açılış günü. Bu önemli günde, Anıt Kabir’e, Cumhuriyet Kurucusu Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün huzuruna saygı duruşu için çıkacak Ankara Tabip Odası üyesi arkadaşlarımın yanında olamayacağım için çok üzgünüm.

Advert
featured
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

 

Bugün “Tıbbiye Mektebi”nin açılış günü. Bu önemli günde, Anıt Kabir’e, Cumhuriyet Kurucusu Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün huzuruna saygı duruşu için çıkacak Ankara Tabip Odası üyesi arkadaşlarımın yanında olamayacağım için çok üzgünüm. En kısa zamanda döneceğim onların arasına.

Tıp biliminin bana kazandırdıkları ile onlarca yıl yaralarına merhem olmaya çalıştığım halkımın özgürlük, adalet, iyilik, güzellik davasında şimdide yazılarımla, kitaplarımla, konuşmalarımla bir an önce yerimi alabilmek en büyük arzum.

“Mektebi Tıbbiye-i Şahane”, yenilikçi Osmanlı padişahı, şimdiki saltanat heveslilerinin, çıkar için kutsal inançlarımızı alet edenlerin, Orta Doğu’daki kara sakallı emperyalizm oyuncaklarının akıllarının alamayacağı kadar ileri görüşlü, bilime inanan, Batı uygarlığının insanlığa kazandırdığı olanaklara ulaşmak isteyen bir aydın olan padişah II. Mahmut tarafından 14 Mart 1827 günü açılmış. Tıbbiyenin açılması, ülkemizde neredeyse bütün yeniliklerin, bütün değişimlerin de itici gücü olmuş…

Günahıyla, sevabıyla ülkemizdeki birçok hareketin başını çekmiş olan İttihat Terakki’nin kurucusu da, farklı halklardan dört askeri tıbbiyelidir. Tıbbiyeliler, bir yandan halk sağlığı için canla başla koştururken bir yandan da kadın haklarını savundular, dilde ağdalı, halkın anlayamadığı Osmanlıca yerine Türkçe’nin kullanılmasını istediler, Türk Yurdu ile Halka Doğru dergileri ile Anadolu’da halka dayanan devrimci hareketleri başlatan bütün devrimci atılımlara onlar önderlik ettiler. Kastamonu’da, Diyarbakır’da temiz su şebekeleri kuran Tunçman gibileri onların arasından çıktı. Köy köy gezdiler Anadolu’yu; dergiler dağıtıp hasta baktılar…

1915 yılında, Çanakkale savaşında, emperyalizme ve üstümüze saldığı güçlere karşı yurt savunmasında bir sınıf tümden şehit düştüğü için 1921 yılında Tıbbiye mezun veremedi… O Çanakkale savaşı, istibdata karşı da mücadele vermiş devrimci subayların, Anadolu’nun dört bir yanından gelmiş yoksul ve yiğit köylü gençlerinin birlikte ölüm pahasına vatan savundukları, kardeş oldukları cephelerin destanını yazdı. Köy Enstitüleri’nin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’u göreve getiren Saffet Arıkan, Kerevizdere’de Binbaşı, onu birçok görevden sonra 1925 yılında da salt devrimci karakterine dayanarak Maarif Vekâleti’ne atayacak Mustafa Kemal, Conk Bayırı’nda Miralay rütbesi taktı.

Horasan ve Hazar gelenekli akıncı subaylarla imece geleneğini sürdüren üretici köylülerin omuz omuza savaştıkları o onurlu ve yiğit insanlık harmanı, Çanakkale ruhu benim kişiliğimin er temel güçleri arasındadır.

Devrimci düşüncemin, birikimimin temel kaynakları arasında Köyceğiz Kuvayımilliye komutanı olarak yurt savunmasına katılmış, Cumhuriyet döneminde de düşünce ve eylemleri nedeniyle 22 yıl mahpus yatmış büyük Türk sosyalisti Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın kitapları yer alır. Kütüphanemin başköşesinde, hep elimin altında durur onlar.

Ben de on yıllar sonra o devrimci tıbbiyelilerin yolundan gittim sanki. Tüm tıp öğrenciliğim ve asistanlığım boyunca bavullar dolusu ilaç ve devrimci yayın ile köyüme gittim… Hasta muayene ettim, ilaç verdim, dergiler dağıttım; köylülerimle birlikte tırpan çektim, düğünlerde papağa at bindim, gece yarıları kalkıp ay boynuzlu baba öküzlerin koşulu olduğu kağnılarla ot ve sap çektim; onların yaşam kavgasına omuz verdim. Benim öncüsü olduğum orman kesimine karşı verdiğimiz kavgada tüm Ölçek köylüsü, hatta komşu Beyrehatun köylüsü olarak kenetlendik; kimse diş geçiremedi bize…

12 Eylül1980 darbesi sonrası yaşadığım, oradaki muvazzaf subay hekimlerin “sen gelmeden adın geldi” diyerek beni uyardığı, sakıncalı yedeksubaylığım dönemimde, hafta sonları da üniformamı sırtımdan hiç çıkarmadım. 3. Ordu Komutanlığı 200 Yataklı Askeri Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı kimliğimle, sıkıyönetim mahkemelerine işkence bilirkişisi olarak görevlendirildim. Mahkeme üyesi yargıç ve kıta subaylarıyla çatır çatır tartışıp tutuklulara işkence yapılmış olduğunu kabul ettirdim (bu durum, aynı zamanda onların arasındaki mert insanların varlığıyla ilgilidir); birçok sanık tahliye edilirken, işkenceye katıldıkları nedeniyle açığa alınan jandarma subayları ve polis komiserleri tarafından ölümle tehdit edildim.

Yaşamım boyunca aldığım onca ödül ve başarı belgesinin arasında, yalnızca 3. Ordu Komutanlığı tarafından verilmiş “Takdir Belgesi” evimin duvarlarında asılı durur.

Tıbbiye, benim yaşamımın yörüngesi oldu… Kuşkusuz hekimlik bana iyi bir yaşam sağladı ve beni birçok kötülükten korudu (mesleğini iyi yapan dürüst ve çalışkan bir hekim olmasam, o 12 Eylül tufanını asla az hasarla atlatamazdım)… Hiçbir zaman mesleğimi yalnızca bir geçim ve kazanç kaynağı olarak görmedim. Yoksula da el uzatmaktan, yaralarını sarmaktan uzak kalmadım… Ameliyat ettiğim hastalara, kan bankasının bulunmadığı, verilecek kanın olmadığı yerlerde kendi kanımı verdiğim de oldu. Yaşamını kurtardığım hastaların bana duydukları minnet duygusu en büyük güç kaynağımdı. Çılgınlar gibi gece gündüz, uyku durak bilmeden, yoruldum demeden, kan ter içinde çalıştım…

Birazdan önemli bir ameliyata gireceğim. Bir anlık telaşla gaflete düşüp ameliyatta gerekli olacak kan için sosyal medyaya bir çağrı yaptım. Yüzlerce kişi aradı, onlarca kişi kan vermek için koştu. Benim pırlanta yürekli okurlarım ve akrabalarım üç beş dakika içinde sorunu çözdü. Gelen çağrılara yanıt veremediğim için telefonumu sessize alıp dinlenmeye çekildim.

Bugün çevremizdeki coğrafyalarda emperyalizm eliyle mazlum halklar üzerinde kanlı oyunlar oynanırken, halklar kutsal inançları kullanılarak düşman kamplara bölünürken, ülkemizde Cumhuriyet ilkelerine, bilime, adalete saygılı bir kesim bu oyunlara karşı direnmeyi sürdürüyor. Tıbbiyeliye “giderlerle gitsinler” diyenler değil, yurdunu, milletini yurt topraklarını, bilimin ışığını emperyalist şirketlerin yağmasına karşı aşkla korumaya çalışanlar kazanacak. Bu güzel yurt, bu kadersiz coğrafya bizim sevdamız, aşkımız, imanımızdır.

Selam olsun beni ben yapan yiğit okulum ve bilim yuvası tıbbiyeye…

Selam olsun verdiğim emeğe sevgisiyle yanıt vermiş ülkemin güzel insanlarına…

Selam olsun 14 Mart Tıp Bayramı’na ve bu günde Anıt Kabir’e saygı duruşuna giden Ankara Tabip Odası üyesi arkadaşlarıma.

Gününüz aydın olsun…

 

14 Mart 2026, Alper Akçam

 

2023 10 28 ANKARA TABİP ODASI ANITKABİR'DE2.jpg

Selam Olsun Tıp Bayramına, Selam Olsun Cumhuriyete ve Kurucusuna
+ - 0
Advert

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin