Sandık Gelecek, Demokrasi Gelecek Öyle mi?

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yıllardır aynı cümleyi duyuyoruz: “Sandık önümüze gelecek, halk iradesini ortaya koyacak, demokrasi sandıktan çıkacak.”

featured

Yıllardır aynı cümleyi duyuyoruz:

“Sandık önümüze gelecek, halk iradesini ortaya koyacak, demokrasi sandıktan çıkacak.”

Öyle mi gerçekten?

Sandık gelecek ve bütün sorunlar bir anda çözülecek…
Adalet yeniden tesis edilecek, eşitsizlik ortadan kalkacak, emekçinin hakkı verilecek, özgürlükler genişleyecek, toplum demokratikleşecek!

Yesinler sizin demokrasi anlayışınızı!

Demokrasiyi yalnızca sandığa indirgeyen anlayış, aslında demokrasinin kendisini daraltan ve içini boşaltan bir anlayıştır. Çünkü demokrasi yalnızca seçim günü sandığa gidip birkaç yılda bir oy kullanmak değildir.

Demokrasi; adalettir, eşitliktir, özgürlüktür, örgütlenme hakkıdır, düşünce ve ifade özgürlüğüdür, emeğin hakkını almasıdır, hukukun herkes için eşit uygulanmasıdır.

Ve en önemlisi demokrasi, halkın yalnızca seçimden seçime hatırlanması değil, her gün kendi geleceği üzerinde söz ve karar sahibi olmasıdır.

***

Sandık Tek Başına Demokrasi Değildir

Adaletin olmadığı yerde sandık tek başına demokrasi yaratmaz.

Eşitliğin olmadığı yerde sandık tek başına demokrasi yaratmaz.

Basının özgür olmadığı, insanların düşüncelerini özgürce ifade edemediği, örgütlenmenin baskı altında tutulduğu, ekonomik gücün siyaseti belirlediği bir düzende sandığın varlığı, o düzeni otomatik olarak demokratik hale getirmez.

Çünkü sandığa giden insanların karşısında eşit koşullar yoksa, seçim sürecinin kendisi de eşit değildir.

Bir tarafta ekonomik gücü, medya gücü, örgütlü siyasal gücü ve devlet olanaklarına erişimi bulunanlar; diğer tarafta geçim derdiyle boğuşan, işsizliğin, yoksulluğun ve güvencesizliğin altında ezilen milyonlar…

Sonra bütün bu eşitsizliklerin üzerine bir sandık konuluyor ve halka:

“İşte demokrasi!”

deniliyor.

Hayır!

Demokrasi yalnızca sandığın kurulması değildir.

Demokrasi, sandığa gelinceye kadar toplumun hangi koşullarda yaşadığıdır.

***

Ağalık Düzeni Kravat Taktı

Bugün siyaset sahnesinde değişen çok şey varmış gibi görünüyor.

Ağaların yerine parti yöneticileri, eski eşrafın yerine siyasal elitler, köy kahvesinin yerine televizyon stüdyoları, ağanın sözü yerine liderin sözü geçmiş olabilir.

Ama düzenin özü değişmediyse, yalnızca görüntü değişmiştir.

Ağalık düzeni kravat takmıştır.

Eskiden ağanın karşısında el pençe duranlar, bugün parti yöneticisinin karşısında sıraya girmektedir.

Eskiden ağanın sözü tartışılmazdı; bugün bazı partilerde genel başkanın sözü tartışılmaz hale getirilmektedir.

Eskiden ağanın çevresinde bir çıkar ağı kurulurdu; bugün de siyasetin etrafında makam, mevki, ihale, ayrıcalık ve güç ilişkileri üzerinden yeni çıkar ağları kurulabilmektedir.

Kıyafet değişmiştir.

Söylem değişmiştir.

Kullanılan kavramlar değişmiştir.

Ama iktidarın tepede toplanması, tabanın karar süreçlerinden uzaklaştırılması ve halkın yalnızca destek veren bir kitle olarak görülmesi devam ediyorsa, ortada gerçek anlamda demokratik bir dönüşümden söz edilemez.

Ağalık düzeni ortadan kalkmamış, yalnızca feodalizm modernleşmiş ve kravat takmıştır.

***

Peki; Ya Partilerin Kendi İçindeki Demokrasi?

Demokrasi isteyen siyasal partilere basit bir soru sormak gerekiyor:

Siz kendi içinizde ne kadar demokratsınız?

Genel başkanlar ne kadar hesap veriyor?

Parti tabanı karar mekanizmalarında ne kadar söz sahibi?

Milletvekili adaylarını gerçekten üyeler mi belirliyor?

İl ve ilçe örgütleri özgürce görüş bildirebiliyor mu?

Muhalif düşünceye tahammül ediliyor mu?

Parti içinde farklı fikirlerin yaşamasına izin veriliyor mu?

Yoksa parti içi demokrasi de seçimden seçime yapılan göstermelik kongrelerden mi ibaret?

Bir siyasal parti kendi içinde demokratik değilse, iktidara geldiğinde topluma nasıl demokrasi vaat edebilir?

Kendi partisinde eleştiriye tahammül edemeyenlerin ülkeye özgürlük vaat etmesi büyük bir çelişkidir.

Kendi örgütünde tabanın iradesini yok sayanların halka “milli irade” dersi vermesi ise başlı başına bir ironidir.

Demokrasi önce parti binalarında başlamalıdır.

Parti genel merkezlerinde, il ve ilçe örgütlerinde, mahallelerde, sendikalarda, derneklerde, işyerlerinde ve yaşamın her alanında demokratik kültür gelişmeden yalnızca seçim sandığına güvenerek demokratik bir toplum kurulamaz.

***

Halkı Seçmen Olmaktan Çıkarıp Yurttaş Yapmak

Bugünkü siyasal sistemin en büyük sorunlarından biri de halkın yurttaş olmaktan çıkarılıp yalnızca seçmen konumuna indirgenmesidir.

Seçim zamanı halkın kapısını çalanlar, oy istiyor.

Mitinglerde halkın iradesinden söz ediliyor.

“Millet karar verecek” deniliyor.

Sonra seçim bitiyor.

Kapılar kapanıyor.

Kararlar yine dar kadrolar tarafından alınıyor.

Halkın görevi ise yeniden bir sonraki seçimi beklemek oluyor.

Böylece toplum yıllarca aynı döngünün içerisinde tutuluyor:

Seçim → umut → oy → iktidar → hayal kırıklığı → yeni seçim → yeniden umut…

Ve her defasında aynı cümle kuruluyor:

“Bir sonraki seçimde her şey değişecek.”

Peki ya değişmiyorsa?

Peki ya sorun yalnızca hangi partinin iktidara geleceği değilse?

Peki ya asıl sorun, siyasal sistemin kendisinin halkı karar mekanizmalarından uzaklaştırmasıysa?

İşte o zaman mesele bir seçim meselesi olmaktan çıkar.

Demokrasinin nasıl kurulacağı meselesine dönüşür.

***

“Sandık Gelecek” Diyerek Toplumu Oyalamak

Elbette seçimler önemlidir.

Sandık önemlidir.

Halkın oy hakkı önemlidir.

Ancak sandığı kutsallaştırarak demokrasiyi yalnızca seçim gününe hapsetmek, toplumu siyasal olarak pasifleştiren bir anlayıştır.

Çünkü insanlara sürekli:

“Bekleyin, sandık gelecek.” denildiğinde toplumun bugünkü adaletsizliğe, eşitsizliğe ve sömürüye karşı itiraz etmesi de ertelenmektedir.

Bugün hakkı gasp edilen emekçiye:

“Sandığı bekle.” deniliyor.

Bugün adaletsizlik yaşayan yurttaşa:

“Seçimde hesabını sorarsın.” deniliyor.

Bugün özgürlüğü kısıtlanan insana:

“İktidar değişince düzelir.” deniliyor.

Bugün yoksullukla mücadele eden milyonlara:

“Bir sonraki seçimde her şey değişecek.” deniliyor.

Böylece toplumun bugünkü hak mücadelesi, gelecekteki bir seçim tarihine erteleniyor.

Bu, siyasetin toplumu oyalama biçimlerinden biri haline gelmemelidir.

***

Demokrasi Sokaktadır!

Demokrasi yalnızca sandıkta değildir.

Demokrasi sokaktadır.

Hakkını arayan işçidedir.

Emeğinin karşılığını isteyen emekçidedir.

Özgürlük isteyen gençtedir.

Eşitlik isteyen kadındadır.

Doğasının talan edilmesine karşı çıkan köylüdedir.

Haksızlığa karşı sesini yükselten yurttaştadır.

Sendikalaşmak isteyen işçidedir.

Örgütlenmek isteyen toplumdadır.

Düşüncesini özgürce söyleyebilme mücadelesindedir.

Demokrasi direniştedir.

Direniş yalnızca bir eylem biçimi değildir; insanın kendisine dayatılan haksızlığı kabul etmemesidir.

“Ben de varım” diyebilmesidir.

“Benim de sözüm var” diyebilmesidir.

“Benim hayatım hakkında benim de karar verme hakkım var” diyebilmesidir.

İşte gerçek demokratik kültür burada başlar.

***

Sömürü Düzeni Sandıkla Kendiliğinden Sona Ermez

Bugün farklı partiler, farklı sloganlar ve farklı siyasi kimlikler ortaya çıkabilir.

Ama ekonomik ve toplumsal düzenin temelindeki sömürü ilişkileri değişmiyorsa, yalnızca yöneticilerin değişmesi halkın yaşamını köklü biçimde değiştirmeye yetmez.

Çünkü mesele yalnızca kimin yönettiği değildir.

Asıl mesele:

Nasıl yönettiğidir.

Kimin adına yönettiğidir.

Halkın karar süreçlerine ne kadar katıldığıdır.

Servetin nasıl dağıtıldığıdır.

Emeğin ne kadar değer gördüğüdür.

Adaletin kim için işlediğidir.

Devletin yurttaşa mı, yoksa belirli çıkar çevrelerine mi hizmet ettiğidir.

İşte bu nedenle demokrasi mücadelesi yalnızca sandık mücadelesi değildir.

Aynı zamanda eşitlik mücadelesidir.

Adalet mücadelesidir.

Emek mücadelesidir.

Özgürlük mücadelesidir.

İnsan onuru mücadelesidir.

***

Değişmesi Gereken Yalnızca İsimler Değil, Düzenin Kendisi

Bugün bir parti gidip başka bir parti gelebilir.

Bir genel başkan değişebilir.

Bir iktidar değişebilir.

Bir başka siyasi kadro devlet yönetimini devralabilir.

Bunların tamamı mümkündür ve demokratik siyasetin doğal sonuçlarıdır.

Fakat siyasal anlayış değişmiyorsa, halkın karar süreçlerindeki konumu değişmiyorsa, ekonomik ayrıcalıklar devam ediyorsa, parti içi demokrasi işlemiyorsa ve toplum seçimden seçime hatırlanıyorsa, değişen yalnızca aktörler olur.

Sistem aynı kalır.

Ağalık düzeni bu kez başka bir takım elbise giyer.

Başka bir kravat takar.

Başka sloganlar kullanır.

Başka kavramlarla kendisini anlatır.

Ama sonuçta halka yine:

“Bize güvenin, sandık gelecek.” denir.

Oysa halkın ihtiyacı yalnızca kendisini yönetecek kişileri seçmek değildir.

Kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olmaktır.

***

Sonuç: Demokrasi Beklenmez, Kurulur

Artık topluma sürekli:

“Sandığı bekleyin.” demek yerine şunu söylemek gerekiyor:

Demokrasi bugün başlar.

İşyerinde başlar.

Mahallede başlar.

Köyde başlar.

Sendikada başlar.

Dernekte başlar.

Siyasal partinin kendi içinde başlar.

Aileden sokağa, sokaktan örgütlenmeye, örgütlenmeden toplumsal yaşama kadar her yerde başlar.

Demokrasi, birkaç yılda bir oy kullanıp sonra susmak değildir.

Demokrasi, her gün söz söylemek, hesap sormak, denetlemek ve gerektiğinde itiraz etmektir.

Sandık elbette olacaktır.

Seçimler elbette yapılacaktır.

Halk elbette oyunu kullanacaktır.

Ama bütün bunların gerçek bir demokrasiye dönüşebilmesi için sandığın etrafında adalet, eşitlik, özgürlük ve halkın örgütlü iradesi bulunmalıdır.

Yoksa sandık tek başına yalnızca sandıktır.

Ve eğer adalet yoksa, eşitlik yoksa, özgürlük yoksa, örgütlenme yoksa, halkın gerçek anlamda söz ve karar hakkı yoksa; sandığı demokrasi diye önümüze koymanın anlamı yoktur.

Çünkü demokrasi yalnızca sandıktan çıkmaz.

Demokrasi mücadeleden çıkar.

Demokrasi örgütlü halkın iradesinden çıkar.

Demokrasi direnişten çıkar.

Ve unutmayalım:

Ağalık düzeni kravat takınca demokrasi olmaz.

Sömürü düzeni sandık kurulunca özgürlük düzenine dönüşmez.

Halk yalnızca oy veren değil, karar veren olduğunda demokrasi gerçek anlamına kavuşur.

Gerisi?

Sandık gelecek, demokrasi gelecek masalıdır.

 





Abonelik

Sol Medya'ya destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!