Seçim kampanyalarında iktidara gelme sürecindeki siyasi partileri finanse eden elit çevreler ile ilgili siyasi parti lideriyle özel ve gizli bir mutabakat yapılır. Bu iş adamları kendi çıkarlarını koruyacak ve geliştirecek siyasi parti liderine ve partisine medya ve finans desteği sağlarlar. Çok partili siyasi hayata geçilen 1950 yılından bu yana hiçbir seçimdeki siyasi partilerin seçim masraflarının kaynakları sorgulanmadığı gibi belgelenmemiştir. Doğal olarak bu durumda oy veren değil parayı veren düdüğü çalıyor. Kayıt dışı siyaset; kayıt dışı ekonomiyi ve kayıt dışı istihdamı beraberinde getiriyor. Bu yüzden yolsuzluklar, yokluklar ve işsizlik önlenemiyor.
Seçim meydanlarında halktan oy istenir. Fakat halkın çoğu insanca yaşama ücretinin altına ücret almakta veya işsizdir. Bu durumda seçimi kazanan partinin yöneticileri; doğal olarak halkın değil kendilerinin seçilebilmelerine yönelik masraflarını finanse eden güçlerin dediklerini yerine getirirler. Bunu yapmazsa; kirli çamaşırlarının medya yoluyla ortaya serileceğini, çıkarılacak krizlerle yapılacak yanıltıcı yayınlar ve toplumda oluşturulacak kargaşalar sonrasında yaşanabilecek bir kaosla iktidardan uzaklaşacaklarını biliyorlar. Bu yüzden siyasi parti genel merkezleri kara para aklayan birer aile şirketi genel müdürlüğü gibidirler. İl ve ilçe başkanları da o bölgenin iş adamı görünümlü mafyalarının aile şirketi büroları ve ganyan bayileri gibi çalışırlar. İmar rantı, ihale rantı, üst düzey kadrolara atanma, alt düzey memurlukların mülakat kadroları, taşeron işçi olarak kimlerin alınacağı buralarda belirlenir. Üst düzey işler Ankara’daki genel merkezde bitirilir. Genel merkez ganyan bayilerinin hipodromu gibi işlev görür. Burada haklı olanın değil güçlü olanın sözü geçer ve dediği yerine gelir.
Halka verilen vaatlerin birçoğu seçimlerden sonra hasıraltı edilir çünkü onları ilgilendiren halkın çıkarları değil kendilerinin, yakınlarının ve yandaşlarının çıkarlarıdır. Onlar kendileri ve ilgilendikleri çıkar çevrelerine yönelik olarak anayasa değişikliklerini yaparlar. Âmâ engel olarak gösterdikleri uluslararası sözleşmelerin gizli maddelerinin kaldırılması ve faizin kaldırılması için anayasa değişikliğini halkın önüne koymazlar.
Bugüne kadar siyasiler ve onların finansörü olan sermaye çevreleri sürekli olarak halka yalan ve yapmayacakları vaatlerde bulunup halkı (kurunun yanında yaş misali oy veren yiğit ve nitelikli insanları) kandırarak seçimi kazanıp iş başına gelmişlerdir. Bunun en somut örneği, AKP’nin 2002 seçimlerindeki söylemleri ile iktidara geldiği sekiz yıllık süre sonunda bugün geldiği noktadır. Yolsuzlukla, yoksullukla ve işsizlikle mücadele sözü vererek seçimi kazanan AKP’nin ilk icraatı Ocak 2003 tarihinde yürürlüğe girecek olan Nereden Buldun Kanunu’nu iptal etmek olmuştur. Yani iş çevrelerinin haksız ve haram kazançlarının kaynağını sorulmasını yasal dayanağı AKP tarafından ortadan kaldırılmıştır. İnsanlara iş verebilmek için üretime dayalı yatırım yapmak veya yatırım yapanları teşvik etmek gerekir. Nereden Buldun Kanunu, bunun için AKP’ye kaynak ve referans olabilecekken AKP neden bunu elinin tersi ile itmiş olabilir? Bu durumda akla; yeni kurulduğu için seçim masraflarını ve seçim sonrası sözde istikrar ortamını garanti altına almak için kapalı kapılar ardında sermaye çevrelerini kamera kaydına alınmış veya yazılı mutabakata bağlanmış sözler verilmiş olabileceği ihtimali gelmektedir.
Siyasetin finansmanını belli çıkar çevrelerini kara para aklama operasyonu olmaktan çıkarmadığımız sürece YALAN HARAM VE TALANA dayalı siyaset sona ermeyecektir.
Bu yüzden siyasetin finansmanını seçmen kitlelerine dayandırmaya yönelik olarak aşağıdaki önerilerimi sıraladım:
1-Her partinin daha doğrusu her meslek kuruluşunun seçim harcamaları kendi öz kaynaklarından karşılanacaktır. Meslek kuruluşlarının aidat, yayın, etkinlik ve bilirkişi,…gibi gelirleri ve belgeli harcamalarını vergilerinden düşen muhasebe sistemleri olduğundan seçim harcamaların finansı ve kayıt altına alınması bu şekilde sağlanacaktır.
2-Adaylar banka hesap bilgilerini ve kripto cüzdan veya borsa adres bilgilerini kamuoyu ile paylaşarak bağış toplayabilirler.
3-Seçimlerde bayrak, afiş, el ilanı kullanılması önlenmelidir. Tanıtımların, internet, radyo, televizyon, yazılı basın, broşürler, mitingler, Vb yollarla yapılması sağlanmalıdır. Parti broşürleri elden dağıtılarak, arzu eden seçmenlerin adreslerine postalanır. Bunun için firmalardan sponsorluk alınabilir. En azından halk hangi sermaye kesimlerinin hangi adayı desteklediğini ve neden desteklediğini öğrenir. Adaylar mitinglerini caddelerde değil stadyumlarda, kapalı spor salonlarında veya konferans salonlarında yapacaklardır. Stadyumlarda yapılacak olan mitingler adayların sponsorluk anlaşması yaptığı iki ses sanatçısı ile beraber yapılacaktır. Buraya giriş ücretli olacaktır. Birinci sanatçının konserinin bitiminde aday kürsüye çıkarak 30 dakika süre içinde konuşmasını yapıp bitirecektir. Böylece trafik sıkışıklıkları, asayiş ve kargaşa gibi sorunlar en aza indirilecektir. Bu yöntemle adaylar makul maliyetlerle seçmenlere ulaşabilecektir.
4-Adaylar reklam yayın gelirlerinden pay almak koşuluyla seçim konuşmaları için belli internet siteleri, televizyon ve radyo kanalları ile sözleşmeler yapabilirler.
5-Adaylar kendilerine ait youtube kanalı kurup takipçi sayısı ve reklam gelirleri ile gelir elde edebilirler.
Özetle bu önerilerim seçim maliyetlerin minimize ederek toplumun orta ve alt gelir düzeyinde yer alan nitelikli insanların kamu yönetiminde temsil haklarını adil bir şekilde elde etmelerine imkân sağlamalarına yöneliktir.
Bu önerilerim toplumun geniş kesimleri tarafından benimsenip hayata geçmesi yönünde ilgililere baskı yapılırsa inşallah uygulanacaktır.
Yazan:Hasan Başar






