CHP 37. Kurultayının hararetli konuşmacısı Nuriye Berberoğlu’ndan İl başkanları ve kurultay delegelerine mektup var!
İŞTE NURİYE BERBEROĞLU’NUN MEKTUBU
Cumhuriyet Halk Partimizin Değerli İl Başkanları Değerli Delegasyonumuz; Partimizin eski bir yöneticisi olarak, Türkiye’nin ve partimizin siyasal gündemine ilişkin kaygılarımızı sizlerle paylaşmak mecburiyeti ve ihtiyacı içindeyiz. Görüşlerimize ilişkin, sizlerden beklediğimiz refleksi alamayışımızın nedenlerini bilmekle beraber temsil ettiğiniz görevler nedeniyle her haluşartta bunu sürdürmeye kararlı ve ısrarlı olmaya devam edeceğiz… İnsanları yaşama bağlayan umutlarıdır… Onun için Umut her zaman güzel ve mükemmeldir. İnsanları hayata bağlar… Ülkemiz insanları kahredici bir umutsuzluk içindedir. Her namuslu siyasetçi bunu yüreğinde hissetmeli, düşünmeli ve gereğini yapmalıdır… Bunun için önce kendimizden partimizden ve sorumluluklarımızdan başlamamız gerekir… Gelecek umudunu ayağa kaldırmak fikirlerimizi hayata geçirmek insanların gönül telini çekebilmek onları topyekûn söz ve eylem birliğine sevk etmek ancak, siyasetin pratik kuvvetini oluşturacak kadrolarla başarılabilir… Bunun için birbirimize söyleyecek sözlerimiz ve uyarılarımız olmalıdır. Gereklidir… Bu görev mevki ve makam beklentisi ile siyaset yapanların harcı değildir… Muhalif olmak zor ve onurlu bir duruştur, vesselam…
Siyasette bazı kritik kırılma noktaları yaşandığı zamanlar vardır ki onları değerlendirme kabiliyeti taşıyan kadrolar partilerini iktidara taşırlar… Referandumda mühürsüz oyların çetelesini tutma emrini teşkilatlarına veremeyen parti yönetiminin sonradan yaptığı serzenişin toplumda ve hukukta bir karşılığı yoktur… Türkiye’deki rejim değişikliği parlamentoda oylanırken, meclis önünde gazlanıp coplanan Ankara il örgütü ve Ankara barosu avukatları yalnız bırakılmıştır… Ana muhalefet partisinin örgütünün ve onun devasa potansiyelinin işte o günlerde kıyameti koparması beklenmiş ama bu yapılmamıştır. Yapılmadı mı? Yapılamadı mı? İşte kritik soru budur… Yapılmadı diyenler çoğunluktadır…“Yapılmalıydı..!” diyorsak eğer, Bunun hesabını sormak ona emek verenlerin en doğal hakkıdır… Bugün yaşadığımız ekonomik ve siyasal krizde Ana muhalefet partisinin payı ve rolünü sorgulayan geniş bir toplum kesimi vardır. Bu sorgulama ve eleştiriler; Yapabilme kabiliyeti olup da yapamadıklarımız içindir. Yapmayanlardan özveri beklediğimizi defaatle açıkça beyan ettik… Bundan böyle yalnızca beyanlarla yetinmeyeceğiz..! İktidar baskısı altında geçim sıkıntısı ile boğuşan halkı pandemi döneminde sokağa çağırmak mümkün görünmemektedir…
İstanbul Büyükşehir belediyesi, seçimlerden önce tarikat ve iktidar ailesinin vakıflarına aktarılan trilyonlar ve usulsüz araç kullanımı, basına sızdırıldı seçimden sonra bunlar hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmak yerine valiliğe yazı yazmakla yetinildi. Bu konuda yapılan serzeniş halkta yeterince karşılığını bulamadı… 16 milyonun teveccühüne mazhar olmuş Belediye Başkanının hukuk yolunu ihmal ederek iktidarın memuru vali ile minder güreşine girmesini yadırgadık, hazmedemedik. Oysa belediye başkanımızın hayali daha büyüktür… O halde güreşte de büyük rakibi muhatap alması beklenmektedir. Bu fırsatı parti yönetiminin kendisine verip vermeyeceği fikrimizi şimdilik paylaşmayı uygun bulmuyoruz… Kendileri de bundan kaçınıyor zaten… Büyükşehir belediyesinde icranın başına Genel sekreterlik makamına iktidarın bir bürokratının yerleştirilmesini hem yakıştıramıyoruz, hem de hazmedemiyoruz… Yerleştirilme sebebi bu şahsın liyakatinden öte bir yaptırım ise daha vahim ve düşündürücü bir konudur. Bu şahıs hakkında yolsuzluk iddiasında bulunan milletvekilimizin, Bu şahıs genel sekreter olduktan sonra sözlerini geri alması da trajikomik bir hadisedir.. Bize sorarsanız her ikisini de hazmedemiyoruz…! Eleştirimizin arkasından öneri olmalıdır. Bize de yakışan budur…
Yerel seçimlerde partimize verilen oyların, çare arayan insanların bize atfedilen ahlaki bir temel’den kaynaklandığını görememek bu teveccühü sağın artıklarıyla yapılan dost ittifakına bağlamak sığ ve çapsız bir siyasi tespittir… Siyasetin kilit taşları ve en müstahkem makamındaki belediye başkanlarımız, doğumdan ölüme hizmet verdikleri devasa kitlelerden aldıkları emanet oyları siyaseten partilerine devşirebilecek meşruiyet zeminlerini yaratmak konusundaki becerileri onları daha ileri hedeflere taşır. Bu işlev parti teşkilatları ile el ele vermek ile başarılabilecek bir şeydir… Her tarafı deniz olan İstanbullu 40 yıldır havlusunu alıp denize girememektedir… Onların mutlu yaşamasını sağlayacak temiz havai ve temiz suyu onlara sunmak sosyal demokrat belediyenin başat görevidir… İşte siyasi mücadelenin meşruiyet zemini de buralardadır. Denizinin ve suyunun kirletilmesine İstanbul’un tahammülü kalmamıştır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının, iktidar ve onun “sıfır atık sloganı atan Çevre ve Şehircilik Bakanlığını kimyevi arıtma olmadan denize şarj edilen atık su nedeniyle göreve ve aynı zamanda mindere davet etmelidir. Pandemide müzik şöleni düzenlemek yerine bıkmadan usanmadan Kanal İstanbul’a karşı koymayı görev edinmeleri gerekmektedir. Kanal İstanbul siyasi bir projedir. Uluslararası tekelci kapitalizmin bu projesi İstanbul’un yaşamını kötü yönde etkileyecektir. Parti yöneticilerinin bu konuda “yarın iktidar olduğumuzda bu projeye ilişkin borçlanmaları kabul etmeyeceğiz..!” demesi, çok önemli bir husus olmasına rağmen bu sözler, projeyi hayata geçirme konusunda gerekli finansmanı sağlayan tekelleri yıldıramamış görünmektedir ki yapım işleri bürokrasisi hızla sürdürülmeye devam etmektedir. Bu da kanal İstanbul’un Bir siyasi proje olduğunu ayan beyan ortaya koymaktadır… Onun içindir ki buna karşı yapılacak her eylem siyasi kabul edilecek ve bastırılacaktır. Belediye başkanları her ne pahasına olursa olsun bu direnişten vazgeçmemeleri gerekir. Bunu dile getiren amirallere “zevzek” diyen şımarık siyasi dostlarında hadlerinin bildirilmesi gerekir…
Bir yandan milletvekili Dokunulmazlıklarının kaldırılmasına onay vermek… Diğer taraftan bu nedenle hapse konan milletvekili eşlerinin doğum günlerini kutlamaya gitmek ve bunu medyaya servis etmek trajikomik bir hadisedir. Türkiye’deki işbirlikçi burjuvazinin işit ile yaptığı petrol ticaretinin görüntüleri ve videoları vakti zamanında Dünya medyasında yayınlanmışken sonradan bunun Sedat Peker tarafından yayınlanmasında şaşıracak ne vardır..? Bu konuda kendi milletvekilimizi hapse sokan iktidara, “Bu belgeleri Biz temin ettik kendisine de biz verdik suç ne ise bu suça biz ortağız” neden denmemiştir…? Sonradan yapılan yürüyüşle olmayan Adalet iktidardan talep edilmiştir. Her siyasi eylemin bir amacı olmalıdır. Yürüyüş, vekili cezaevinden çıkarmaya yetmemiştir…
Ülkemize topyekûn bir hayat bahşeden Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e açıkça hakaret edilmesi hadlerimizin son noktasıdır… Bu bedduaya âmin diye avuç açan iktidar ve şürekâsı ile aynı meclisi paylaşmaya devam ederek olmayan adaletten medet ummak gaflettir… Bu 15 Temmuz darbesine tiyatro deyip Yenikapı mitinginin figüranı olmak gibi bir şeydir… Son dönemde, medyaya servis edilen, FETÖ ile iltisaklı yandaş medya figürlerinin genel başkana methiyelerini konu alan, başörtüsü konusunda kendi vekilimizi aşağılayan videolar hazmedebileceğimiz bir konu değildir… Bunlar yalnızca örgütümüzü rahatsız etmekle kalmamış meclise başörtüsüyle gireni protesto için grubunu ayağa kaldıran Bülent Ecevit’in de kemiklerini sızlatmıştır… 128 milyar doların kimlere gittiği somut olarak ortaya çıkarılabilecek bir vakıadır Partimizde bunu ortaya çıkarabilecek istihbarata ve kabiliyete haiz kimseler vardır… Bunları seferber etmek yerine üç milletvekilimizin Boğaz Köprüsü’ne “128 milyar nerede” pankartını asmasını küçümsemiyoruz… Milletvekili forsuyla köprüye çıkmak, polis gelince de kibar kibar toplayıp gitmeyi Boğaz Köprüsü’nde tarihi bir eylem olarak medyaya takdim etmeyi hazmedemiyoruz… Bu olay bize tarihi eylemin ne olup olamayacağı konusunda geleneğimizin tarihçesinin bu vekillerimiz tarafından yeterince kavranamadığını göstermiştir. Bu olaylar örgütümüz ve teşkilatımız tarafından bilinmektedir. İzlenmektedir.
Kurultaylar yalnızca ihtiyaç duyulduğunda parti yönetimi ve genel başkanı seçmek için toplanmaz. Örgütün parti yönetimine ayar ve direktif vermek için de toplanırlar… Geçmişte Partimiz geleneğinde günlerce süren kurultaylar neticesinde alınan kararlar topluma deklare edilir. Bu kararlar anayasa hükmü haline geldiği yeterince bilinmiş ve özümsenmiş olsa idi. Onur üyelerinin çadırda ağırlandığı 37. kurultayda önceden hazırlanan metni tartışmaya açmadan kurultay haziranına onaylatarak abesle iştigal edilmezdi… Demekle yetinelim… Kurultay sadece genel başkan emriyle de toplanmaz. Siz İl başkanlarımız ve kurultay delegasyonumuz ivedilikle kurultay toplamayı talep etmeli ülke ve partimizin sorunlarını tartışma zemini yaratmalısınız. Sorumlu olduğunuz makamlar bu çalışmanın neticelerine göre milletvekillerimizi sine-i millete dönmeye davet etmenin gerekçelerini bir manifesto ile bu topluma bildirmeyi göze alabilmeyi gerekmektedir…
Nuriye Berberoğlu…






