1. Haberler
  2. Gündem
  3. Ortadoğu; Ateşin Çoğrafyası

Ortadoğu; Ateşin Çoğrafyası

Yeryüzünde bazı topraklar vardır her çağda yeniden yanar, her nesilde yeniden kurban verir.

Advert
featured
service
2
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

Yeryüzünde bazı topraklar vardır her çağda yeniden yanar, her nesilde yeniden kurban verir. Haritacılar sınır çizerken, tarihçilerin eli titrer bu coğrafyaya gelince. Ortadoğu… Medeniyetin beşiği denir ona, ama asırlardır mezarlık sessizliğiyle konuşur. Sadece uygarlıkların doğum yeri değil, aynı zamanda yok oluşların, sürgünlerin, kıyımların adresidir. Ve sanki yeryüzü bütün acılarını bu topraklardan akıtmaya yemin etmiştir.

 

Her savaş önce burada başlar. Her ilahi hesaplaşma, her siyasal satranç, her büyük yıkım önce bu topraklarda kendine bir zemin bulur. Peki neden? Neden barış bu topraklara bu kadar uzak, neden her sabah yeni bir ölüm haberiyle başlar burada? Neden dualar bile çatışmalı çıkar seslerden?

 

Bu sorunun cevabı, sadece bugünün dumanında değil, asırların külleri arasındadır. Çünkü Ortadoğu yalnızca bugünün değil, yüzyıllardır süren bir yangının adıdır. Her kıyamet burada provasını yapar. Ve her barış ihtimali, daha doğmadan bu topraklarda boğulur.

 

Üç büyük dinin, onlarca mezhebin, yüzlerce halkın aynı toprakta yaşadığı bir yer burası. Fakat ne yazık ki bu çeşitlilik, yüz yıldır bir zenginlik olmaktan çıkıp bir çatışma aracına dönüştürülmüştür. Dinler yalnızca inanç değil, savaş gerekçesi yapılmıştır. Mezhepler doğru yolu bulma değil, ölüm fermanı çatışma alanı haline getirilmiştir. Halklar birlikte yaşamın değil, birbirini yok etmenin nesnesi olmuştur. Şii’nin mezar taşına Sünni’nin laneti kazınmış, Kürt’ün talebi Arap’ın sınırında boğulmuş, Hristiyan’ın çanı susturulmuş, Musevi’nin varlığı bir işgal projesine dönüştürülmüştür.

 

Yüzyılın başında, emperyal güçlerin yardım eli sandığı o zehirli dokunuş, aslında halkların hafızasına kazınan büyük felaketlerin fitilini ateşledi. Osmanlı’nın çöküşüyle birlikte masa başında çizilen haritalar, sadece sınır değil, trajedi belirledi. Ermeni tehciri, Süryani sürgünü, Kürtlerin inkârı, Arapların parçalanışı… Bu kadim topraklara ihanet haritaları çizildi. Kâğıttaki her çizgi bir halkın bağrına saplandı. Sykes-Picot Anlaşması, sadece haritacıların değil, cellatların da imzasını taşıyordu. Ve o gün başlatılan oyun, hâlâ sahnede. Yalnız oyuncular değişti; rejimler, darbeler, krallar, işbirlikçiler, vekâlet savaşları… Ama senaryo hep aynı kaldı.

 

Emperyalizm bugün sadece savaş uçaklarıyla gelmiyor bölgemize; medyasıyla, bankalarıyla, diplomatik dilin soğuk maskesiyle geliyor. Petrol değil artık yalnızca talan edilen; halkların hafızası, hafifletilmiş tarihi, bastırılmış dilleri, tutsak alınmış gelecekleri sömürülüyor. Toprağın altındaki kara servet, yani petrol, bir ölümlerin kırımların maliyetini karşılayan uğursuz bir sıvıya dönüştü. Her damlası, bir halkın daha da suskunlaşmasına, sinmesine mal oluyor.

 

Savaş artık bir cephe değil; her eve giren bir gölge, her anne yüreğine sinmiş bir korkudur. Ve bu korku, dışarıdan pompalanan nefret projeleriyle içeride büyütülmektedir. Terör, sadece bir sonuç değil; istihbarat laboratuvarlarında üretilen bir araçtır. El Kaide’nin, IŞİD’in, Hizbullah’ın, Haşdi Şabi’nin, Mossad’ın, CIA’in ya da İran Devrim Muhafızları’nın gölgesinde yürütülen bu savaş, halkların değil, efendilerin savaşıdır.

 

Ama yine de… Bunca yıkıma rağmen bu topraklar yalnızca ağıt taşımaz. Aynı zamanda direnişin de adıdır Ortadoğu. Halep’in enkazında bir çocuğun bakışı, Gazze’nin yıkıntılarında yazılmış bir şiir, Qamışlo’da bir özgürlük türküsü, Lübnan’da bir taş duvarın ardına gizlenmiş kitaplık… Hepsi barışa dair birer inat, birer isyandır.

 

Çünkü bu topraklar da bilir: Barış, en çok savaşın göbeğinde aranır. Ve en çok burada, en fazla kanın aktığı bu yerde, en derin barış mümkündür.

 

Ortadoğu’nun ateş coğrafyası olmaktan çıkması için önce bu yangını kimlerin beslediğini görmek gerekir. Bu haritanın sadece çizilmediğini, kurgulandığını; bu savaşın yalnızca yaşanmadığını, sürdürüldüğünü; bu kıyımların tesadüf değil, tertip olduğunu bilmek gerekir.

 

Barış, ancak hakikatle başlar. Ve Ortadoğu’nun en büyük ihtiyacı artık ne bir sınır değişikliği, ne bir rejim değişimi, ne bir dış müdahaledir. Bu toprakların en büyük ihtiyacı, halkların kardeşliğini yeniden kuracak bir vicdan ittifakıdır.

 

Çünkü bu coğrafya, yalnızca ateşin değil, küllerin arasından yeniden doğabilecek bir halk iradesinin de taşıyıcısıdır. Ve belki de insanlık, barışın ne olduğunu ancak bu topraklarda öğrenebilir. 

Semra SARAL

Ortadoğu; Ateşin Çoğrafyası
+ - 2
Advert

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Bir Cevap Yaz Metin Atasaral İptal

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorum

  1. 18 Haziran 2025, 10:32

    Ortadoğu’nun kronolojik ve makus talihini bir kez daha hatırladık sayenizde, kaleminize ve yüreğinize sağlık Sezin hanım…

    Cevapla
  2. 18 Haziran 2025, 10:22

    Tekrar tekrar okudum.Bölgenin tarihi,coğrafyası sosyolojisi öğrenilmiş ve yazıya dökülmüş.Tebrik ederim.

    Cevapla
Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin