SOLMEDYA – 27 Ocak’ta başlayan ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran davada beş haftalık ilk celse bugün tamamlanıyor. Aralarında CHP’li belediye başkanlarının da yer aldığı toplam 200 sanığın yargılandığı davada, başlangıçta 33 tutuklu sanık bulunuyordu. Üçüncü haftadan itibaren duruşmalar 24 tutuklu sanıkla sürdü.
Sanıklar 10 ayrı başlık altında savunmalarını yaptı. Beşinci haftada avukat beyanları alınırken, mahkeme heyeti dün duruşma yapmadan tüm savunma ve talepleri değerlendirdi. Bugün açıklanacak ara kararla birlikte hem tutukluluk durumlarına ilişkin yeni bir tablo ortaya çıkacak hem de ikinci celsenin kesin tarihleri netleşecek.
Davanın ismiyle anılan Aziz İhsan Aktaş, 11 Şubat’taki savunmasında “Adalet mülkün temelidir. Kaçmadım, buradayım” ifadelerini kullanmış, banka hesaplarındaki bloke ile yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep etmişti. Mahkeme heyetinin bu talebe ilişkin kararı da ara kararda açıklanacak.
5 Şubat’ta ara mütalaasını sunan duruşma savcısı; aralarında Zeydan Karalar, Oya Tekin, Rıza Akpolat, Utku Caner Çaykara ve Kadir Aydar’ın da bulunduğu 30 kişinin tutukluluğunun devamını istemiş, üç isim için adli kontrol talebinde bulunmuştu. Ara değerlendirme sonucunda 9 kişi yurt dışı yasağı şeklinde adli kontrol şartıyla tahliye edildi. Tahliye edilenler arasında Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar da yer aldı.
Mahkeme başkanı ise aralarında Oya Tekin, Rıza Akpolat, Utku Caner Çaykara ve Kadir Aydar’ın bulunduğu 24 kişinin tutukluluk halinin devamına karar verdi. Davanın başlangıcında 5 CHP’li belediye başkanı tutuklu bulunurken, ara karar sonrası bu sayı 4’e düştü.
Yargılamanın ikinci celsesinin 21 Nisan 2026 ile 22 Mayıs 2026 tarihleri arasında yapılması bekleniyor.
EDİTÖR NOTU
200 sanıklı ve çok sayıda belediye yöneticisini kapsayan bu dava, yalnızca bir ceza yargılaması değil; siyaset-yargı ilişkisi bağlamında da dikkatle izlenen bir süreçtir. Uzun tutukluluk süreleri, adli kontrol uygulamaları ve seçilmiş yerel yöneticilerin yargılanma biçimi, hukuk devleti ilkesi açısından kamuoyunda tartışma yaratmaktadır.
Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, özellikle siyasal aktörlerin dahil olduğu davalarda daha da hayati hale gelir. Tutukluluk tedbirinin istisna mı yoksa fiili bir cezalandırma aracına mı dönüştüğü sorusu, Türkiye’de yargı-demokrasi meselesinin merkezindeki başlıklardan biridir.
Bu davada verilecek ara karar, yalnızca sanıkların değil; hukuk sistemine duyulan güvenin de sınandığı bir eşik olarak değerlendirilmektedir.






