SOLMEDYA – Tarım, alarm veriyor. CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer’in paylaştığı veriler, üreticinin borç sarmalında ayakta kalmaya çalıştığını ortaya koydu.
Gürer’e göre 2025 yılı tarım açısından son derece ağır geçti. Kuraklık, zirai don ve düşük alım fiyatları üreticiyi daha fazla borçlanmaya itti. Tarım sektörünün kredi borcu 2024 sonunda 868 milyar 658 milyon TL iken, 2025 sonunda 1 trilyon 239 milyar 445 milyon TL’ye yükseldi. Bir yılda 370 milyar lirayı aşan artış, tarım tarihinde görülmemiş bir yük anlamına geliyor. Bu artış, günlük ortalama 1 milyar 15 milyon TL yeni borç demek.

Borçlarını ödeyemeyen üretici ise icra kıskacında. 26 Şubat 2026 verilerine göre yalnızca bir günde icradan satışa çıkarılanlar arasında 60 traktör, 5 bin 249 tarla, 7 besi damı, 352 bağ ve 24 tarım makinesi yer aldı. Gürer, “İcra daireleri adeta tarım pazarına döndü. Ama burada satış yapan çiftçi değil, alacaklı bankalar” sözleriyle tabloyu özetledi.
Sorunun yalnızca mülkiyet kaybıyla sınırlı olmadığını belirten Gürer, iflas eden işletmelerin tohum ve zirai ilaçlarının dahi haciz yoluyla satışa çıkarıldığını söyledi. “İcra ne bulursa satıyor” diyen Gürer, üretim zincirinin temel girdilerinin bile güvencesiz hale geldiğini vurguladı.
Gürer ayrıca, savaşlar ve salgınların gıda egemenliğinin önemini açık biçimde gösterdiğini ifade etti. İthalata dayalı gıda politikalarının, çevremizde savaşların sürdüğü bir dönemde ciddi risk oluşturduğunu belirten Gürer, özellikle bakliyat ve hububat üretiminde kendi kendine yeterliliğin sağlanması gerektiğini söyledi. “İthal değil, yerli üretimle tarım ayağa kaldırılmalıdır” dedi.
Tarım Kanunu’nun 21. maddesine göre 2026 yılında çiftçiye verilmesi gereken doğrudan desteğin 772 milyar TL olması gerektiğini hatırlatan Gürer, açıklanan 168 milyar TL’lik desteğin yetersiz olduğunu savundu. Mazottan ÖTV ve KDV’nin kaldırılması, borçların faizsiz ertelenmesi ve haciz işlemlerinin durdurulması çağrısında bulundu.
Gürer’e göre mesele yalnızca ekonomik değil; stratejik bir güvenlik sorunu. Savaşların stok ihtiyacını artırdığı, küresel krizlerin ithal ürün temininde kırılganlık yarattığı bir dönemde, yerli üretimi artıracak planlı politikalar hayati önem taşıyor.
EDİTÖR NOTU:
Tarımda yaşanan bu tablo, yalnızca bir sektör krizi değildir. Üreticinin borçla ayakta kalmaya zorlanması, emeğin değersizleşmesi ve kamu kaynaklarının planlı üretim yerine piyasa mekanizmalarına terk edilmesi, büyük bir toplumsal çelişkiyi büyütmektedir. Gıda egemenliği meselesi, emek mücadelesinin ve demokratik planlamanın ayrılmaz parçasıdır. Savaşların ve küresel krizlerin gölgesinde tarımın tasfiyesi, yalnızca ekonomik değil siyasal bir tercihtir. Bu tercih sorgulanmadan ne kırsal yoksulluk ne de gıda güvencesi sorunu çözülebilir.






