SOLMEDYA – İran’da siyasi ve dini dengeleri sarsan gelişmeler yaşanıyor. Cumartesi sabahı ABD ve İsrail tarafından düzenlendiği belirtilen bombalı saldırılarda İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in yaşamını yitirdiği iddia edildi.
Bu gelişmenin ardından İran’da anayasal olarak liderlik makamını belirleme yetkisine sahip olan Uzmanlar Meclisi’nin olağanüstü toplandığı bildirildi. Güvenlik gerekçesiyle toplantının “gıyaben” yapıldığı aktarılırken, Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’in yeni dini lider olarak seçildiği yönünde bilgiler kamuoyuna yansıdı.
Yeni liderin belirlendiği gün Kum’daki Uzmanlar Meclisi binasının da saldırıya uğradığı, ancak önceden tahliye edildiği için can kaybı yaşanmadığı bildirildi.
İran’da dini liderin ölümü halinde yerine geçecek ismi 88 üyeden oluşan Uzmanlar Meclisi belirliyor. Bu üyeler halk tarafından seçiliyor; ancak adaylar öncelikle Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin onayından geçiyor. Bu yapı, İran’daki siyasal sistemin hem seçimli hem de denetimli bir karakter taşıdığını gösteriyor.
Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’tan dikkat çeken bir açıklama geldi. Katz, Ali Hamaney’in yerine geçecek kişinin kim olduğunun önemli olmadığını belirterek, “İran rejiminin İsrail’i ve müttefiklerini tehdit etmeyi sürdürmesi halinde atanacak herhangi bir lider kesin bir hedef olacaktır” ifadelerini kullandı.
Katz ayrıca ABD ile birlikte İran’ın askeri ve siyasi kapasitesini zayıflatmaya devam edeceklerini ve İran halkının mevcut rejimi değiştirmesi için koşullar oluşturmayı hedeflediklerini dile getirdi.
Yaşanan gelişmeler, yalnızca İran’da bir lider değişimini değil; Ortadoğu’da güç dengelerinin yeniden şekillenebileceği yeni bir dönemi işaret ediyor.
EDİTÖR NOTU
Ortadoğu’da süren askeri müdahaleler ve karşılıklı tehdit dili, yalnızca devletler arası bir güç mücadelesi değildir; aynı zamanda halkların geleceğini belirleyen bir politik krizdir.
Bir ülkede liderlik değişiminin dış askeri operasyonlarla gündeme gelmesi, uluslararası hukuk ve egemenlik tartışmalarını yeniden alevlendirmektedir. İsrail’in açık hedef gösterme açıklamaları ise bölgesel gerilimin diplomasi yerine askeri yöntemlerle derinleştirildiğini göstermektedir.
Öte yandan İran’daki yönetim yapısının niteliği, halk iradesi ile denetim mekanizmaları arasındaki ilişkiyi de yeniden tartışmaya açmaktadır. Bölgesel savaş ihtimali büyürken; asıl bedeli her zaman emekçiler, siviller ve yoksul halklar ödemektedir.
Kalıcı barış; askeri üstünlük söylemleriyle değil, halkların iradesine dayalı demokratik çözüm ve uluslararası hukuk zemininde mümkündür.






