– CHP’nin iç demokratik süreci olan kurultayın yargı konusu haline getirilmesi, Türkiye’de siyasetin giderek hukuk üzerinden dizayn edilmeye çalışıldığı yönündeki tartışmaları büyütüyor. Özellikle muhalefetin öne çıkan isimlerinin sanık sandalyesine oturtulması, davanın sadece hukuki değil, aynı zamanda açık bir siyasi boyut taşıdığı eleştirilerini güçlendiriyor.
“Mutlak butlan” talebiyle kurultayın yok sayılması ve önceki genel başkanın göreve iadesinin gündeme getirilmesi, yalnızca bir parti içi mesele değil; seçmen iradesinin ve siyasal meşruiyetin tartışmaya açılması anlamına geliyor. Bu durum, demokratik süreçlerin sandık yerine mahkeme kararlarıyla şekillendirilmek istendiği yönünde ciddi kaygılar yaratıyor.
Öte yandan, dosyaların farklı davalarla birleştirilmek istenmesi ancak mahkemeler tarafından reddedilmesi, sürecin hukuki zemininin de tartışmalı olduğuna işaret ediyor. Siyasi rekabetin yargı alanına taşınması, Türkiye’de zaten kırılgan olan hukuk-devlet ilişkisini daha da zorluyor.
Sonuç olarak; CHP kurultayı davası, sadece bir “usulsüzlük” iddiası değil, Türkiye’de muhalefetin nasıl şekillendirileceğine dair daha geniş bir mücadelenin parçası olarak okunuyor. Bu süreçte verilecek kararlar, yalnızca bir partinin değil, ülkenin demokratik geleceğinin de yönünü belirleyecek nitelikte.







“Mutlak butlan” iddiasıyla bir kurultayın yok sayılması ve önceki genel başkanın yargı yoluyla göreve iade edilmesinin gündeme getirilmesi, demokratik siyasetin ruhuna aykırı bir yaklaşımı beraberinde getirir.
Siyasi partilerde meşruiyetin temel kaynağı, üyelerin ve delegelerin iradesidir; bu irade ise en açık biçimde sandıkta ortaya konur.
Yargının, açık ve ağır hukuksuzluk halleri dışında, siyasi süreçlerin yerine geçecek şekilde devreye sokulması; seçmen iradesini gölgeleyen, demokratik işleyişi zedeleyen bir sonuç doğurur. Kurultaylar, partilerin en yüksek karar organlarıdır ve burada alınan kararların yok sayılması, yalnızca parti içi dengeleri değil, aynı zamanda toplumsal güveni de sarsar.
Bu nedenle, demokratik meşruiyetin korunması için çözümün yargı müdahalesinde değil; şeffaf, katılımcı ve yeniden sandığa dayalı süreçlerde aranması gerekir. Siyasetin yönü mahkeme salonlarında değil, halkın iradesinde belirlenmelidir.
Emeğine bilincine saygılar sunuyorum sevgili üstadım