Advert
  1. Haberler
  2. Gündem
  3. Köy Enstitüleri 86 Yaşında: “Bir Eğitim Devriminin İzinde”

Köy Enstitüleri 86 Yaşında: “Bir Eğitim Devriminin İzinde”

ÇEKED’in İzmir’de düzenlediği panelde, Köy Enstitüleri’nin eğitim ve sağlık alanındaki devrimci mirası ile günümüz gençliği için taşıdığı anlam tartışıldı. Uzmanlar, kamucu ve toplumcu modelin tasfiye edildiğine dikkat çekti.

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Advert

– 17 Nisan 2026’da Köy Enstitüleri’nin 86. kuruluş yıldönümü kapsamında, Çağdaş Eğitim ve Köy Enstitüleri Derneği (ÇEKED) tarafından İzmir Konak’taki Na&KiL Kitabevi’nde “Köy Enstitüleri ve Sağlığın Sosyalizasyonu” başlıklı panel düzenlendi.

ÇEKED Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Mustafa Torun, sunumunda Köy Enstitüleri’nin yalnızca öğretmen yetiştiren kurumlar olmadığını vurgulayarak, bu yapının köy çocuklarını topluma kazandıran, onları birer “köy önderi” ve “çıplak ayaklı köy hekimi” haline getiren ilerici ve devrimci bir model olduğunu ifade etti.

Torun, Enstitülerin aynı zamanda bölgesel sağlık merkezleri olarak işlev gördüğünü belirterek, 21 Köy Enstitüsü’nün kurulduğu bölgelerde hem eğitim hem de sağlık hizmetlerinin birlikte örgütlendiğini hatırlattı. Ancak bu modelin, 1946 sonrası artan gerici baskılar ve siyasal yönelim değişiklikleri sonucu tasfiye edildiğini söyledi.

Köy Enstitüleri’nin kapatılmasının ardından sistemin Köy Öğretmen Okulları’na dönüştürüldüğünü ve 1954’te tamamen ortadan kaldırıldığını belirten Torun, 1963 tarihli 224 Sayılı “Sağlığın Sosyalizasyonu Yasası”nın ise bu modelden ilham aldığını vurguladı.

Torun, söz konusu yasanın bugün yürürlükte olmasına rağmen işlevsiz hale getirildiğini belirterek, kamucu sağlık anlayışının tasfiye edildiğine dikkat çekti.

Panelde söz alan ÇEKED Yönetim Kurulu Üyesi Uzman Klinik Psikolog Emine Çiçek ise “Dijital Çağda Köy Enstitüsü Ruhu” başlıklı konuşmasında, Enstitülerin üretken, kolektif ve insan odaklı eğitim anlayışının günümüz gençliği için kritik bir referans sunduğunu ifade etti.

Çiçek, Z ve Alfa kuşaklarının “bilgi obezitesi” ve yalnızlaşma ile karşı karşıya olduğunu belirterek, çözümün Köy Enstitüleri’nin “iş içinde öğrenme”, kolektif üretim ve demokratik tartışma kültüründe yattığını söyledi.

​Üretkenlik: “İş içinde öğrenme” ilkesiyle, dijital dünyanın pasif izleyicisi olmaktan çıkıp, bilgiyi toplumsal fayda için kullanan “yapan insan” modeline geçilmelidir.

​Bütünsel Derinlik: Sığ sosyal medya içerikleri yerine; sanatı, edebiyatı ve teknik beceriyi birleştiren tam donanımlı bireyler yetiştirilmelidir.

​Demokratik İklim: Eleştirinin linç kültürüne dönüştüğü günümüzde, Enstitülerin “Cumartesi Toplantıları”ndaki yüz yüze, yapıcı ve özgürlükçü tartışma kültürü yeniden canlandırılmalıdır.

​Kolektif Bilinç: Bireysel rekabet yerine; aileden başlayan, şiddeti dışlayan ve “biz” diyebilen imece ruhu egemen kılınmalıdır.

​Sonuç olarak; Gençlere sadece kod yazmayı değil, o kodu doğayla barışık ve toplumsal bir yarar için nasıl kullanacaklarını öğretmek, Köy Enstitüsü ruhunu 21. yüzyıla taşımanın tek yoludur diyerek sözlerini bitirdi.

 

Panele ilgi çok yoğun olduğundan, izleyiciler tarafından karşılıklı sorular ve katkılarla sona erdi.

ÖNE ÇIKAN MADDELER

  • Köy Enstitüleri yalnızca eğitim değil, sağlık modeli deydi
    • 21 Enstitü bölgesel kalkınma ve sağlık merkezi olarak çalıştı
    • 224 Sayılı Sağlık Yasası bu modelden ilham aldı
    • Kamucu sağlık sistemi bugün işlevsiz hale getirildi
    • Dijital çağda “üreten birey” modeli yeniden gündemde
    • Enstitü ruhu: kolektif, üretken ve toplumcu eğitim

 

EDİTÖR NOTU

Köy Enstitüleri deneyimi, Türkiye’de kamucu, toplumcu ve üretim odaklı bir modelin mümkün olduğunu tarihsel olarak kanıtladı. Bugün hem eğitimde hem sağlıkta yaşanan yapısal krizler düşünüldüğünde, bu miras yalnızca nostaljik değil, aynı zamanda güncel bir alternatif olarak yeniden tartışılıyor.

 

✓Sağlık Evleri,

✓Sağlık Ocakları (5-10 bin nüfusa bir sağlık ocağı olacak şekilde planlanmış olup, sağlık evi ve ocağı ilk başvurulacak birinci basamak merkezlerdir),

✓Hastaneler (ikinci veya üçüncü basamak olarak planlanmıştır), Çalışma düzeni nasıl olacaktı?

✓Çalışma tam gün esasına göre ekip hizmeti ve sürekli eğitimli sözleşmeli personel ile verilecekti.

✓Altyapı donanımları tamamlanmadan sosyalizasyon yapılamayacaktı,

✓Her şeyden önce Toplum Hekimliği kavramı ön plana geçerek, sağlıkta çağdaşlaşmanın önü açılacaktı.

✓Sağlık sadece doktorların işi olmayıp, çeşitli mesleklerden oluşan bir ekip işi şeklinde planlanacaktı.

✓İnsanın sadece fiziki çevresi değil, biyolojik ve toplumsal çevresi olduğu gerçeği kabul edilecekti.

✓Hastayı önce hastalıklardan korumak, bu olanak olmazsa sağaltmak (tedavi etmek), bu da olmazsa onu onarmak (Rehabilite etmek) amaçlanacaktı.

✓Hiç kimseye ayırım yapmadan, herkesin sağlık hizmetlerinden eşit şekilde yararlanması sağlanacaktı.

✓Sağlık Hizmetlerini nesnel olarak değerlendirip, planlı bir şekilde ileriye götürmek gerekecekti.

✓Sağlık bedensel, ruhsal ve toplumsal olarak iyilik halidir” ilkesinden hareket edilerek, planlamalar buna göre yapılacaktı.

✓Tüm Sağlık ekipleri birbirini bütünleyerek, ülke çapında hizmet verecekti.

✓Sağlık hizmetleri bütünleşik (Entegre) olacaktı.

✓En çok öldüren, sakat bırakan ve en sık görülen hastalıklara öncelik tanınacaktı.

✓Sağlık Ocakları aynı zamanda kırsal kalkınma odakları olarak planlanacak,en ücra köşedekine bile sağlık hizmeti talep edilmesine gerek kalmadan gidecekti.

Bu yasa halen yürürlükte olmasına rağmen maalesef işlevini tamamen yitirmiştir diyerek sözlerini tamamladı.

 

 

 

Köy Enstitüleri 86 Yaşında: “Bir Eğitim Devriminin İzinde”
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin