– Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan “Mekke Anlaşması” ülkemizde İsrail karşıtı bir savunma bloku olarak sunuluyor. İran’ı, Filistin’i, Lübnan Hizbullahı’nı, Yemenli Ensarullah Hareketi’ni, yani İsrail-ABD ile savaşan güçleri dışarıda bırakan bu mutabakatın nasıl İsrail aleyhine olduğu ise tartışma konusu.
Nitekim İsrail basınında anlaşmanın imzalanmasının ardından yapılan değerlendirmelerde, “Sünni İttifakı” olarak adlandırılan yapının İran ve İran’la bağlantılı güçlere karşı “bölgesel bir denge” oluşturabileceği yönünde yorumlar yer alıyor.
Diğer yandan İsrail’de Mekke’de oluşturulan savunma blokunun uzun vadede riskler barındırabileceği yönünde değerlendirmeler de yapılıyor. Ancak bunların önemli bir bölümünü, İsrail’in ekim ayında yapılacak seçimler öncesindeki siyasi rekabetten bağımsız değerlendirmek yanlış olur. Mekke Anlaşması’nın İsrail’e yönelik bir tehdit olarak sunulması, Binyamin Netanyahu, Gadi Eisenkot ve Naftali Bennett gibi siyonist siyasetçilerin yarışacağı seçim ortamında tehdit algısının canlı tutulmasına da hizmet ediyor.
ANLAŞMANIN ZAMANLAMASI
Times of Israel, anlaşmanın İran Savaşı ve bölgesel güvenlik krizinin gölgesinde imzalanmasına dikkat çekiyor. Gazetenin haberinde, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın savunma paktını İran’la savaşın sürdüğü ve Körfez ülkelerinin güvenlik tehdidi altında bulunduğu bir ortamda imzaladığı vurgulanıyor. Bunun da ittifakın öncelikli güvenlik kaygısının Tahran ve müttefikleri olduğuna işaret ettiği değerlendiriliyor.
Jerusalem Post’a konuşan İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü Körfez Araştırmaları Programı Başkanı Yoel Guzansky, yeni savunma ittifakını Riyad’ın “dengeleme stratejisi” olarak nitelendiriyor. Guzansky, paktı Suudi Arabistan’ın güvenlik seçeneklerini çeşitlendirmesi ve kendisini İran karşısında daha az kırılgan hale getirmesi olarak okuyor.
‘ARKASINDA DİRENİŞ EKSENİ TEHDİDİ VAR’
Eski İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Jacob Nagel ise anlaşmayı “daha çok Amerikan yönetimine baskı yapmayı amaçlayan diplomatik bir manevra” olarak değerlendiriyor. Jerusalem Post, Suudi Arabistan’ın bu güvenlik arayışının arka planında İran ve Direniş Ekseni’nin saldırı kapasitesinin bulunduğuna dikkat çekiyor. Nagel de Riyad’ın kendisini İran ve müttefiklerinin oluşturduğu “somut tehdit” karşısında savunmasız hissettiğini belirtiyor.
Reuters ise anlaşmayı İran’ın füze tehditleri ve bölgede artan istikrarsızlık bağlamında ele alıyor. Haber, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ı “Sünni güçler” olarak tanımlarken, üç ülkenin ortak savunma paktını İran’ın bölgedeki askeri baskısına karşı gelişen yeni güvenlik arayışının bir parçası olarak değerlendiriyor.
‘İRAN GÖZ ARDI EDEMEZ’
Uluslararası ilişkiler uzmanı ve Güney Florida Üniversitesi Küresel ve Ulusal Güvenlik Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan Dr. Arman Mahmoudian, Washington Post’a verdiği demeçte, “Bunlar üç büyük Sünni güç: Pakistan nükleer silahlara, Türkiye ise bölgenin en güçlü konvansiyonel ordularından birine sahip. Özellikle İran ile Körfez ülkeleri arasındaki son çatışmanın ardından Tahran, anlaşmanın amacının bir kısmının İran ve İran’la bağlantılı aktörlere karşı caydırıcılığı güçlendirmek olduğu olasılığını göz ardı edemez.” dedi.
İsrail basınında ise bu hattın daha geniş stratejik zemini daha önce açık biçimde ortaya konmuştu. İsrael Hayom, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında 2025’te imzalanan savunma anlaşmasını “Suudi Arabistan’ın İran’a yanıtı” başlığıyla ele almış, Riyad’ın Pakistan’ı Şii İran’ın bölgesel etkisine karşı bir denge unsuru olarak gördüğünü yazmıştı.
Bu açıdan Mekke Anlaşması’nın ortaya çıkışını İsrail karşıtı bir ittifak olarak okumak güç görünüyor. Anlaşmanın üç üyesinden Suudi Arabistan’ın doğrudan Direniş Ekseni ile savaşması, Pakistan’ın uzun süredir Riyad’ın güvenlik ortağı olması ve Türkiye’nin de Suudilerin güvenlik endişeleriyle şekillenen bu mimariye katılması, ortaya çıkan yapının öncelikle İran kaynaklı tehditlere karşı şekillendiği değerlendirmesini kuvvetlendiriyor.
“Suudiler, Türkiye ve Pakistan ile yapılan kağıt üzerindeki bir anlaşmanın kendilerine güvenlik getirmeyeceğini bilmelidir. Tıpkı yıllarca Amerikalılara tek taraflı kaynak aktarmanın güvenlik getirmediği gibi. Başkalarından güvenlik dilenmek zorunda kalmamak için politikalarınızı düzeltin.”
Tehran Times anlaşmayı Riyad’ın “stratejik paniği” olarak yorumlarken, Press TV ittifakın ortaya çıkmasının temel nedeni olarak ABD’nin Körfez’i koruyamaması ve bölgesel ülkelerin yeni güvenlik arayışına girmesini gösterdi.






