– Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı İBB Davası’nda ikinci celsenin 35’inci günü başladı.
Ekrem İmamoğlu’nun yaklaşık dört gün sürmesi beklenen savunması 3’üncü gününde sürüyor. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Silivri’de duruşmayı takip edenler arasında.
Savunmasının ilk gününde söz alarak duruşma salonunun tasarımını eleştiren ve adil yargılama vurgusu yapan İmamoğlu, savunması sırasında Halk TV’ye el konulmasına tepki göstererek, “En çok takip edilen haber kanalını yok etme çabası da bir akıl tutulmasının, bir zehirlenmenin sonucudur. Kıymetli halkım çok önemlidir. Lütfen Halk TV’yi yalnız bırakmayın” demişti.
İmamoğlu ayrıca Kılıçdaroğlu’nun tanık olarak dinlenmesini talep etmişti.
Bu bağlamda İmamoğlu’nun 3. gündeki savunması şu şekilde:
‘Rakam neredeyse 1,5 milyar liraya yakın’
Aradaki farkı sizlere de ifade edeyim. Süper ticari deha. Gerçek ne? Arada birileri muazzam zenginleşiyor. Arazi ise yine fahiş fiyatla KİPTAŞ’a aktarılıyor. Dedikodu değil, duyum değil, somut delil. Bakın somut delil. Güncel kurla neredeyse söylediğimiz rakam neredeyse 1,5 milyar liraya yakın. Yani vatandaş artık zaten bu milyarı, katrilyonu anlamıyor yani. 1,5 trilyon diyelim yani eski parayla. 1,5 trilyon liraya yakın.
Müfettiş tevdi raporunu 8 Mart 2021 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderiyor. Sonuç mu? Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı ta 14 Ağustos 2024’te kovuşturmaya yer olmadığına karar veriyor. İtirazlarımız da sonuçsuz olarak sonuçlanıyor. Ve de çok enteresandır, çok enteresandır, bu firma hemen o günlerde aileye çok yakın bir, hükümete çok yakın bir vakfa hemen bir tane yurt yapıyor o bölgede hemen. Başka şeyler de var. Bakın başka şeyler de var. 27,5 milyon dolar KİPTAŞ’a kazık atıyor. Yani burada Genel Müdürümüz burada, Ali Kurt. 1,5 milyar borçla aldığı kurumu, artık kasasında milyarlarca lira parası olan bir KİPTAŞ var ediyor. KİPTAŞ’ın düşürüldüğü durum bu. Burada da Ali Kurt tutuklu.
Fatih Caddesi üzerinde bulunan arsa, bir sonrakine geçelim. Bakın bunlar 33 dosyadan üçüncüyü seçerek anlatıyorum şu anda. İstanbullu hemşehrilerimizin Vatan Caddesi’nde Lunapark olarak bildikleri bir arazi burası. Bu çok ilginç. Çok ilginç yani. İBB tarafından 2017 yılında yaklaşık 430 milyon liraya, İBB tarafından 2017 yılında 430 milyon TL’ye o zamanın kuruyla 119 milyon dolara Metal Yapı’dan satın alıyor burayı. Bu firmanın 2011 yılında, 2011 yılında burayı Fatih Belediyesi’nden alırken ödediği para 13 milyon dolar. Sadece 25 milyon lira.
Bakın 2011’de 13 milyon dolara alıyor firma. 2017 yılında 119 milyon dolara satıyor. Ama konu bu kadar kısa değil. Bu firma burayı Fatih Belediyesi’nden aldıktan sonra çok ilginç yani pabucu ters giydirmenin daniskası. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nce imar planları değişikliği yapılarak, arazi arazinin değerlenmesi sağlandı. Yani burası bir lunapark arazisiyken imarlı hale getiriliyor. Sürecin planlı bir şekilde yürütüldüğünü firmanın yönetim kurulu başkanının idarenin evrak kayıtlarında var olan iki dilekçesinden anlıyoruz.
‘Bakın 27 milyon dolar’
İBB’nin hiçbir işine yaramaz. Stratejik askeri alan. Bakın bu çarpıcı bir örnek, 13,5 milyon dolar. Resmen kamunun kasasından hırsızlık yapılmış. Hırsızlık yapılmış. Başka bir tarifi yok.
Biz bir sonrakine geçelim. KİPTAŞ arsa alımı. Çok enteresan. Bu çok enteresan. Burada birilerinin cebine 27 milyon dolar aktarılmış. Hem de çatır çutur, 4 günde. Bakın 4 günde… Yani kör göze parmak mı soktu, kol mu soktu bu tarif nasıl yapılır bilinmez.
AK Parti döneminde KİPTAŞ, Bahçeşehir’den 300 milyon TL’ye bir arsa satın alıyor. Büyükşehir belediye müfettişi raporunda KİTTAŞ bu araziyi rayiç bedelin çok üstünde bir rakama satın aldığını tespit ediyor. Zararın ödemenin yapıldığı 11 Ocak 2016 tarihi itibariyle, bakın bugünün tarihi değil 10 yıl önceki tarih itibariyle, yaklaşık 50 milyon dolar olduğunu ortaya koyuyor.
Meselenin bir başka boyutu; yani işin gerçekten şeytana pabucunu ters giydirecek yanı ise Bahçeşehir’deki arsanın bir firmada, isimlerini burada okumuyorum, bir firmada başka bir esas sahibinden 7 Ocak 2016 tarihinde, 7 Ocak 2016 tarihte 49,5 milyon bedelle, TL, 49,5 milyon TL bedelle, İBB’yle yani KİPTAŞ’la ilişkiye geçecek olan bir başka firmaya satılıyor.
Satılıyor, satın alıyor bu firma. Aynen yeri satan alan bu firma, sadece 4 gün sonra bakın, sadece 4 gün. 3 ay, 5 ay yani bir para kazanacak bir proje, hani olsa 5 ay deriz ki biraz bir şeyler yaptı da bir emeği var. Sadece 4 gün sonra, 11 Ocak 2016 tarihinde, 4 gün üzerinde tuttuğu bu araziyi tam 130 milyon liraya… Bakın 45 milyon alıyor, 49,5 milyon alıyor, 130 milyon TL’ye KİPTAŞ’a satıyor.
Burada dikkatimi çekmek istediğim şu: Satın alan, aldırılan firma, yalnızca 4 gün sonra 2016’nın parasıyla tam 81 milyon lira kâr ediyor. O günün güncel kuruyla 27 milyon dolar… Bakın 27 milyon dolar. Yani bir firma araziyi alıyor, sadece 4 gün sonra neredeyse 3 katına araziyi satıyor.
Ve kime satıyor? İBB’ye. Yani İBB, KİPTAŞ, ki KİPTAŞ’ın kasları çok güçlüdür, gayrimenkulü bilir, bölgeyi bilir, araziyi bilir. KİPTAŞ’a bu zeki kişi, bu kurnazlar bayağı göstere göstere kazık atıyor, 27 milyon doları da cebine indiriyor.
‘Askeri alanın içindeki bir yeri İBB niçin alsın?’
Milletimiz bu ikiyüzlülüğü kesinlikle görüyor, birkaç hususuyla birlikte de somut olarak size göstereceğim.
Bakın fazla değil, yani 33 tane dosyayı anlatmayacağım. Burada 3 tane, belki 3,5 tane dosya anlatacağım sadece size. Hemen bir sonraki görsele geçelim. Bu çok enteresan, bu çok enteresan. Yani niye enteresan biliyor musunuz? 24 Ekim 2016 tarihinde, Başakşehir’de, askeri alan niteliğinde bir özel mülk. O günün kuruyla, 13,5 milyon dolar karşılığı bedelle İBB tarafından satın alınıyor, kamulaştırılıyor. Bakın askeri alanın içinde. Hemen şu alt köşede, yani ben buradan gösterme imkânım yok ama alt köşede yeşilin içerisinde kırmızı bir şekilde içine o kırmızı taralı alanın konduğu arazi kamulaştırılıyor.
Müfettiş raporunda, söz konusu taşınmazın, doğrudan temin yoluyla satın alındığı, taşınmaz malikleri vekilinin, ne kadar başarılı bir vekili var, eski AK Parti Maltepe İlçe Başkanı olduğu, isimleri vermiyorum isterse medya temin eder raporundan, taşınmaz bedelinin doğrudan onun hesabına gönderildiği, söz konusu taşınmazın imar planlarında askeri stratejik alan olarak fonksiyonlandırılmış olduğu, bu haliyle de Büyükşehir Belediyesi’nin herhangi bir hizmetinde kullanılmasının mümkün olmadığı… Yani ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 7 yıldır başkanıyım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin askeri bir birliği yok. Yani öyle bir gücü yok, kuvveti yok, öyle bir sorumluluğu yok. Askeri stratejik alan diye görünen yer kamulaştırılıyor.
Ayrıca şunu söyleyelim; AK Parti İBB yönetimi, hiçbir şekilde kullanamayacağı bir araziyi 13,5 milyon doları alıyor. Şimdi 2021 yılında, bakın 2021, aradan kaç sene geçmiş? 2016, 2021, 5 sene geçmiş. Müfettiş arkadaşlar, gayrimenkul değerleme raporu yaptırıyor burada. Askeri alanda olduğu için güncel değerini 5 yıl sonra 13.350.000 lira olarak tespit ediyorlar. Yani 2 milyon dolar yapıyor o günkü kurla, 2021 yılının kuruyla, 2 milyon dolar. Özetle, İBB AK Parti yönetimi tarafından 13,5 milyon dolara alınan arazinin gerçek değeri 2 milyon dolar olduğu çıkıyor hem de 5 yıl sonra.
Kamu zararı somut olarak 11,5 milyon dolar. Bakın, öyle o şunu dedi, bu bunu dedi, o getirmiş, o almamış, verdim, aldım, aldın, almadın değil. Bakın somut. 11,5 milyon dolar. Kaldı ki tekrar ediyorum, aslında 13,5 milyon doların tamamı beytülmal, yani kamunun kasasından, yani milletin parasından sırf AK Partili olduğu için tescilli, vekili ve arkası aranmalı, bu niye yapıldı, askeri alanın içindeki bir yeri İBB niçin alsın? 13,5 milyon dolar İBB’nin kasasından vatandaşa ödeniyor ve kamulaştırılıyor.
‘Beni ve yol arkadaşlarımı delil olmadan tutuklu yargılamaya devam ediyorlar’
Şimdi AK Parti döneminde, yani benim seçilmemden hemen önceki dönemde, burada gördüğünüz bütün dosyalar belgeli tespitli teftiş kurulumuzun denetim yapan, inceleme yapan ekiplerimizin somut bir şekilde tespit ettiği ve hakkında gerekli işlemi yaptığı dosyalardır. Bunların 33 tanesi listede var. Bu 33 tanesini niye ayırdık? Çünkü bu 33 dosya, ne yazık ki bizim gerekli işlemleri yapıyoruz ve bir kısmını da beyan ettikten sonra, bakınız bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç olmadı. İçişleri Bakanı o dönem bu dosyaları bizden istedi, aldı, el koydu ve dedi ki bunları ben soruşturacağım. Bizim soruşturmamıza hukuki tarafıyla gerekli şikayetleri yapmamıza engel oldular.
64’ü savcılığa suç duyurusunda bulunduklarımızdır. 146’sı ise farklı kurum ve kuruluşlara, farklı kurum ve kuruluşlara şikayetlerini yaptığımız, bildirdiğimiz dosyalardır. Bakın sadece 33 dosyanın, somut 33 dosyanın bedeli 2,5 milyar dolardır. Burada kur hesapları yanlış olabilir çünkü bu tablolar üç-dört ay öncesi o yayınlanmayan kitabımla ilgili hazırladığımız birtakım sayılardı. Ne yazık ki Türkiye’de kur da değişiyor, borsa çöküyor, bir sürü şey yaşanıyor. Yani orada 115 milyar rakamı, belki de bugün artık 125 milyar olmuş olabilir.
Şimdi delil karartmalara ve kaçırmalara rağmen ben burada dedikoduyu değil somut delili bulduğumuz yolsuzlukların bu tablosunu sizinle paylaşıyorum. Tekrar ifade edeyim, İçişleri Bakanlığı, tüm teamüllerine aykırı olarak daha önce hiç görülmemiş şekilde İBB müfettişlerimizce görülen dosyalara el koydu. Bu, tarihte görülmemiş bir şey değildir, tekrar altını çiziyorum. 2,5 milyar dolarlık yolsuzluğu ispat eden dosyalara keyfi şekilde bakanlıkça el konulması ve sümen altı edilmesi, uyduruk bilirkişi raporları dayanak yapılarak ya da savcılıklarca ne yazık ki büyük bir kısmı zaman aşımına uğratılarak, böyle patır patır patır kovuşturmaya yer yok kararlarının verilmesi kurumsal ve ahlaki çürümedir, yozlaşmadır, keyfiliğin zirvesidir.
Yani bu dediğim şeyler son 3 yıl, 3,5 yıl içinde yapılan işler. Beni ve yol arkadaşlarımı da ifade ettiğim gibi hiçbir delil olmadan tutuklu yargılamaya devam ediyorlar.
‘Bir tek somut bilgi, belgeyi bizimle paylaşmadılar’
Yani aslında bunun tarifi şu: Türkiye’deki hükümet, yargı eliyle ben sizi görevinizden almak için her şeyi yapacağım diyor. Türkiye’deki muhalefet de ben sonuna kadar demokrasi adına, milli irade adına direneceğim diyor. Yani ortada bir yargı saldırısı var, karşısında da milli iradenin büyük bir dayanışması ve direnişi vardır. Bu direniş karşılığıdır dün yapılan Türkiye Belediyeler Birliği’nin seçimindeki sonuç. Bunu böyle okumalıyız.
Dolayısıyla Türkiye’deki muhalefetin, muhalif düşüncenin, muhalif kurumların, kuruluşların, sivil toplumun bir arada durması artık siyasi saikle bir yol haritası değildir. Türkiye’de cumhuriyeti, demokrasiyi korumak ve yeniden var etme mücadelesidir. Adaleti yeniden inşa etme mücadelesidir. O bakımdan hayatidir. Bu çerçevede Ayşe Hanım’ı tekrar tebrik ediyorum.
Şimdi anlatacağım bölüme geçmek isterim. Özellikle saygıdeğer basınımızın, yandaş basının özellikle iyi dinlemesini isterim. AK Parti dönemi hani hep şu söyleniyor; bizimle ilgili iddialar ortaya atılıyor ve deniliyor ki şu oldu, bu oldu. Ne var? Beyan var. Ne var? Uydurma bilirkişi raporları var. Onlarla ilgili detaylara da gireceğim. Ortada bir delil yok. Tekrar ediyorum, 7 ay bitti. 7 ay bitti ve buradayız. 7 ayın üzerine şu ekranda ya da daha önceki bulunduğumuz duruşma salonundaki ekranda bir tek delil, bir tek ses kaydı, bir tek somut belge hiçbir şekilde iddia makamıyla bize gösterilmedi. Ya da burada gelen itirafçılar, sanık itirafçılar bir tek delil, bir tek somut bilgi, belgeyi bizimle paylaşmadılar. Sadece beyan, sadece dedikodu.
Ama ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten hemen sonra, arkadaşlarımızın kurumlara hakim olmasıyla birlikte elde ettikleri belgeler, bir takım bilgiler üzerinden somut araştırmalara girdiler. Bir tablo yansıtmak istiyorum dün kaldığımız yerden, eğer bir aksaklık olursa bir sonraki… Devam edelim.
İstanbul’daki sel felaketine dair açıklamalar
Sayın Başkan, sayın heyet; aziz milletimizi saygıyla selamlıyor. Tekrar İstanbulumuzda ve yakın illerimizde devam eden yağış sebebiyle hayatını kaybeden insanlarımız var, başsağlığı dilemiştim. Üçe çıktığını öğrendim, kısıtlı imkanlarla televizyondan yayın izleyemiyoruz, bir sıkıntı var. Kaybolanlar var, farklı illerde de arananlar var. Umarım kayıplar bulunur. Vefatlara çok üzgün olduğumuzu ve başsağlığı dileklerimizi dileğimi iletmek istiyorum.
Her afet aslında sorumluluğumuzu bize hatırlatıyor, her afet millet adına devletin her kurumunun birlikte çalışmak, birlikte üretmek, senkronize bir biçimde halkına hizmet etme sorumluluğunu taşımak durumunda olduğunu bize hatırlatmalı. Yani devlet kurumunun, devlet kurgusunun yapısını başka; hükümet, siyaset, partiler başka alanlarda konumlanıp, o devlet kurgusu içinde görev aldığında bir bütüne dönüşmeyi sağlayabilmeli. Savunmamın içerisinde daha önceki konuşmalarda da buna değindim, İstanbul’la ilişkisinde ihmal edilen hususları da anlattım, yine değineceğim şeyler olacak ama şimdilik hepimize geçmiş olsun ve kayıplarımızdan dolayı duyduğumuz üzüntüyü, acıyı da burada ifade etmek isterim, özellikle bir 14 yaşındaki evladımız ve 32 yaşındaki genç bir kardeşimizin vefatı ve diğer vefat İstanbul’da ailelerine, yakınlarına başsağlığı ve sabır dileklerimi iletiyorum, Allah rahmet eylesin.
AK Parti Üsküdar ve İBB meclis üyesinin vefatını öğrendim, başsağlığı diliyorum ailesine ve AK Parti teşkilatına. Rahmet diliyorum. Yine Türkiye Belediyeler Birliği konusuyla başlamak istiyorum, aslındaki buradaki savunmanın ve burada bulunmamızın böyle çok somut bir hali. Yani Türkiye Belediyeler Birliği başkanı ne yazık ki 2024’ten bu yana yani 1,5 yıl içerisinde 4. kez seçildi.
Burada bulunmamızın yargı eliyle siyaseti dizayn etme gayretinin, yargı eliyle muhalefeti baskı altına almak, hatta devlet dışı bırakmak müdahalesinin, kötü mücadelenin, kötü aklın tezahürü dün yine bir Türkiye Belediyeler Birliği seçimine sebep oldu. Malumunuz 2024 seçimlerinden sonra halkımız da biliyor ki hakkıyla Türkiye’nin birinci partisi olup, birçok belediyeyi kazanan bizler ve yerel yönetim arkadaşlarımız kapsayıcı bir modelle bütün partileri davet ederek bir seçim tavrımız olmuştu. Sadece Cumhur İttifakı “biz katılmayız, rakip çıkaracağız” dediler. Onun dışındaki bütün partileri yönetimimize alarak yönetim hazırladık ve bu şekilde geleceğimizi tebliğ etmiştik ve ben Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı seçilmiştim.
Ardından 19 Mart darbesinden sonra değerli belediye başkanımız Zeydan Karalar seçilmişti, ne yazık ki ona da operasyon yapıldı, burada hapiste birlikteydik, serbest kaldı, tahliye oldu, görevine dönemedi, onun yerine Vahap Seçer belediye başkanımız, değerli arkadaşımız seçildi, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı, ne yazık ki geçen hafta yine aynı usulle, aynı tavırla, aynı tutumla şafak vakit ya da karanlıkta bir operasyonla o da devre dışı bırakıldı ve 4. kez Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımız kıymetli arkadaşımız Ayşe Ünlüce dün yine Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı seçildi.
Kaynak: Gazete Oksijen



