CHP yönetimine açık çağrı: Örgütün emeğini, iradesini ve hafızasını yok sayarak parti yeniden ayağa kaldırılamaz!
CHP yönetimine açık çağrı: Örgütün emeğini, iradesini ve hafızasını yok sayarak parti yeniden ayağa kaldırılamaz!
Cumhuriyet Halk Partisi’nde aylardır “değişim”, “yenilenme”, “arınma”, “liyakat” ve “örgüt iradesi” konuşuluyor.
Peki bütün bu kavramlar gerçekten CHP’nin yönetim anlayışının temelini mi oluşturuyor?
Yoksa bunlar yalnızca kürsülerde, toplantılarda ve siyasi açıklamalarda kullanılan güzel sözlerden mi ibaret?
İstanbul İl Başkanlığı sürecinde yaşanan son gelişmeler, bu soruların artık açıkça sorulmasını zorunlu hale getirmiştir.
Çünkü ortada basit bir atama tartışması yoktur.
Ortada 13 ay boyunca baskıya, hakarete, küfre ve siyasi saldırılara rağmen mücadele eden insanların emeğinin nasıl değerlendirildiğine ilişkin ciddi bir siyasi sorun vardır.
Gürsel Tekin, Zeki Şen ve Erkan Narsap’ın 13 aylık süreçte verdiği mücadeleyi beğenmeyebilirsiniz.
Siyasi tercihlerini eleştirebilirsiniz.
Yöntemlerini yanlış bulabilirsiniz.
Ancak bütün bunlar, ortaya koydukları emeği ve karşı karşıya kaldıkları baskıları yok saymanın gerekçesi olamaz.
İşte tam da burada CHP yönetimine şu soru sorulmalıdır:
Liyakat dediğiniz şey nedir?
***
LİYAKAT, SADECE İŞİNİZE GELENİ SEÇMEK MİDİR?
Bir siyasi partide liyakat; yalnızca bir makam için uygun görülen kişinin özgeçmişinden ibaret değildir.
Liyakat;
mücadeledir,
emektir,
sorumluluktur,
örgüt deneyimidir,
kriz anında ortaya çıkmaktır,
bedel ödemektir,
partinin zor günlerinde geri çekilmemektir.
Eğer 13 ay boyunca bütün baskılara rağmen mücadele eden insanların siyasi emeği bir anda yok sayılabiliyorsa, burada liyakat kavramının yeniden tanımlanması gerekir.
Çünkü liyakat, sonuçta kazananın yanında olmak değildir.
Liyakat, zor zamanda sorumluluk alabilmektir.
Tam da bu nedenle CHP yönetiminin cevaplaması gereken soru şudur:
13 ay boyunca mücadele edenler neden yok sayıldı?
Bu kararın hangi objektif kriterlere dayandığı örgüte açıklandı mı?
Hangi liyakat ölçütleri esas alındı?
Örgütün görüşü ne ölçüde dikkate alındı?
Ve daha da önemlisi:
Bu karar CHP İstanbul örgütünü birleştirmek için mi alındı, yoksa yeni bir iç tartışmanın kapısını açmak pahasına mı alındı?
***
PM ÜYELERİ SADECE KARAR VERMEKLE Mİ SORUMLU?
Burada özellikle Parti Meclisi üyelerine de birkaç soru sormak gerekiyor.
PM üyeleri yalnızca oy kullanıp karar almak için seçilmez.
Onların görevi, partinin bütününü düşünmektir.
Örgütün nabzını tutmaktır.
Kırgınları dinlemektir.
Dışlananları kazanmak için çaba göstermektir.
Farklı grupları aynı çatı altında buluşturmaktır.
Yani PM’nin görevi örgütün üzerine yeni fay hatları açmak değil, var olan fay hatlarını kapatmaktır.
Bugün CHP İstanbul örgütü zaten ciddi bir gerilim yaşamışken, insanların birbirine güveni zedelenmişken, üyeler arasında “yarın ne olacak?” kaygısı oluşmuşken, yapılması gereken şey bütün tarafları kucaklayan bir siyasi irade ortaya koymaktır.
Peki yapılan atama bunu sağladı mı?
Tam tersine, örgütü yeni bir tartışmanın içine sürüklediyse, o zaman PM’nin siyasi sorumluluğu vardır.
Çünkü yanlış zamanda verilen doğru karar bile siyasi olarak yanlış sonuç doğurabilir.
***
ÖRGÜT KARPUZ GİBİ İKİYE BÖLÜNMÜŞKEN…
Bugün CHP’nin en büyük sorunu iktidarla mücadele etmesi gerekirken kendi içerisinde mücadele etmek zorunda kalmasıdır.
Parti örgütü adeta karpuz gibi ikiye bölünmüş durumdaysa, bundan kimse memnun olmamalıdır.
Ne Genel Merkez…
Ne PM…
Ne il yönetimi…
Ne ilçe örgütleri…
Ne de parti üyeleri.
Böyle bir ortamda siyasi akıl neyi gerektirir?
Birleştirmeyi.
Ama İstanbul İl Başkanlığı üzerinden ortaya çıkan tablo, tam da bu nedenle sorgulanmalıdır.
Çünkü parti içindeki kırılmayı azaltması beklenen bir karar, örgütte yeni bir tartışma yaratıyorsa bunun siyasi sonuçları olacaktır.
İstanbul CHP örgütü kimsenin kişisel iktidar alanı değildir.
İstanbul örgütü, binlerce üyenin emeğiyle ayakta duran bir siyasi yapıdır.
Hiç kimse o örgütün iradesini kendi siyasi hesabının arkasına itemez.
***
ÜYELER NEDEN KORKUYOR?
Daha tehlikeli olan ise başka bir noktadır.
Örgüt içerisinde giderek büyüyen bir korku duygusundan söz ediliyorsa bunun üzerinde ciddi biçimde düşünmek gerekir.
İnsanlar eleştirmekten korkuyorsa…
Yanlış gördüğü kararı sorgulamaktan çekiniyorsa…
Bir yöneticinin karşısında farklı görüş ifade etmek “taraf olmak” olarak görülüyorsa…
İnsanlar yarın hangi grubun güçlü olacağını hesaplayarak konuşuyorsa…
Burada artık demokratik örgüt yapısından söz etmek zorlaşır.
CHP, Türkiye’de demokrasi mücadelesi verdiğini söyleyen bir siyasi partidir.
O halde kendi örgütünde insanların düşüncelerini özgürce ifade edebilmesini de güvence altına almak zorundadır.
Korkuyla yönetilen örgüt güçlü değildir.
Sadece sessizdir.
Sessizlik ise her zaman rıza anlamına gelmez.
Bazen yalnızca insanların konuşmaktan vazgeçtiğini gösterir.
***
“ARINMA” ADI ALTINDA TASFİYE Mİ?
CHP yönetimi “arınma” diyorsa, önce bunun sınırlarını açıkça ortaya koymalıdır.
Arınma; partide yolsuzluk varsa onunla hesaplaşmaktır.
Kayırmacılık varsa onunla mücadele etmektir.
Liyakatsizlik varsa onu ortadan kaldırmaktır.
Örgüt içinde kişisel çıkar ilişkileri varsa bunları temizlemektir.
Ancak arınma; kendisine muhalif olanı dışlamak, farklı düşüneni susturmak, geçmişte mücadele etmiş olanı değersizleştirmek değildir.
Bunun adı arınma değil, tasfiyedir.
CHP eğer gerçekten yeni bir dönem başlatmak istiyorsa önce bu ayrımı yapmak zorundadır.
Çünkü örgütü tasfiye ederek örgütü güçlendiremezsiniz.
İnsanları küstürerek örgütü büyütemezsiniz.
Bedel ödeyenleri dışarıda bırakarak yeni mücadele kadroları oluşturamazsınız.
Ve en önemlisi:
İnsanlara “mücadele edin” deyip mücadele ettikleri gün onları yalnız bırakırsanız, yarının mücadele insanlarını da kaybedersiniz.
***
BUGÜN GÜRSEL TEKİN, ZEKİ ŞEN VE ERKAN NARSAP…
Bugün tartışmanın merkezinde Gürsel Tekin, Zeki Şen ve Erkan Narsap var.
Yarın başka isimler olabilir.
Buradaki asıl mesele üç kişinin siyasi geleceği değildir.
Asıl mesele CHP’nin mücadele eden insanlarına verdiği mesajdır.
Bugün 13 ay boyunca mücadele edenlerin emeği yok sayılırsa, yarın başka bir CHP üyesi zor bir dönemde ortaya çıkıp sorumluluk alırken şunu düşünmeye başlayacaktır:
“Ben neden bedel ödeyeyim?”
“Ben neden risk alayım?”
“Ben neden saldırıların hedefi olayım?”
“Nasıl olsa günün sonunda birileri gelir ve benim verdiğim mücadele yok sayılır.”
İşte bir siyasi parti için bundan daha tehlikeli bir mesaj olamaz.
Çünkü örgütü ayakta tutan şey makamlar değildir.
Örgütü ayakta tutan, insanların mücadeleye olan inancıdır.
O inancı kırarsanız, tabelanız kalır ama örgüt ruhunuz zayıflar.
***
SİYASETTE VEFA BİR LÜKS DEĞİLDİR
Vefa, siyasette bazen küçümsenen bir kavram haline geliyor.
Oysa vefa, kişilere biat etmek değildir.
Vefa; emeğe saygıdır.
Bir insanın geçmişte yaptığı mücadeleyi unutmamaktır.
Zor zamanda yanında duranları kolay zamanda hatırlamaktır.
Eleştirebilmek ama emeği de teslim edebilmektir.
CHP eğer gerçekten yeni bir siyasal kültür oluşturmak istiyorsa bunu önce kendi örgütünde göstermelidir.
Çünkü siyasal hafızası olmayan bir örgüt, her kongrede yeniden kurulmak zorunda kalır.
Ve her yeni yönetim, geçmişi silerek kendi hikâyesini yazmaya kalkarsa CHP bir siyasi parti olmaktan çıkar, sürekli kendi geçmişiyle kavga eden bir yapıya dönüşür.
***
ŞİMDİ PM’YE SORUYORUZ:
Bu atamanın amacı nedir?
Örgütü birleştirmek mi?
Örgütte yeni bir denge oluşturmak mı?
Kongre sürecini sağlıklı biçimde yürütmek mi?
Yoksa başka siyasi hesapların sonucu mu?
Eğer amaç örgütü birleştirmekse, neden örgütte yeni bir tartışma doğmuştur?
Eğer amaç liyakatse, kriterler nelerdir?
Eğer amaç değişimse, bu değişimin ölçüsü nedir?
Eğer amaç arınmaysa, kimden ve neden arınılmaktadır?
Eğer amaç örgüt iradesiyse, örgütün iradesi hangi yöntemle alınmıştır?
CHP yönetimi bu soruların hiçbirinden kaçamaz.
Çünkü bunlar parti içi dedikodu değildir.
Bunlar CHP’nin geleceğini ilgilendiren siyasi sorulardır.
***
ARTIK “BİZ YAPTIK, OLDU” DÖNEMİ BİTMELİDİR
CHP’nin Türkiye’ye demokrasi anlatabilmesi için önce kendi içerisinde demokratik kültürü güçlendirmesi gerekir.
“Biz yaptık, oldu.”
“Genel Merkez karar verdi.”
“PM karar aldı, konu kapandı.”
Bu anlayışın CHP’nin savunduğu demokratik siyaset anlayışıyla bağdaşması mümkün değildir.
Parti yönetimi karar alabilir.
Elbette alacaktır.
Ama karar almak başka, örgütü ikna etmek başka şeydir.
Güçlü yönetim, sadece karar alan yönetim değildir.
Güçlü yönetim, aldığı kararın arkasındaki gerekçeyi örgüte anlatabilen yönetimdir.
***
CHP’NİN ÖNÜNDE TARİHİ BİR SINAV VAR
Bugün CHP çok önemli bir sınavdan geçiyor.
Bu sınav yalnızca iktidara karşı verilen mücadele değildir.
Aynı zamanda kendi içerisinde nasıl bir siyasi kültür oluşturacağı sınavıdır.
CHP; korkuyla mı yönetilecek?
Sadakat mi liyakatin önüne geçecek?
Örgüt iradesi mi yoksa dar siyasi hesaplar mı belirleyici olacak?
Mücadele edenler mi korunacak, yoksa yalnızca kazananların yanında duranlar mı ödüllendirilecek?
Bunların cevabı İstanbul’da verilecek.
Ve bu cevap yalnızca İstanbul örgütünün değil, Türkiye’deki bütün CHP örgütlerinin önüne bir örnek olarak konulacaktır.
***
SON SÖZ: ÖRGÜTÜN SABRINI SINAMAYIN
CHP yönetimine açıkça söylemek gerekiyor:
Örgütü hafife almayın.
Örgütün hafızasını küçümsemeyin.
Üyenin emeğini değersizleştirmeyin.
İnsanların 13 ay boyunca ne yaşadığını unutmayın.
Kimin zor zamanda nerede durduğunu örgüt biliyor.
Kimin mücadele ettiğini örgüt biliyor.
Kimin bedel ödediğini örgüt biliyor.
Kimin bugün ortaya çıktığını da örgüt biliyor.
Ve en önemlisi:
Örgüt, kendisine yapılanı da kendisine yapılmayanı da unutmaz.
CHP’nin bugün ihtiyacı yeni bir iç hesaplaşma değildir.
İhtiyacı;
adalet,
liyakat,
vefa,
örgüt iradesi,
demokrasi
ve birliktir.
Eğer CHP gerçekten iktidar olmak istiyorsa önce kendi örgütüne güven vermek zorundadır.
Çünkü kendi örgütünü ikna edemeyen bir siyasi parti, toplumu nasıl ikna edecek?
Kendi üyelerinin korkularını gideremeyen bir parti, milyonlarca yurttaşa nasıl umut olacak?
Kendi içinde liyakati ve adaleti tesis edemeyen bir parti, ülkeye nasıl adalet vaat edecek?
İşte mesele tam olarak budur.
Bu nedenle bir kez daha soruyoruz:
***
CHP’DE ARINMA VE LİYAKAT RAFA MI KALKTI?
Eğer kalkmadıysa;
13 aylık mücadeleyi yok saymanın, örgütü yeni bir tartışmanın içine sürüklemenin ve parti içindeki güven duygusunu zedelemenin siyasi gerekçesi nedir?
Bu sorunun cevabını artık yalnızca CHP üyeleri değil, kamuoyu da beklemektedir.



