MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Aziz İhsan Aktaş davası öncesi sosyal medyadan yaptığı açıklamada, “Keşke mevzuat müsait olsa da duruşmalar televizyonlarda canlı yayınlanabilseydi” dedi. Bu sözler ilk bakışta sıradan bir talep gibi görünebilir; ancak, ülkedeki adalet anlayışı ve siyasi iktidarın pratiği göz önüne alındığında, ortaya çıkan tablo tam bir ironiye dönüşüyor.
23 yıldır hak, hukuk ve adaletin yerlerde sürüklendiği bir ülkede, Anayasa Mahkemesi kararlarının yok sayıldığı, yargının siyasetle şekillendiği bir ortamda, MHP’nin ağır toplarından Yıldız’ın böyle bir çıkış yapması düşündürücü. Zira, AKP ile MHP’nin oluşturduğu ittifak sayesinde gerekli yasal düzenlemeleri anında geçirecek güçleri ellerinde. Mevzuatın uygun olmaması bahane değil; istenseydi TBMM’de bir önergeyle veya kanun teklifiyle duruşmaların televizyonlardan izlenmesi sağlanabilirdi.
Ancak sorun burada bitmiyor. Yıldız’ın “canlı yayın” çağrısı, halkın bilgiye erişimi ve şeffaflık talebini değil, iktidarın kendi prestiji üzerinden bir “temsil” ve “poz” fırsatı olarak öne çıkıyor. Bu çağrıyı yaparken, MHP ve AKP’nin geçmişte, özellikle CHP ve diğer muhalefet partilerinin verdiği, halkın yararına olan önergeleri sürekli reddettiği unutulmamalı. Emeklilerden işçilere, sosyal yardımlardan belediye hizmetlerine kadar birçok konuda halkın lehine alınacak kararlar bile siyasi hesaplarla engelleniyor.
Öte yandan Aziz İhsan Aktaş davası, Türkiye’deki yargının siyasi iktidarın gölgesi altında nasıl işlediğinin açık bir göstergesi. 200 sanıklı, 579 sayfalık iddianameyle başlayan dava, suç örgütü lideri olduğu iddia edilen Aktaş’ın tutuklanmaması ve adli kontrol kararının bulunmaması ile dikkat çekiyor. Bu davada yargılamanın şeffaf olması elbette önemli; ancak sorunun kaynağı sadece mevzuat eksikliği değil, siyasetin yargı üzerindeki yoğun etkisi. Yıldız’ın “keşke mevzuat müsait olsaydı” demesi, adeta bu sorunu görmezden gelmek ve iktidarın geçmişteki uygulamalarını aklamak anlamına geliyor.
Bu noktada tek gerçek, Türkiye’de adaletin ve hukuk güvenliğinin siyasi çıkarlarla sürekli manipüle edildiğidir. Sözde “canlı yayın” çağrısı, halkın bilgiye ulaşımını engelleyen, yargıyı siyasetin arka bahçesi haline getiren sistemi meşrulaştırma çabasından öteye gitmiyor. Sol bir bakışla değerlendirildiğinde, esas yapılması gereken, mevzuatın ötesinde; yargının bağımsızlığının tesis edilmesi, hak arayan her vatandaşın hukuk önünde eşit muamele görmesidir.
Yani mesele televizyon yayını değil, adaletin kendisidir. Yıldız’ın açıklaması, iktidarın koltuk değneği rolündeki MHP’nin halkın taleplerine ve hak arama süreçlerine dair ne kadar uzak olduğunu bir kez daha gösteriyor. Eğer gerçekten şeffaflık ve adalet isteniyorsa, ilk adım, siyasi baskı ve müdahalelerden bağımsız bir yargı sisteminin inşası olmalıdır. Canlı yayın isteği, bu hedefin yanında sadece bir dekorasyondur.



