Advert

Sol Medya

Advert

sperrmüll abholung berlin

Atatürk Etkisi

“Atatürk etkisi olmasaydı Tayyibist rejimin sultası altında laik Türkiye Cumhuriyeti ne halde olabilirdi ?” diye hiç düşündüğünüz oldu mu?

Atatürk Etkisi
Yalman ÖZGÜNER( yalman.ozguner@hotmail.com )
63
11 Ekim 2021 - 10:53

“Atatürk etkisi olmasaydı Tayyibist rejimin sultası altında laik Türkiye Cumhuriyeti ne halde olabilirdi ?” diye hiç düşündüğünüz oldu mu?

 

Ya Osmanlı İmparatorluğu gibi çöker tarihe karışır yok olurdu ya da emperyalizmin baskıları ve içerideki işbirlikçi, soyguncu hainler tarafından sömürge haline getirilir veya Afrika’daki muz cumhuriyetlerinin bile gerisinde dünyada hükmü geçmeyen bir ülke olarak varlığını sürdürebilirdi.

 

Ülkemizin, devletimizin bugünkü hali Osmanlı devletinin çöküş süreci ile neredeyse birebir aynı.

 

Hatta bir anlamda daha da geri…

 

8 Ağustos 1909’da Kanûn-î Esasî’de yapılan düzenleme ile Vekiller Heyeti padişaha değil meclise karşı sorumlu olmuştu.

 

Bu ne demek?

 

Ağzından çıkan her söz yasa hükmünde olan AKP’nin patronu Abdülhamid’in bile sahip olamadığı yetkilere sahip demek.

 

Tayyibist Rejimden kasıt yarı cahil bir reisin emri altında eş dost arasından seçilmiş liyakatsiz kadrolarla yürütülen hukuk, demokrasi, insan hakları, bilim, akılcılık, çağdaşlaşma, ulusal ve etik değerler karşıtlığı olan, bir benzerine kolay kolay rastlanmayan ve uygar dünyadaki parlamenter demokrasi yönetimine alternatif ucube bir yönetim şekli…

 

Ünlü Türk-İslam düşünürü Farabi’ye göre bunun adı “ El-medinetü’l-câhile”

 

Devlet adamı ile politikacı arasındaki fark Devlet adamı ulusa hizmet amacı ve ideali taşırken, siyasetçi idealsiz, onursuz, kişiliksiz ve devleti kesesini dolduracak çıkar kapısı olarak gören asalaktır.

 

İngiliz filozof ve siyaset adamı John Stuart Mill’e göre bir devletin değeri, politikacılarıyla değil, devlet adamlarıyla ölçülür.

 

Tayyibist düzenin kadrolarına bakıyorsunuz…

 

Daha önce birbirlerinin yüzlerine bakamayacak kadar ağır hakaretler edenler servet, koltuk, makam aşkına onurlarını ayaklar altına alıp sarmaş dolaş olmuşlar devlet adamı diye güya ülkeyi yönetiyorlar.

 

Görevleri sadece Mecliste patronlarının istediği yönde parmak indirip kaldırmak olan AKP’li kadın milletvekillerinin çoğu siyasete atılmadan önce başları açık iken siyasete soyunduklarında kapanıveriyor, siyasi hayatları tıkandığında yeniden açılıyorlar.

 

Önüne atılan yemlere duyduğu minnet borcuna karşılılık iradesini egemen güce ipotek ettirmiş çıkar grubu ülkeye ulusa ne kadar hizmet edebilir?

 

Atatürk “Yöneticiler, iktidara saltanat sürmek için değil, millete hizmet için getirilmişlerdir. Ulusa karşı olan görevlerini kötüye kullandıkları takdirde, şu ya da bu biçimde ulusal iradenin kendi haklarında vereceği kararla karşılaşırlar. Ulus tarafından, ulus adına devleti yönetmeye yetkili kılınanlar, gerektiğinde ulusa hesap vermek zorunda olduklarını bilmelidirler” der.

 

Jean-Jacques Rousseau’ya göre hiç bir şey çıkar gruplarının etkisinden daha tehlikeli değildir.

 

Halkını, insanını tüketen devletlerin kendileri de zamanla tükenir diyen Platon’a göre de “Önder dediklerimiz filozof olmadıkça, aynı insanda devlet gücüyle akıl gücü birleşmedikçe, bir konuda herkese yalnız kendi yapacağı iş verilmedikçe, bu devletlerin başı dertten kurtulamaz, bunu yapmadıkça tasarladığımız devlet mümkün olduğu ölçüde bile doğamaz”.

 

Ziya Gökalp Mefkûresiz devletler, her an kopacak bir kıyameti beklerler. Diriltici ve yaratıcı bir mefkûreye malik olan her devlet lâyemuttur, ölmez der.

 

Devlet adlı yapıtında demokrasinin zorbalığın sonucu olarak doğduğunu öne süren Platon’a göre oligarşiden zorbalığa, oradan da demokrasiye geçiş nasıl olmuşsa, tersine bir süreç yaşanacak, Demokrasiden Zorbalığa oradan da Oligarşiye geçilecektir

 

Platon sanki çıkarcılar, zorbalar oligarşisi Tayyibist rejimin niteliğini anlatıyor gibi…

***

OSMANLI imparatorluğu çökerken Padişah II. Abdulhamid sadrazam atamak isteyip kaliteli devlet adamı sıfatını taşıyan bir kimseyi bulamamasına “milletin uğradığı büyük bir Kaht-ı Rical sorunu vardır” diyordu.

 

Tayyibist rejimin liyakati olmayan politika heveslisi makam düşkünü eş-dost, yandaş takımını koruma kollama nepotizmi yüzünden ülkemiz bugün İmparatorluğun o dönemdeki yaşadığı “kaht-ı rical” devlet adamı kıtlığı sorunu yaşıyor.

 

Tayyibist Rejim süreci aynı zamanda “Fetret Dönemi”dir.

 

AKP’nin iktidar yılları Osmanlı padişahı Yıldırım Beyazıt’ın Ankara savaşında Timur İmparatorluğu’nun kurucusu Timur’a yenilip esir düşmesi sonrasında oğulları Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi ve Çelebi Mehmed arasında çıkan taht kavgaları yüzünden “Fetret Dönemi” diye anılan ve 1402’den 1413’e kadar süren kargaşa yıllarını hatırlatıyor.

 

Bugün yasama, yürütme ve kamusal görev alanlarında liyakatsiz kadrolar yüzünden ülkemiz bir başka çeşit fetret döneminden geçiyor.

***

AVUSTURYALI-İngiliz filozof Karl Raimund Popper, “Demokrasiyi, demokratik bir devletin siyasal yetersizlikleri yüzünden suçlamak hata olur. Suçlanması gereken bizleriz, yani demokratik devletin yurttaşlarıdır. Demokratik kurumlar kendi kendilerini iyileştiremezler; onları düzeltme sorunu her zaman, kurumlardan çok kişilerin sorunudur” der

 

Aristo ise “Siyasetle ilgilenmeyen aydın insanları bekleyen korkunç bir akıbet vardır; cahiller tarafından yönetilmek” der.

 

John Stuart Mill’ e göre de toplumun bütün isteklerini karşılayabilecek tek hükümet biçimi, bütün halkın yönetime katıldığı hükümettir. En küçük kamu görevine olsun katılım yararlıdır. Her alandaki katılma toplumun genel gelişme düzeyinin elverdiği ölçüde geniş olmalıdır.

 

Bu, her yurtsevere görev sorumluluğu düşüyor demek…

 

Bizim görevimiz kolay ama çok önemli…

 

Yolumuzu aydınlatan Işığımız Atatürkün gösterdiği hedefi izlemek…

 

*****

OSMANLI devletinin son dönemlerinde iki kez sadrazam ve toplam on yıla yakın Hariciye Nazırlığı yapan Keçecizade Mehmet Fuat Paşa, Fransız sefirinin kendisine yöneltilen “Sizce Dünyanın en güçlü devleti hangisidir” sorusuna, “Dünyanın en güçlü devleti Osmanlı imparatorluğudur. Asırlardır siz dışarıdan, biz içerden bir türlü yıkamıyoruz” yanıtını verir.

 

Ülkemiz “gaflet, dalalet ve ihanet”den beslenen karşı devrim çetesine, devletin temel kuruluş ilkelerine, ekonomik ve sosyal kurumlarına indirilen darbelere, ulusal değerlere sürdürülen saldırılara, emperyalizmin çevremizde beslediği terör örgütlerinin kışkırtmalarına karşın dimdik ayakta duruyorsa bunun altındaki sır değerli Tarihçi Yazar Sinan Meydan’ın kitabına verdiği adla “ATATÜRK ETKİSİ”dir.

 

Atatürk Etkisi emperyalist işgale, çöküşe direnişi ve kurtuluşu yaratan, ülkeyi emperyalizmin kölesi olmuş içerdeki hainlerden, soygun çetelerinin her türlü istismarından, çağ dışılıktan ve geri kalmışlıktan kurtaran etkidir.

 

Fani varlığı artık aramızda olmasa da Atatürk ruhu, Atatürk aydınlığının etkisi yaşamaya devam ediyor. O ruhun yol göstericiliği sayesi Türkiye cumhuriyeti her türlü tahribata rağmen yaşamaya devam ediyorsa Atatürk etkisinin canlılığını koruyor olmasından ve kurtarıcı niteliğini sürdürüyor olmasındandır…

 

Atatürk etkisi yaşanmış, bitmiş, dünde kalmış, tarih olmuş bir etki olmadığı içindir…

 

Ulusların tarihinde Atatürk etkisi kadar derin izler bırakan, başka bir etki daha yoktur.

 

Bugün geçici bir çöküş süreci yaşayan cumhuriyetimiz, devletimiz, ulusumuz kadını ile erkeği ile genci ve yaşlısı ile el ele verip “ATATÜRK ETKİSİ” ile bugünleri aşacaktır.

 

Atatürk etkisi Türk’ün zihninin aydınlatıp yüreğini coşturdukça…

 

Türk insanı, Atatürkün aydınlattığı yolu izledikçe her biri Atatürk’den bir parça olarak, Atatürk etkisiyle şimşek olup karanlıkları boğacaktır.

 

Ziya Gökalp’ın deyişi ile diriltici ve yaratıcı bir mefkûrenin aydınlığı olan Atatürk Etkisini yaşayan Türkiye Cumhuriyeti devleti lâyemuttur, insanlık yaşadıkça var olacaktır.

 

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
POPÜLER FOTO GALERİLER

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.