AYSEL YENİDOĞANAY
Kızım Uşak Üniversitesini kazanınca, Uşak hakkında aklıma ilk gelen şeker fabrikası olmuştu, bir de halıları ve ege bölgesinde yer aldığı…
Kızımı alıp Uşak’ta özel bir yurda yerleştirdik. Aynı gün geri döndük ama benim aklım Uşak’ta kaldı. Nasıl bir yer? Kültürel etkinlikler var mı? Bu ve benzeri sorular peşimi bırakmıyordu. Google amcadan öğrendiklerim bana yetmedi. Kızımın doğum gününü bahane edip Uşak’a gittim. Üç gün boyunca, ayaklarımın su toplamasına aldırmadan şehrin altını üstüne getirdim.
Yetti mi? Hayır. İnternet araştırmalarımla birebir gördüklerimi karşılaştırdığımda, Uşak’ı tanımam için daha çoooook günlere ihtiyacım vardı.
Uşak bir ege ili olmasına karşın ekim ayında oldukça soğuktu. İki gün boyunca bot ve montlarla dolaştım. Üçüncü gün güneş tüm sıcaklığıyla gülümsüyordu. Fırsat bu fırsat deyip, yeniden şehir turuna başladım. Kent meydanından, yani buluşma noktası olan Atatürk Ve Kurtuluş Anıtı’nın oradan. (Anıt, heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem tarafından tasarlanmış, 30 metre uzunluğunda, 17 metre yüksekliğindedir. Bir kaidenin üzerine, üç ana grupta toplanan figürlerden oluşturulmuştur. Birinci grupta, Uşak’ın Türk süvarileri tarafından kurtarılışını simgeleyen süvari figürleri bulunur. Kaide üzerinde, Türk Milleti’nin tutsak edilemeyeceğini, sonsuza kadar özgür yaşayacağını simgeleyen Zafer Sütunu yükselmektedir. Bu sütunun önünde, Atatürk ile üzerinde bilim ve sanat yazan kitapları taşıyan genç kız ve erkek figürleri bulunmaktadır. Üçüncü grupta ise Türk kadınının kahramanlığını ve cesaretini simgeleyen kadın figürleri ve mermi yüklü kağnı yer almaktadır. Bu figürlerin arasında, kaide ile bütünleşmiş 17 metre yüksekliğinde blok bulunmakta ve bunun çevresinde Atatürk’ün sanat, kültür ve Cumhuriyet üzerine söylediği bazı sözleri vardır. Uşak’ ta yaşayan çoğu kişinin buluşma noktası burasıdır. “Heykelde buluşalım” sözünü sıklıkla Uşak’ta duyarsınız.)
Ayaklarım beni Doğan Özkaraman caddesine sürükledi. Tüm illerde olduğu gibi burada da yol çalışmaları devam ediyor. Ana caddeye bağlanan ara sokaklarda yürümek olanaksız. Hiçbir yere sapmadan yürümeye devam ettim. İçimi rahatlatan tek şey cadde boyunca yükselen ağaçlar. En azından yeşil şimdilik koruma altında.
Bu cadde üzerinde bir kütüphane olduğunu öğrenmiştim. İskender Pala Halk Kütüphanesi.
İskender Pala’yı doksanlı yıllarda Tını dergisi sayesinde tanımıştım. Tanışmamıştık ama yazar olarak tanıyordum. Onun adına kurulan kütüphaneyi görmek istedim.
Yürü yürü yol bitmiyor. Birine sordum kütüphanenin yerini; karşınızda duruyor hanımefendi, dedi.
Karşımda duran beş katlı, tarihi eser görünümlü bir binaydı. (Sonradan öğrendim; bina eski kütüphanenin yerine yeniden modern tarzda inşa edilmiş.) Girişte güvenlik görevlisi var. Kendimi tanıttım ve “Kütüphane müdürüyle görüşebilir miyim?” diye sordum. Kısa bir telefon görüşmesinin ardından, genç, aydınlık yüzlü müdür Serdar Cangaz’ın odasındaydım. Kitaplardan, etkinliklerinden, gezici kütüphaneden konuşurken zaman akıp gitmiş. Bu görüşmede, kütüphanenin sadece kitap okunan, bilgi edinilen bir yer olmadığını öğreniyorum. Tiyatro çalışmaları, halk oyunları ve farklı konular üzerine atölye eğitimlerinin olduğunu söylüyor Serdar Cangaz ve ekliyor: “70 bine yakın kitap var kütüphanede. İlköğretim ve üniversite öğrencilerinin aynı anda birbirini rahatsız etmeden faydalanabileceği bir ortam sağlanmış durumda. Bunun yanında sesli kitap bölümümüz de var.”
Ek bilgi: Kütüphane tiyatro ekibi, hazırladıkları çocuk oyunlarını köy okullarında çocuklarla buluşturuyorlar.
Bir masalı dinler gibi dinliyorum Serdar Cangaz’ı. İlk gençliğime götürüyor beni. 13-20 yaş arası il halk kütüphanesine üye olduğum yıllara. On beş günlüğüne ödünç kitaplar alırdık. En fazla beş adet. Dünya klasikleriyle öyle tanışmıştım. Kitap kurdu olmak yetmemişti; STK’larla ortak çalışmayla köy okullarına kitap götürmeye başladık. Ve ileriki yıllarda bunu görev bilincine dönüştürmüştüm; ta ki internet tüm yurdu örümcek ağı gibi sarana kadar…
Serdar Cangaz’a teşekkür edip kütüphaneyi geziyorum. Gördüklerim başımı döndürüyor. Bu kütüphane Uşak’a çok yakışmış. Emeği geçen, katkı sağlayan herkesi kutluyorum.
Şimdiki gençler çok şanslı. Bilgi görsel ve işitsel olarak sunuluyor onlara. Ben yine de ilk gençliğimin kütüphanesini özlüyorum. Sararmaya yüz tutmuş sayfalar arasında düşsel yolculuğa çıktığım zamanları.
Yaşlanıyorum galiba…








