Haber :Atilla YÜCEAK
“Yara kimdeyse merhem de ondadır!” şiarıyla Antakya Dayanışması 6 Şubat depremi sonrasında yaşanan olumsuzlukları gidermek için; Kadıköy KESK Eğitim Sen binasında dayanışmayı büyütme çağrısı yaparak imza kampanyası başlattı.
Özellikle bölge gençlerinin ilgi gösterdiği dayanışma etkinliğinde Antakya’dan getirilen yöresel yiyecekler halk tarafından beğeniyle paylaşıldı.
Antakya Dayanışması adına kısa bir açılış konuşması yapan Kutay SAYGUL;
Katılan coşkulu konuklara “hoş geldiniz” diyerek ve teşekkür ederek sözlerine başladı.
Neden dayanışmayı büyütme gereksinimi duyduklarını ve bunun için imza kampanyası başlattıklarını dile getirdikten sonra sözü çok uzatmadan kürsüde ki konuşmacılara bıraktı.
Ülkemize özgü bir sorun olmasa da kentlerin en can alıcı biçimde yaşadığı sorunlardan biri de;
Kent planlama kararları ile alanlarda ve sahalarda ki durum arasında yaratılan korkunç uçurum olduğunu yaşayarak hepimiz görüyoruz.

Feodalizm sonrasında kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olduğu ülkemiz de kentler hızla abartılı bir biçimde büyütüldü.
Buna karşılık buraların erk tarafından yönetsel sorunlarına çözüm üretilmetiği gibi toplumun ortak yönetme veya yönetime katılma isteğine karşı refleks geliştirerek yetersiz bırakılarak deprem acılarını yaşamamıza sebep olmuşlardır.
Kentlerin deprem gibi sorunlara karşı alınması ve uygulanması gereken yapı denetim ve imar konularında özellikle sermaye sınıfının çıkarları gözetilerek insan yaşamının önemsenmediği gerçeği önümüzde önemli bir sorun olarak durmaktadır.

İlk konuşmacı
Ersin Aslamacı; “RâS El Seni’lerden Rebi3 Nisen’lere kadar tüm Kültürümüzü ve kentlerimizi koruyarak yaşatacağız.
Unutmamak, unutturmamak, affetmemek için yola çıkıyoruz.
Bu gün burada dayanışmayı büyütmek, kentlerimize ve sorunlarınıza sahip çıkarak çözüm bulmak için biraraya geldik.
Dayanışma yaşatır” diyerek konuşmasını tamamladı.
İkinci genç konuşmacı Cevahir İZ deprem bölgesinde özellikle de Antakya da yaşanan sorunları ayrıntılı olarak anlatarak kamuoyunu aydınlattı.
“Biz yaşadığımız sorunları ve yapmamız gerekeni çok iyi biliyoruz” diyerek sözlerine şöyle başladı;
“Üzgünüz,
öfkeliyiz; hesap sormak ve yeni bir yaşamı kurmak için dayanışmayı büyüteceğiz!
Geçtiğimiz yıl 6 Şubat saat 04.17’de daha önce depremlerle 7 kez yerle bir olan kadim kentimiz Antakya bir kez daha yıkımı yaşadı. Depremlerde Antakya’nın da içinde olduğu 11 il etkilendi.
Depremin duyulmasından saatler sonra memleketin her yerinden milyonlarca insan elinden ne geliyorsa yapmaya, dayanışmayı büyütmeye çalıştı.
Çünkü, Van depreminden, İzmir depreminden, sellerden, yangınlardan, pandemiden öğrenilmişti ki “yara kimdeyse merhem ondadır…”
Milyonlarca insan gördük ki bizi yönetenler için canımızın hiçbir ederi yokmuş.
Milyonlarca insan gördük ki bizi yönetenler için tarihimiz, kültürümüz, inançlarımız anca para ediyorsa söz konusu olabiliyormuş.
Antakya, tarihi, çok kültürlü yapısı, demografik özellikleri, inançları ve insanlarıyla öteden beridir yönetenlerin hedefi olan bir kentti. Bizi yönetenler bu afeti katliama çevirdi.
Memleketin her yerini olduğu gibi, deprem öncesinde yağma ve rant uğruna çıkartılan imar aflarıyla, çürük yapılarla doldurdukları Antakya aslında depremle değil bu uygulamalarla yıkıldı. Depremin ardından ise, arama-kurtarma ekipleri Antakya’ya günler sonra o da kamuoyu baskısıyla geldi.
Dayanışma için gönderilen ihtiyaç malzemelerine el konuldu, dayanışma için giden gönüllüler tehdit edildi.
Ya sonra? Depremzedelerin zeytinliklerine el konuldu, asbestli kanserojen enkaz kalıntıları depremzedelerin çadırlarını kurduğu alanlara yakın döküldü, depremzedelerin seçtiği milletvekili hapisten çıkarılmadı, “rezerv alan” denilerek yıkılan evlere dâhi el konulmaya çalışılıyor.
TV’lerde, mecliste, mitinglerde deprem bölgesiyle ilgili hamaset yapanlar Antakya’yı seçimden seçime hatırlıyorlar.
“Bir yıl içinde depremzedelere evlerini teslim edeceğiz” şovu yapılalı epey bir vakit oldu, Antakya’da bu evlerden haberdar olan yok.
Ama bugün Antakya’da hâlâ içme suyu ihtiyacı var.
Antakya’da barınmadan sağlığa, ulaşımdan eğitime temel hiçbir sorun çözülmüş değil. Kış geldi, her yağmurda çadırları, konteynerları su basıyor, daha geçen hafta konteynerda ısıtıcı yüzünden çıkan yangında iki çocuk daha hayatını kaybetti.
İşte biz bu gerçeğin unutturulmak istemesinden rahatsızız. Bunun için bir adım atmaya karar verdik. Dayanışmayı sürekli kılmak için, deprem bölgesinin sorunlarının gündem olması için ve evet sorumlulardan hesap sormak için;
Antakya Dayanışması olarak yola çıkıyoruz.
Bugünkü, geç ve küçük bir adım biliyoruz, koca bir yıkımın altından kalkabilmek için bu adım belki bugün yeterli değil, ancak milyonların küçük adımlarının mucizeler yaratacak güçte olduğunu biliyoruz.
Antakyalıların taleplerini hep beraber sahiplenerek, kampanyalarla, etkinliklerle, eylemlerle sorunların ve isteklerin duyulur, görülür olması için çalışacağız.
Biz bu adımı Antakya için atıyoruz ancak depremden etkilenen her kent için bu adıma ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.
Depremin ilk anlarında bölgeye koşan gönüllü doktor, mühendis, avukat, şoför, öğrenci, sanatçı, aşçı, arama-kurtamacı, işçi, öğretmen ve daha nicesi o günün şartlarında büyük bir dayanışma örneği sergiledik.
Şimdi, herkesi Antakya’da “kaldırılacak bir enkaz, sorulacak bir hesap, kurulacak bir yaşam var” demek için, yaşadıklarımızı bir daha yaşamaya “Asla!” demek için, dayanışmayı sürdürmek ve büyütmek için, bu gündemi unutmadığımız, unutturmayacağımızı ve affetmeyeceğimizi söylemek için bir araya gelmeye, Antakya Dayanışması’na çağırıyoruz.
Bugün Antakya’nın mücadele dolu sokakları, Armutlu, Saray Caddesi, Harbiye, Defne, Samandağ enkaz altında bırakılsa da, RâS El Seni’lerden Rebi3 Nisen’lere bir kültürü korumaya çalıştığımız mahalleler tanınamaz hâle getirilse de, selvilerden, zeytinlerden, otların yeşermesinden daha eskiye uzanan kökleri vardır bu kentin.
Antakya, Gezi Direnişi’nin ölümsüzlerinin, Abdocan’ın, Ali İsmail’in, Ahmet Atakan’ın, Suruç’ta ölümsüzleşen Okan Pirinç’in, 10 Ekim’de yitirdiğimiz Necla Duran’ın memleketidir.
İstanbul, Taksim’de başlasa da yeni ve özgür yaşamın ışıklarını bize gösteren Gezi’nin dayanışmacı ruhunun kadim kentidir.
Unutmayalım, unutturmayalım, sorumluları affetmeyelim; dayanışmayı büyütelim!..” diyerek alkışlar arasında Antakya Dayanışması adına yaptığı konuşmasını sonlandırdı.
Son konuşmacı Av. Seher ERİŞ oldu.
Konukların dikkat kesilerek dinlediği genç Av. Seher ERİŞ deprem bölgesinde özellikle Antakya’da yaşanan hukuksal sorunları,
bu hukuksuzluklara karşı mücadele ederken yaşadıkları engellemeleri,
yerel yöneticilerin vurdum duymazlıklarını,
buna karşılık neler yapılması gerektiği dile getirerek örgütlü bir şekilde dayanışma ağının yaygınlaşması gerektiğine vurgu yaptı.
Katılan konuklara teşekkür ederek konuşmasına son verdi.
Ardından Antalya’dan getirilen yöresel yiyecekler yine yöresel müzikler eşliğinde konuklara sunuldu.
İçilen çaylar eşliğinde samimi sohbetlerin kurulduğu görüldü…



