Haber: Atilla YÜCEAK
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde işçilerin başlattığı grev, yalnızca bir ücret mücadelesi değildir; aynı zamanda Türkiye’de sosyal demokrasinin, emek hareketine karşı konumlanışı bakımından kritik bir eşiktir. Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın grev sürecindeki tutumu, sadece bir yerel yöneticinin sendika karşıtı grev kıricı refleksi değil, aynı zamanda CHP içindeki ideolojik yönelim krizinin somut bir tezahürüdür.
CHP içinde ki bir işverenin “DİSK komprodordur” sözü sıradan bir söz olarak görülemez.
Tugay’ın işçilere karşı yürüttüğü tutum, CHP’nin 31 Mart yerel seçimlerinden sonra aklını bir nebze başına alarak halkla kurduğu görece daha doğrudan ilişkiye bir tepki olarak okunmalıdır ki Bu tutumu uygarlık sermayenin iktidardaki temsilcileri;
Kayımlarla tutuklamalarla gözaltılarla operasyonlarla katmer katmer yapmaktalar.
Başkan Tugay’a gelecek açısından buradan ekmek çıkmaz ki kime yaranıyor anlaşılır gibi değil.
İzmir’de bir sendikacının yapmış olduğu saçma sapan matematiksel hesapları dikkate dahi almamak gerekir.
CHP’nin;
Kent uzlaşını da göz ardı etmeden elde edilen seçim zaferinden bu yana bazı kesimler, partinin emekle, sokakla, yani doğrudan halkla daha yakın ilişkiler kurmasından oldukça rahatsızlık duymaktadır. Bu kesimler için sosyal demokrasinin sınırları, müzakere odalarında çizilmelidir;
Yıllarca Kılıçdaroğlu ve ekibi rarafından tukaka ilan edilen Sokak;
Onlar için kontrolsüzlük ve istikrarsızlık tehdididir.
İzmir’de grev kırıcılığını soyunan Cemil Tugay’ın grev karşıtı açıklamaları ve tutumu, aslında bir ideolojik konumlanmanın işaretidir. Ona göre grev yapan işçiler “Aşırı taleplerde” bulunmaktadır; çünkü işçinin hakkını araması, eşit işe eşit ücret istemesi, sistemin sınırlarını zorlamaktadır. Oysa tam da bu nedenle, emek mücadelesi “Sosyal demokrasi” söylemini gerçekliğe dönüştürebilecek en önemli toplumsal zemindir. Başkan Tugay’ın tutumu, bu zemini reddetmektedir.
İzmir grevinden ve görev kırcısı başkan Tugay’ın davranışlarından ders çıkartmamız gerekir!
İzmir grevi, dolayısıyla bir belediye başkanının emekle kurduğu ilişkiyi değil, bir bütün olarak CHP’nin gelecekte nasıl bir çizgi izleyeceğini de tartışmaya açmaktadır.
CHP, neoliberal belediyecilik anlayışının sınırları içinde mi kalacaktır, yoksa toplumsal muhalefetin, özellikle de emekçilerin öznesi olmayı mı tercih edecektir? Bu soru bugün yalnız İzmir’de değil, Kocaeli’de yaşayan biri olarak Türkiye’nin dört bir yanında yanıtlanmayı beklemektedir diye düşünüyorum.
Oligarşik sermayenin kıskacındaki toplumsal muhalefetin aklını başına alması gerekir!
Bu bağlamda grev, yalnızca İzmirli işçilerin değil, aynı zamanda sosyal demokrasiyi yeniden tanımlamak isteyen herkesin mücadelesidir.
Ya CHP emekten, demokrasiden, barış’tan, işçi sınıfından yana saf tutacak ya da kendini yeniden salonlara hapsedecektir.
Grev kırma heveslisi, salon “Demokratı”Cemil Tugay’ın tercihi açık;
Önemli olan, halkın ve partinin tabanının buna nasıl yanıt vereceğidir.
“Hep birlikte bekleyip göreceğiz” dememek için kişilerle emekçilerle birlikte sorunun çözülmesi için mücadele edeceğiz.
Şiir Sevdanın Militanıdır!
Aşk Örgütlenmektir!






