|
Getting your Trinity Audio player ready... |
Haber: Erdem UYGUR
SOLMEDYA – Türkiye’de son 21 yılda yaşanan intihar vakaları, toplumun yaşadığı derin ekonomik ve sosyal buhranın çarpıcı bir göstergesi haline geldi. Resmi verilere göre 2003-2024 yılları arasında toplam 71 bin 928 kişi yaşamına son verdi. İntihar oranlarında özellikle 2018’de başlayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrası dikkat çeken bir sıçrama yaşandı.
2003’ten 2024’e yüzde 94 artış gösteren intihar olayları, sadece bireysel bir trajedi değil; aynı zamanda sistematik bir toplumsal sorunun yansıması olarak değerlendiriliyor. 2018-2024 döneminde 27 bin 489 kişi intihar etti. Bu sayı, AKP iktidarındaki tüm intiharların yüzde 40’ına tekabül ediyor. Aynı dönemde, intihar kaynaklı ölümlerde yüzde 41’lik bir artış yaşandı.
Özellikle 2021 sonrası kronikleşen yüksek enflasyon, işsizlik, borçluluk ve sosyal yardımlara erişimdeki zorluklar, bireylerin yaşamını doğrudan etkiliyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, BirGün’e yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile derinleşen ekonomik kriz, binlerce yurttaşın hayatına mal oldu” dedi.
2021-2024 döneminde intihar eden kişi sayısı 16 bin 961 olarak kaydedildi. Yalnızca “geçim sıkıntısı” nedeniyle intihar edenlerin sayısı ise bu dönemde 1.301 kişi oldu. 2023 yılında bu sayı 275 iken, 2024’te yüzde 46’lık artışla 402’ye yükselerek rekor kırdı.
İntihar eden yurttaşlar arasında yaşlıların ve gençlerin sayısındaki artış da dikkat çekiyor. AKP iktidarı boyunca 60 yaş üstü 10 bin 820 kişi intihar etti. 2018-2024 arasında 15-24 yaş grubundan 6 bin 263 genç yaşamına son verdi. Bu veriler, hem yaşlı yoksulluğu hem de gençlerdeki umutsuzluk ve gelecek kaygısının ulaştığı noktayı gözler önüne seriyor.
Gamze Taşcıer, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu bu trajediyi şöyle değerlendirdi:
“Bu tablo, toplumun yalnızca ruh sağlığıyla sınırlı bir krizle değil; aynı zamanda yaşam koşullarının bütüncül olarak çöktüğü bir sosyal felaketle yüz yüze olduğunu göstermektedir. İntiharlar, ekonomik buhranın, sosyal bağların çözülmesinin ve devletin koruyucu işlevini yitirmesinin doğrudan sonucudur.”
Taşcıer, bu verilerin Türkiye’nin içine sürüklendiği **“varoluşsal kriz”**in göstergesi olduğunu belirterek, iktidarın sorumluluk alması gerektiğinin altını çizdi.






