SOLMEDYA – Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Ocak 2026 Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçları, emek piyasasında zayıflamanın sürdüğünü ortaya koydu. 15 ve daha yukarı yaştaki işsiz sayısı bir önceki aya göre 73 bin kişi artarak 2 milyon 819 bine çıktı. Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı 0,3 puan artışla yüzde 8,1 olarak hesaplandı.
Cinsiyet dağılımına bakıldığında işsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,6 olurken, kadınlarda yüzde 11,0 seviyesinde gerçekleşti. Kadın işsizliğindeki yüksek oran dikkat çekmeye devam etti.
İstihdam cephesinde ise sert bir düşüş yaşandı. Ocak ayında istihdam edilenlerin sayısı 516 bin kişi azalarak 31 milyon 953 bine geriledi. Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam oranı 0,8 puan düşerek yüzde 47,9 oldu. Erkeklerde istihdam oranı yüzde 65,3 iken, kadınlarda bu oran yüzde 30,9’da kaldı.
İşgücüne katılım oranı da geriledi. İşgücü sayısı 443 bin kişi azalarak 34 milyon 772 bine düştü. Katılım oranı yüzde 52,1 olarak ölçüldü. Erkeklerde yüzde 70,0 olan katılım oranı, kadınlarda yüzde 34,7 olarak kaydedildi.
Genç nüfusta tablo daha çarpıcı. 15-24 yaş grubunda işsizlik oranı yüzde 14,3’e yükseldi. Genç erkeklerde yüzde 11,9 olan işsizlik oranı, genç kadınlarda yüzde 19,0’a ulaştı.
Çalışma sürelerinde de gerileme görüldü. Haftalık ortalama fiili çalışma süresi 0,7 saat azalarak 42,4 saate indi. Öte yandan zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizleri kapsayan atıl işgücü oranı yüzde 29,9’a çıktı. Bu oran, çalışabilir durumda olup iş bulamayan ya da yeterli süre çalışamayan geniş bir kesime işaret ediyor.
EDİTÖR NOTU
Açıklanan veriler, yalnızca oranlardan ibaret değil; geçim derdi büyüyen milyonların gerçeğini yansıtıyor. İstihdamın daralması ve işgücüne katılımın düşmesi, ekonomik krizin emekçiler üzerindeki basıncını artırırken, gençlerin ve kadınların işgücü piyasasından dışlanması yapısal bir eşitsizliği gözler önüne seriyor.
Atıl işgücü oranının yüzde 29,9’a ulaşması, resmi işsizlik oranının ötesinde bir tabloya işaret ediyor. İş bulma umudunu yitirenler, eksik süre çalışanlar ve potansiyel işgücü hesaba katıldığında emek piyasasında derin bir sıkışma yaşandığı görülüyor.
Ekonomik kriz koşullarında işsizlik, yalnızca bireysel bir sorun değil; sosyal adalet, gelir dağılımı ve emek mücadelesi açısından da temel bir başlıktır. Çalışma hakkının güvencesi, sendikal örgütlenme özgürlüğü ve kamusal istihdam politikaları, bu tablonun karşısında belirleyici olacaktır.






