Bugün klavyenin başına geçmek, bir kağıda değil de doğrudan bir barut fıçısına dokunmak gibi. Tahran’dan gelen o kısa, soğuk ve dünyayı yerinden oynatan haber bülteni ekranlarımıza düştüğünden beri hiçbirimiz aynı değiliz: Hamaney öldürüldü. Sosyal medya akışlarımız bir yanda komplo teorileriyle, diğer yanda “Savaş kapıda mı?” korkusuyla çalkalanırken; sokağın gerçekliği bizi bambaşka bir yerden, en hassas noktamızdan vuruyor. Kuyumcuların önündeki o sessiz bekleyiş, akaryakıt istasyonlarındaki o tedirgin kalabalık…
Çünkü biz bu coğrafyanın çocukları olarak çok iyi biliyoruz ki; Ortadoğu’da atılan her kurşun, bizim mutfağımızda bir yangına, cebimizde bir eksiye dönüşüyor.
Altın: Korkunun ve Belirsizliğin Parıltısı
Şu an ekranlarda yukarı yönlü dik bir çizgi izleyen o altın grafiği, aslında sadece bir yatırım aracının yükselişi değil; insanlığın kadim güven arayışıdır. Kaosun hakim olduğu bir coğrafyada kağıt paralar hükmünü yitirir, maden konuşur. Ons altın rekor tazelerken, Anadolu insanının “yastık altı” refleksi aslında bin yıllık bir hayatta kalma içgüdüsüdür.
Jeopolitik risklerin bu denli tırmandığı bir iklimde, Türk ekonomisinin bu şok dalgasından etkilenmemesini beklemek saflık olur. Enerji maliyetlerinin kapımıza dayanacağı, ithalat dengelerimizin sarsılacağı bir döneme giriyoruz. Artık şunu kabul etmeliyiz: Ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir; ekonomi, doğrudan bir milli savunma meselesidir.
Savaş Bize Sıçrar mı?
Banu Avar’ın yıllardır kulaklarımıza küpe ettiği o meşhur cümleyi hatırlayalım: “Hedefteki kale her zaman Türkiye’dir.” İran’da açılan bu devasa otorite boşluğu, küresel emperyalizmin bölgeyi yeniden dizayn etme iştahını kabartacaktır. Sınırımızın hemen ötesindeki bu sarsıntı; yeni bir mülteci tsunamisi ya da kirli bir “terör koridoru” denemesi olarak kapımızı çalabilir. Ancak şunu net görmek lazım: Savaş sadece tankla, tüfekle gelmez. Savaş; dezenformasyonla, iç cepheyi birbirine düşürmekle, mezhepsel kaşımalarla ve sahte “özgürlük” vaatleriyle gelir. Eğer biz “iç kalemizi” sağlam tutmazsak, komşudaki yangının dumanı ciğerlerimizi yakar.
Çelikten Bir İrade: İç Cepheyi Tahkim Etmek
Tarih bize öğretmiştir ki; coğrafyanızın ortasında bir deprem olduğunda, ayakta kalanlar sadece binası sağlam olanlar değil, birbirine sırtını yaslayanlardır. Tahran’daki sarsıntı, Türkiye’nin “stratejik sabır” ve “tam bağımsızlık” sınavıdır.
- Dijital Kuşatmaya Dikkat: Telefonlarımıza düşen her “son dakika” bilgisi bir mermi kadar tehlikeli olabilir. Gözünüzü açın, zihninizi kirletmelerine izin vermeyin.
- Milli Kale: Kendi ordusuna, kendi devletine ve kendi komşusuna güvenmeyen bir toplum, en büyük savaşı daha başlamadan kaybeder.
Ortadoğu’nun haritaları masalarda değil, sahada kanla çizilmek isteniyor. Ancak bu topraklarda bin yıldır hüküm sürenlerin bir cevabı var: Türkiye, birilerinin “oyun alanı” değil, oyun bozanın ta kendisidir. Bugün cüzdanımızdaki kor canımızı yakıyor olabilir ama o kor, vatan savunması söz konusu olduğunda devasa bir meşaleye dönüşür.
Uyanık kalacağız, dik duracağız ve bu fırtınayı da “milli bir kale” olarak atlatacağız. Çünkü başka Türkiye yok!






