SOLMEDYA – Orta Doğu’da gerilim yeni bir evreye girdi. ABD ve İsrail’in cumartesi günü İran’a yönelik başlattığı geniş çaplı hava saldırılarında üst düzey askeri ve siyasi isimler hedef alındı; askeri tesisler ve kamu binaları vuruldu. Saldırılarda sivil kayıpların da yaşandığı bildirildi.
Bu hamlenin ardından İran, misilleme olarak İsrail’i ve Körfez’deki ABD askeri varlıklarını füze ve insansız hava araçlarıyla hedef aldı. Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn ve Kuveyt’te patlamalar yaşandı; havalimanları ve yüksek yapılar isabet aldı. Bölgeden gelen ilk bilgilere göre çok sayıda ölü ve yaralı bulunuyor.
Körfez ülkeleri haftalardır bu senaryonun önüne geçmeye çalışıyordu. Umman’ın arabuluculuk girişimleri ve diplomatik temaslar, olası bir savaşı engelleme çabasının parçasıydı. Ancak diplomasi masası devrildi; yerini füze izleri ve duman bulutları aldı.

Şimdi Körfez başkentleri zor bir hesap yapıyor:
Ya ABD ve İsrail’le daha açık bir askeri koordinasyona girecekler ya da “hedef olmamak” adına mesafeli bir çizgide kalacaklar. Analistlere göre Körfez İşbirliği Konseyi’nin ortak askeri mekanizmaları devreye sokulabilir. Böylece doğrudan İsrail’le yan yana görünmeden, bölgesel bir çerçeve içinde hareket etme seçeneği masada tutuluyor.
Ancak asıl kaygı yalnızca askeri değil. Elektrik şebekeleri, su arıtma tesisleri ve enerji altyapısı gibi hayati sistemler Körfez’in en kırılgan noktaları. Aşırı sıcak ve kurak coğrafyada bu altyapının zarar görmesi, yaşamı ve ekonomiyi felce uğratabilir.
Uzmanlar daha büyük bir dönüşüme dikkat çekiyor: Uzun süredir vekil güçler üzerinden yürüyen çatışmaların yerini doğrudan devletler arası savaş ihtimali alıyor. Bu, bölgesel güvenlik mimarisinin temelden sarsılması anlamına geliyor.
Körfez’in “güvenli liman” ve “istikrar adası” imajı ise ağır darbe almış durumda. Turizm, finans ve yatırım merkezleri olarak parlatılan kentler artık füze menzilinde. Cam kulelerin gölgesinde yeni bir jeopolitik gerçeklik şekilleniyor.
EDİTÖR NOTU:
Ortadoğu’da yaşanan her askeri tırmanış, yalnızca devletlerin değil halkların kaderini belirliyor. Savaşın faturası saraylara değil, emekçilere, çocuklara, kentlerin yoksul mahallelerine kesiliyor. Enerji hatları ve askeri üsler konuşulurken, işsizliğin, hayat pahalılığının ve demokratik hak gasplarının üzeri örtülüyor. Bölgesel güç mücadeleleri büyüdükçe içeride baskı mekanizmaları da sertleşiyor. Bugün Körfez’de ve İran’da yaşanan kriz, aynı zamanda demokrasi, halk iradesi ve emek mücadelesinin nasıl jeopolitik hesaplara kurban edildiğinin bir göstergesidir. Savaş politikaları, büyük toplumsal çelişkileri derinleştirir; barış ve halkların eşitliği ise ancak demokratik ve adil bir düzenle mümkündür.






