– ABD ile İran arasında 8 Nisan’da ilan edilen ateşkesin ardından gerçekleştirilen ilk yüz yüze görüşme, temel anlaşmazlıkların aşılamaması nedeniyle sonuçsuz kaldı. 11 Nisan’da İslamabad’da yapılan temaslarda taraflar bazı başlıklarda yakınlaşsa da, özellikle İran’ın nükleer programı ve Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik dengeleri konusunda uzlaşma sağlanamadı.
Diplomatik kaynaklara göre, Lübnan’daki çatışmalar ve bölgesel güç dengeleri de masadaki çözülmemiş konular arasında yer aldı. Tarafların pozisyonlarını koruduğu, ancak müzakere kapısını açık tuttuğu belirtiliyor.
Reuters’a konuşan kaynaklar, ABD ve İran heyetlerinin bu hafta içinde yeniden bir araya gelebileceğini aktardı. Görüşmeler için Cuma ile Pazar günleri arasındaki tarihlerin öne çıktığı ifade edilirken, Pakistanlı yetkililer de temasların sürdüğünü ve ikinci turun büyük olasılıkla hafta sonu yapılacağını doğruladı.
Öte yandan Associated Press, ikinci tur görüşmelerin daha erken bir tarihte, Perşembe günü gerçekleşebileceğini yazdı. ABD’li yetkililer ise görüşmelerin devam ettiğini ancak tarih ve heyet yapısının henüz netleşmediğini belirtti.
ABD Başkanı Donald Trump, sürece ilişkin yaptığı açıklamada, bazı alanlarda ilerleme sağlandığını ancak nükleer konuda anlaşmazlığın sürdüğünü söyledi. Trump, “İran nükleer silaha sahip olamaz. Bu kabul edilmezse anlaşma olmaz” ifadelerini kullandı.
28 Şubat’ta başlayan çatışmaların ardından ilan edilen ateşkese rağmen, taraflar arasındaki temel sorunların çözülememesi diplomatik sürecin kırılganlığını koruduğunu gösteriyor.
ÖNE ÇIKAN MADDELER
- ABD ve İran arasında ilk yüz yüze görüşme sonuçsuz kaldı
- Nükleer program ve Hürmüz Boğazı başlıca anlaşmazlık konuları
- Lübnan’daki çatışmalar da masada çözüm bekliyor
- Yeni görüşme için hafta sonu ihtimali öne çıkıyor
- ABD: “İran nükleer silaha sahip olamaz”
EDİTÖR NOTU
Ateşkesin kalıcılığı, yalnızca askeri gerilimin düşmesiyle değil, nükleer program ve bölgesel güç mücadeleleri gibi yapısal sorunların çözülmesine bağlı. Mevcut tablo, tarafların geri adım atmaktan kaçındığını ve sürecin uzun soluklu bir diplomatik gerilime evrilebileceğini gösteriyor.






